Hurşit Bey gibi köklü CHP'lilerin yaklaşımını, bölünmenin hoşa gitmemesi nedeniyle, "normal" ve iyi niyetli karşılamak gerek.
Burada kritik kelime "normal" ve fakat eminim ki hepsi biliyor ki hiçbir şey normal değil, tersine "anormal". Kapıkulu CHP yönetimi, bu tür çıkışları;
Zonguldak’ta sayısız selfie çekimlerinden biri esnasında telefonun sahibinin eşi telefon eder ve:
“Efendim Burhan? Burhan, ben CHP Genel Başkanı Özgür Özel”
CHP'den AKP’ye geçen Teğmen Mehmet Ali Çelebi:
"Atatürk’ü rakı bardaklarına değil, füzelere ve uydulara yazıyoruz.
Mavi gözlü adamın emperyalizme karşı mücadelesini devam ettiren uzun adam Erdoğan’ı selamlıyoruz."
Hayırdır Yavuz efendi, sen de havaya giriyorsun yavaş yavaş. Dün namuslu bir insan gibi kendini tanıtıp bugün sözünü çiğneyenlere dünyanın neresinde ne deniyorsa onu diyoruz.
Yavuz Ağıralioğlu: (Özgür Özel hk.)
“Dün ağlayarak aday gösterdiğinize bugün hain diyorsunuz.
Ya siz nasıl insanlarsınız?
Bu memleketi, bu kadar öngörüsüzlükle size bu millet nasıl teslim edecek?”
Kafayı parayla bozmuş bunlar. Para dışında hiçbir şeye kavrayış geliştiremiyorlar. Butlancıların kafa yapısını ortaya koymuş. Kendileri gibi düşünmeyen herkese her iftirayı atıyorlar
Adıma Gezi direnişinde yüzlerce kişinin ifade tutanaklarında, 1 Mayıs İşçi Bayramlarından sonra Emekçilerin karakol zabıtlarında, siyasi davaların duruşma tutanaklarında, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında kalan sözleri nedeniyle her kim olursa olsun göz altına alındığında adliyel koridorlarında mücadele verirken rastlarsınız. Kimi zaman Edirnede, kimi zaman, silivri ve maltepe cezaevinde demokratik hukuk devleti ve adalet için canhıraş verdiğim mücadelem kayıt altındadır. Bu gün ise adaşım Deniz GÖKTAŞ için Genel Başkanım Sayın @kilicdarogluk ile İstanbul Adliyesindeyim. "Hain" diyerek cebine konulan paranın hakkını vermek için 3-5 kişi ile toplluğu galeyana getirmekle, Adalet ve dayanışma için orada bulunmak aynı şey değil. Anlamak için temiz ahlak, erdemli duruş, akçeyle kirletilmemiş berrak akıl gerekir!..
Silivri’deki hücremden altıncı kez yazıyorum.
Yılbaşından bu yana her ay bir kez kaleme aldığım #HakikatMektupları serisinin amacı; hepimizin eşit hissedarı olduğu devlette, yargıdaki ve demokrasideki dejenerasyona dikkat çekmek, bizzat muhatabı ve şahidi olduğum hukuksuzlukları kamuoyunun bilgisine sunmaktır.
Bu mektubumda, yaklaşık 500 güne ulaşan tutukluluk sürecini ve hakkımızdaki iddiaları ceza hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirdim.
“Yetki yok, imza yok.”
Dosya kapsamında tarafıma isnat edilen eylemleri gerçekleştirebilecek herhangi bir yetkiye sahip olduğumu gösteren bir kanıt bulunmamaktadır.
“Delil yok, irade yok.”
Ceza hukuku varsayımlarla değil, delillerle işler. Delil yoksa, suç da yoktur.
“Devlet sırrı yok, casusluk yok.”
İlk duruşmada açıkça görüldüğü üzere, ortada ne bir devlet sırrı ne de casusluk suçlamasını destekleyecek bir olgu bulunmaktadır.
“Sızıntı yok, manipülasyon yok.”
Dosyaya sunulan uzman mütalaaları ve bilirkişi raporları, iddiaların temelini oluşturan veri sızıntısı tezlerini doğrulamamıştır.
Mesele artık, sadece bir dava dosyası değildir; hukuk devleti, adalet duygusu ve vatandaşın devlete duyduğu güven meselesidir.
Siyaset, yargı ve basın mensuplarına gönderdiğim mektubun tamamını linkten okuyabilirsiniz.👇
https://t.co/mJLcUXXDUJ
Önceleri proje dediler, alay ettiler. Büyük bir direniş odağı meydana gelince artık bağımsız düşünme becerisini yitirmiş post-kolonyal Aydınlar gibi konuşmaya başladılar. Bu milletin de bir projesi olabileceğini akıllarından geçirmeye bile korkuyorlar
@tele2haber Zeki bir çocuk fakat sadece teori düzeyinde. İmamoğlu-Özel çizgisi bütün ezberlerin dışına çıkalı çok oldu. Bunu göremiyorlar. Bir de sosyalist olmanın ilk şartını CHP’ye vurmak sanan o eski yanılgı var.
Sayın Murat Ongun'u hiç tanımazdım.
2024 yılında evimde çıkan yangın sonucunda tanıştık. Nasıl mı?
23 sene Diyanet bünyesinde imam olarak görev yaptığım sırada, yaşadığımız acı olay sonrası bizzat beni aradı ve şöyle dedi,
- Hocam geçmiş olsun, senin için ne yapabiliriz?
