Namazda huşûnun en azı bir andır.
Düşünün; iki rekât, üç rekât, dört rekât namaz kılıyoruz ve o namazın içinde, bir an bile olsa Allah Teala’nın huzurunda olduğumuzun şuurunda olamayabiliyoruz.
Namazın neresinde olursa olsun, bir an , sadece bir an olsun Allah Teala’nın huzurunda olduğunu idrak et.
İşte o bir an, seni
“Onlar ki namazlarında huşû içerisindedirler.”
ayetinin mazharı kılar.
En azından iftitah tekbiri anında. Ama gerçekten O’nun huzurunda.
Rabbim namazlarıda huşu içerisinde olanlardan eylesin.
Hazret-i Âişe Hâlâ Öğretmeye Devam Ediyor: Annemizin Bereketi Hâlâ Devam Ediyor
Bugün sosyal medyada Hz. Âişe annemiz konuşuluyor.
Yaşı üzerinden tartışmalar yapılıyor.
“Şu yaşındaydı, bu yaşındaydı…”
Fakat ben bugün başka bir pencereden bakmak istiyorum.
Çünkü asıl hayret verici olan, Hz. Âişe annemizin kaç yaşında olduğu tartışmasının bugün hâlâ yapılması değil; aradan yaklaşık on dört asır geçmesine rağmen annemizin hâlâ bize bir şeyler öğretiyor olmasıdır.
Kurban olduğum annemizin bereketi hâlâ devam ediyor.
Düşünün…
Bir gün Hz. Âişe’nin gerdanlığı kayboluyor.
Kafile bekliyor.
Su bulunamıyor.
Ve bu küçük gibi görünen hadisenin ardından ümmete teyemmüm hükmü geliyor.
Bir gerdanlık kayboluyor…
Ümmet bir hüküm kazanıyor.
Annemizin başına gelen bir hadise, kıyamete kadar milyonlarca insanın ibadetine kolaylık sağlayan bir rahmete vesile oluyor.
İşte Hz. Âişe annemizin bereketi böyle.
Fakat daha da çarpıcı bir hadise var:
İfk hadisesi.
Bugün çevremize, özellikle sosyal medyaya bakın.
Bir insan hakkında bir iddia ortaya atılıyor.
Bir ekran görüntüsü…
Bir söylenti…
“Biri bana söyledi.”
“Ben öyle duydum.”
“Zaten herkes biliyor.”
Ve birkaç saat içerisinde bir insanın itibarı yerle bir edilebiliyor.
İnsanlar araştırmadan hüküm veriyor.
Paylaşmadan önce düşünmüyor.
Bir başkasının hayatını, birkaç cümlelik bir iddiaya teslim ediyor.
Peki Kur’an bize bu konuda ne öğretiyor?
Hz. Âişe annemizin yaşadığı İfk hadisesinin ardından…
“Onu işittiğiniz zaman, ‘Bunu konuşmamız doğru değildir. Hâşâ! Bu büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?”
(Nûr, 24/16)
Bakın…
Bu sadece geçmişte yaşanmış bir iftira hadisesinin anlatılması değil.
Bu, insanın haber karşısında nasıl davranacağını öğreten bir ahlâk dersi.
Ve bugün sosyal medya çağında bu ayet sanki yeniden önümüze geliyor.
Hz. Âişe annemiz bize hâlâ öğretiyor.
Hem de öyle bir şey öğretiyor ki…
İnsanların bir başkası hakkında konuşurken nasıl davranması gerektiğini.
Bir iddiayı ne zaman paylaşmaması gerektiğini.
Zannın nasıl büyüyüp toplumsal bir felakete dönüşebileceğini.
Bir insanın psikolojik olarak nasıl yıkılabileceğini.
İfk hadisesinde herkes konuştu.
Ama hakikati Allah açıkladı.
Sonra Hz. Âişe annemizin başka bir yönüne bakıyoruz.
