"Tu vas me détruire. J'aurais pu le prédire dès le premier jour, dès la première nuit"
"Beni mahvedeceksin. Olacakları ilk günden, ilk geceden tahmin edebilirdim.
Notre Dame de Paris Müzikali
Feleğin sen olduğunu anla. Doğru yolun sen olduğunu, sadece senden sana gidildiğini anla. Senin aradığın her şeyin gayesinin, sen olduğunu anla. Bütün sorularının cevabı sensin ve çaldığın kapıyı öbür taraftan açan da sensin...
— İbnü'l Arabî
Bu yüzden artık laf sokmalı, öğüt vermeli, yol göstermeli şeyler yazmak öyle anlamsız geliyor ki. Herkes aslında ne olduğunun, ne yaptığının sonuna dek farkında. Sadece bu kişi olmayı, o doğruyu veya o yanlışı yapmayı seçmiş. Ya razı ve şahit oluruz, ya da yolları ayırırız.
şule gürbüz ‘ömrüm kendimi hırpalamakla geçti. o yüzden kimseye bir şey, beni azarlayacak bir mesafe kalmadı’ diyor ya insan bazen tam orada. başına gelebilecek en ağır şeyi zaten kendi eliyle kendine yapıyor ne bir siteme yeri, ne de yeni bir darbeyi karşılayacak takati kalıyor.
"Toksik bir insanla oynanan oyunda kazanmanın tek yolu oyundan çıkmaktır." diyor Tuğçe Peker.
Bazı şeylerin şifâsı yok... Çözümü yok. Çaresi var. Yalnızca çaresi olabilecek şeyler için tek ilerleme; "gerilemeyi durdurmak" Ve çaresi dahi olmayanın tesellisi ise kestirip atmak.
İnsanlarda biraz siz iyisiniz diye iyi. Biraz arıza çıkartsanız, etrafınızda kalacak insan sayısı sınırlıdır. Bu yüzden sınanmamış ilişkiler, yakın ilişki sayılmaz.
Şule Gürbüz’ün “Sonra üzerime bir tat geldi. Halimi kabul geldi… Bu hayatı beğenir oldum” dediği yer, benim için insanın kendini (ve insanı) anlamaya başladığı yer. Orada ötekini düşman görmüyorsun. Çünkü kimse sana düşman değil, herkes kendinden yana. Bakışına şefkat ekleniyor