- şaşırdım çünkü beni araması gereken ve yardımcı olması gereken İstanbul müftüsü veya diyanet vakfı yetkilsi olmalıydı..! Ancak; hiç biri geçmiş olsun demedi, tam aksine bazı isimler bende kalsın, sana yardımcı olacaklar vardı ama maalesef kimse oralı olmuyor dediler. Bende sebebini öğrenmek istedim, aldığım cevap şok edici oldu.
- 10 Kasım'da Atatürk'e dua ettin bu yüzden...!
Gelelim konumuza; bir akşam en az yarım saat konuştuk ve bana şu sözleri söyledi Murat Ongun
-Hocam seni biliyoruz bizim için kıymetlisin, izin ver sana yardımcı olalım ne gerekiyorsa yapalım dedi ve bende kabul ettim. Belediye'nin bir misafirhanesine yerleştirildim ve o günden sonra malum üst baş yok herşey yanmış kül olmuş, bana ve oğluma giyecek gönderdiler, daha sonra camiye yakın bir yerde kiralık ev tutularak eşyalarımı büyük kısmını gönderdiler. Hem de çok hızlı bir şekilde. Unutmadan telefon konuşması sonrası ertesi gün sayın başkanım Ekrem İmamoğlu arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti ve Hocam için ne gerekiyorsa yapın diye talimat verdi. Bu süreçten sonra
Yavuz Saltık ve başkan adayı olan İnan Güney beni ziyaret ederek sağ olsunlar ilgilendiler. Dikkat ettiniz mi? Diyanet işin içinde yok ama ben diyanet personeliyim! Yavuz başkan şimdi özgürlüğüne kavuştu, dualarım geride kalanlar için🤲 ileri bir zamanda gittim
Murat Ongun'a teşekkür etmeye o süreçte bana hal hatır sordu ve bende çok şükür sayenizde toparlan��yorum dedim. Bana eğer üzerine mobbing vs oluyorsa bünyemizde seni görmekten onur duyarız diyerek davet etti.
Ekrem İmamoğlu başkanımızla bu konu görüşülmüş ve onay alınmış.
Bende memur kadromla mezarlıklar müdürlüğüne geçişimi yaptım. Çünkü yıllarca başarı ile hizmet ettiğim diyanet benimle ilgilenmeli iken İBB bana kol kanat gerdi ve zor günlerimde yanımda oldu. Ömrüm boyunca unutmam bunu, aynı dost bildiklerimin sırtını dönüşünü unutmadığım gibi...!
Daha çok şey anlatılır ama ben bu kadar yeterli diyor ve adalet bekleyen, ailelerine kavuşmayı bekleyen tüm güzel insanlara yüce Allah'ın inayetini diliyorum 🤲
@CAOIletisim1
@inanguney
@SaltikYavuz
Akrabalarını kadrolara dolduran Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış: “Onları güzel yerlere getirmek inancım gereğidir.”
birazcık güçlenen kafasına göre bir inanç sistemi kuruyor, dini aşağılama asıl bu değil mi?
derebeylik mi rektörlük mü?
yeni-feodalizm!
Genel merkezi işgal eden siyasi cunta bugün de 26 il başkanını görevden aldığını ilan etti.
Bir kez daha söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi binadan ibaret değildir. Biz meşruiyeti koltuktan değil halktan alıyoruz.
Benzin istasyonunda mizansen yapanlar; sokakta yürümekten aciz olanlar, halka rağmen siyaset yapılamayacağını öyle ya da böyle öğrenecekler!
Ülkenin hakettiği muhalefete kavuşması artık AKP’nin problemi. İnşallah muhalefetin hakkını verirler. Biz bu ülkenin hakettiği iktidara kavuşmasının mücadelesini veriyoruz
Seçilmiş CHP sıkıntıda mı? Evet ama hastalığının tanısı ve çözümü belli olmuş insanın huzurlu ruh halinde.
İlaçla tedavi deneniyor ve son çare, hastalıklı Kapıkulu CHP'nin operasyonla kesilip atılması.
Gövde parti örgütüdür, atılan parça siyasi atık olarak tarihe gömülecek.
Bir şeyler oluyor güzel memleketimde…
Bir şehri gezer geçersiniz. Bir de bir şehir sizi yüreğine buyur eder.
Gaziantep bugün bizi yüreğine buyur etti.
Böyle karşılananlar yorulmaz; böyle yürüyenler durmaz.
Durmayacağız, yorulmayacağız.
Bugün bu hayvan benim işletmemde bakanlık personeli tarafından ezilerek ölmesine sebep verildi. Ben CHP nin seçilmiş başkanının ekibinin gölge tarım Bakanıyım. 20 yıla yakındır İşim çiftçilik ve hiç böyle bir olay olmadı. Değil ezilmesine sebep olmak bizim işletmede hayvana bağırmak yasak!
İki gündür bakanlık personeli 14 Kişi ile çiftliğime baskın yaptılar ve tüm hayvanlarından kan alıyorlar. Zaten her yıl yapılan bir şey ama iki personel ve bizim ekip ile.
Tek gayeleri baskı yaparak eleştirilerimden vazgeçmemi sağlamak.
İlk seçimde gelip o bakanlıkta Türkiye’nin gıda egemenliğini yeniden sağlayacağım ve bunu durduramayacaksınız bunu bilin!