Resûlullah (sav) vefat ediyor.
Fakat Hz. Âişe’nin ümmet için öğretmenliği daha yeni başlıyor.
Sahâbe geliyor.
Tâbiîn geliyor.
Dinî meseleler soruluyor.
Hadisler soruluyor.
Kur’an’ın anlaşılması soruluyor.
Peygamber Efendimiz’in (sav) ev hayatı soruluyor.
Kadınların özel hâlleri soruluyor.
İbadetler soruluyor.
Hz. Âişe anlatıyor.
Düzeltiyor.
Açıklıyor.
Öğretiyor.
Yani annemiz sadece Peygamber Efendimiz’in eşi olarak yaşamıyor.
Aynı zamanda ümmetin öğretmenlerinden biri olarak yaşıyor.
Bugün insanların onun hayatını birkaç rakama sıkıştırmasına bakıyorum da…
İnsan hayret ediyor.
Çünkü bir insanın hayatını yalnızca bir yaş meselesine indirgemek, o insanın hayatının geri kalanını görmemektir.
Hz. Âişe annemizin hayatına bütün olarak baktığımızda karşımızda:
İlim var.
Zekâ var.
Hafıza var.
Sorgulama var.
Fıkıh var.
Hadis var.
Kur’an anlayışı var.
Peygamberî hayatın en ince ayrıntılarına şahitlik var.
Ve bütün bunlar ümmete aktarılıyor.
SIRÂCEN MÜNÎRÂ…
Yüce Allah bu ifadeyi sadece Muhammed (s.a.v.) için kullandı, başka hiçbir varlık için kullanmadı.
وَسِرَاجًا مُنِيرًا
“ ve aydınlatan bir kandil.”
(Ahzâb, 33/46)
Ne muhteşem, ne muazzam bir ifade…
Sırâc, karanlıkta yanan kandildir.
Münîr, etrafını aydınlatandır.
Yani Allah, Efendimiz’i (s.a.v.) insanlığın karanlığında yol gösteren, önünü aydınlatan bir kandil olarak gönderdi.
Ve Allah bir kandil yaktı:
Muhammed Mustafa (s.a.v.)
O kandil hâlâ yanıyor.
Kıyamete kadar da yanacak.
Allah sadece “Sırâc” demedi.
Ardından “Münîr” dedi.
Çünkü kandil sadece yanmaz;
karanlığı aydınlatır,
önünü gösterir,
yolu görünür kılar.
Karanlıkta insan nereye basacağını bilemez.
Kandil yandığında ise yol ortaya çıkar.
İşte Sırâcen Münîrâ:
Karanlığın içinde yanan ve etrafını aydınlatan kandil.
Sırâc, kandilin kendisini ifade ediyor;
Münîr ise kandilin yaptığı şeyi…
Yani sadece “yanan bir kandil” değil,
“aydınlatan bir kandil.”
Onun hayatımıza tuttuğu ışık, hayatımızın her alanını aydınlatır.
Onun ahlâkına baktığımızda nasıl yaşayacağımızı görürüz.
Onun merhametine baktığımızda nasıl merhamet edeceğimizi öğreniriz.
Onun sabrına baktığımızda nasıl sabredeceğimizi öğreniriz.
Onun ticaretine baktığımızda nasıl dürüst olacağımızı görürüz.
Onun ailesine muamelesine baktığımızda nasıl eş ve baba olunacağını öğreniriz.
Çünkü o yalnızca kandil değildir;
SIRÂCEN MÜNÎRÂ’dır.
Yanan ve aydınlatan…
Şimdi dönüp kendi hayatımıza bakalım:
Hayatımızın hangi alanı karanlık?
Aile hayatımız mı?
Ticaretimiz mi?
İnsan ilişkilerimiz mi?
Çocuklarımızla ilişkimiz mi?
Komşuluğumuz mu?
Öfkemiz mi?
İbadetimiz mi?
Hayatımızın hangi alanı karanlıksa, o alanda kandilden uzak durduğumuz içindir.
Çünkü onun hayatımızda aydınlattığı her alan aydınlıktır.
Karanlık kalan her alanımızda kendimize şu soruyu soralım:
“Ben o konuda Efendimiz’in (s.a.v.) sünnetini ne kadar biliyorum?”
Onu tanımalıyız.
Onu sevmeliyiz.
Onun hayatını öğrenmeliyiz.
Çünkü tanımadığımız birini örnek alamayız.
Sünnet, sadece geçmişte yaşanmış güzel hatıralar değildir.
Sünnet, bugün karanlıkta kalan hayatımıza tutulmuş Peygamberî ışıktır.
Kandil yanıyor…
SIRÂCEN MÜNÎRÂ…
Mesele ışığın yanıp yanmadığı değil;
hayatımızın ne kadarını o ışıkla aydınlattığımızdır.
اللهم صل وسلم وبارك على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين
Mevlid Kandilimiz mübarek olsun.
O’nun (sav) nuruyla aydınlananlardan eylesin.
Amin.
Öyle işte gönlüme geldi…
Şimdi düşünün, hayal edin…
Cennette, Resûlullah Efendimiz’in (sav) huzurunda bir vuslat meclisindeyiz…
Fânî âlemin bütün hüzünleri geride kalmış. Asırlardır O’nun (sav) sevdasıyla yanan âşıklar, huzurunda halka olmuş…
Bir yanda asırlık na‘tlar, gazeller; diğer yanda yıllarca hasretini çektiğimiz O güzel Nebî’nin (sav) huzurunda bulunmanın tarifsiz heyecanı…
Gönüllerden mısralar dökülüyor:
“Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun…”
“Seni görmeden sevdik ey Nebî…”
Gözyaşları artık ayrılığın ve hasretin değil; vuslatın, sürurun ve muhabbetin gözyaşları…
Dünyada dilimizden düşürmediğimiz salât u selâmlar, o gün huzurunda bir muhabbet meclisine dönüşmüş…
Rabbim, bizleri o kutlu halkadan ayırmasın; Resûlullah (sav) ın şefaatine ve huzurundaki o tarifsiz vuslata rahmetiyle nail eylesin.
Âmin. 🤲🏻
Örnek 1 — Kadın ve erkeğin baş başa kalması
1. Öncül / Doğru tespit:
“Bu kadın ve erkek birbirlerine güveniyor ve aralarında kötü bir niyet yok.”
2. Öncül / Sahte kural:
“Kötü niyet yoksa mahrem olmayan kadın ve erkeğin baş başa kalmasında sakınca yoktur.”
3. Sonuç:
“Öyleyse baş başa kalmamız haram değildir.”
Truva Atı:
“Kötü niyet yoksa şer‘î sınır ortadan kalkar.”
⸻
Örnek 2 — Faiz
1. Öncül / Doğru tespit:
“Bu paraya gerçekten ihtiyacım var.”
2. Öncül / Sahte kural:
“İhtiyaç varsa haram olan şey helal hâle gelir.”
3. Sonuç:
“Öyleyse faiz almam/ödemem caizdir.”
Truva Atı:
“Benim ihtiyacım, hükmü değiştirmeye yeter.”
Oysa kişinin kendi ihtiyacı ile şer‘î anlamdaki zaruret aynı şey değildir.
⸻
Örnek 3 — Gıybet
1. Öncül / Doğru tespit:
“Bu kişinin gerçekten bir kusuru var.”
2. Öncül / Sahte kural:
“Bir insanın kusuru gerçekse, onu başkalarına anlatmakta sakınca yoktur.”
3. Sonuç:
“Öyleyse onun hakkında konuşmam gıybet değildir.”
Truva Atı:
“Doğruyu söylemek, her yerde söyleme hakkı verir.”
Oysa bir sözün doğru olması, onu her ortamda söylemeyi meşru hâle getirmez.
⸻
Örnek 4 — Tesettür
1. Öncül / Doğru tespit:
“İnsanın niyeti önemlidir.”
2. Öncül / Sahte kural:
“Niyet iyi ise dış davranıştaki bütün sınırlar önemsizleşir.”
3. Sonuç:
“Benim niyetim temiz; dolayısıyla Allah’ın koyduğu dış ölçülere uymam gerekmez.”
Truva Atı:
“Temiz niyet, hükmün şartlarını ortadan kaldırır.”
⸻
Örnek 5 — İçki
1. Öncül / Doğru tespit:
“Ben içki içtiğimde kimseye zarar vermiyorum.”
2. Öncül / Sahte kural:
“Bir davranış ancak başkasına zarar veriyorsa haram olabilir.”
3. Sonuç:
“Öyleyse benim içki içmemde sakınca yok.”
Truva Atı:
“Haramlığın tek ölçüsü başkasına zarar vermektir.”
Oysa bir fiilin hükmünü belirleyen ölçü yalnızca kişinin kendi zarar hesabı değildir.
⸻
Örnek 6 — Kul hakkı
1. Öncül / Doğru tespit:
“Karşımdaki insan bana haksızlık yaptı.”
2. Öncül / Sahte kural:
“Bana haksızlık yapan kişiye karşı her türlü karşılık meşrudur.”
3. Sonuç:
“Öyleyse onun hakkını çiğnemem de haklıdır.”👇🏻
🔹 Mescid vahye kafa tutarsa DIRAR olur.
🔹 Alim vahye kafa tutarsa BEL‘AM olur.
🔹 Zengin vahye kafa tutarsa KARUN olur.
🔹 Zekâ / akıl vahye kafa tutarsa HAMAN olur.
🔹 Güç / kuvvet vahye kafa tutarsa FİRAVUN olur.
🔹 Cahil vahye kafa tutarsa EBU CEHİL olur.
🔹 Sahte din anlayışı vahye kafa tutarsa SAMİRÎ olur.
🔹 Kibir ve soy vahye kafa tutarsa EBU LEHEB olur.
🔹 Zorbalık ve iktidar vahye kafa tutarsa NEMRUD olur.
🔹 Mal ve makam vahye kafa tutarsa VELİD B. MUĞÎRE olur.
Bütün mesele elindekini vahyin önüne geçirip geçirmediğidir.
@birincimucahit Tarikatla cemaat in ne olduğunu bilmeden ahkam kesmene bayılıyorum öğrenmek ayıp deyil anlaşılan babazadeniz ilminin zekatını size bahşetmemiş
@suleymanbin71@icisleri_egitim@fsdenizolgun Ula it alçak sensin aynı fetö tarzı yaklaşimlar kafanı al iki elin arasına bı düşun tabi akıl varsa iyi nemalaniyorsunki yanlışa yanliş diyemiyorsun
@alidemirinadres@divanehep Peki Allah CC ile peygamber efendimizin arasındaki elçi kimdi vahyi kim getiriyordu senin mantığinla bakarsak efendimiz şirkmi işledi haşa. Allah CC sadıklarla beraber olun derken neyi ifade etti insanoğluna
@divanehep Açıp okudum ama zekât farz diyor nekadar vermem gerekiyor neye göre hesaplamam gerekiyor söylermisin cancağızım ( buradan okunmamali haşa basit bir kitap gubiymiş algısı çikarma selefi kardeş)madem okuyup anlayacaktık resullere ne gerek vardı.
@divanehep Sen rahat ol en azından sende daha çok devletçi milletci ümmedci bu kavramları lafla deyil icraatlariyla sahada gösteriyorlar 15 temmuzdaki şehidlerimizden kactanesi onlardandi varmı sülalende 15 temmuz şehidi 1 tane islamı ne kadar biliyorsun ki yozlastiriyorlar diyorsun