İçten içe parçalanırken bile "ben hallederim"in ağırlığını taşırlar. İnsanlar onlara “bağımsız, özgür, güçlü" diyor ama onlar gizlice birinin kollarına yığılmak ve bu kez gerçekten tutulmak istiyorlar..
DİSTOPYA — Son 48 saatte polis dronları, açık alanda alkol tüketen insanlara “Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal ayrılın.” anonsu yapıyor.
Önce Fatih, ardından Üsküdar sahili… Bu konu, “teknoloji kullanıyoruz” denilerek geçiştirilemeyecek kadar problemli: Hoparlörlü, spot ışıklı, termal ve gece görüşlü gözetleme cihazları…
— Baştan belirtelim, “Alkol yasağı” diye bir kanun yok.
2023’te 4250 sayılı kanun üzerinden “hatırlatma genelgesi” çıkartılarak yasak denenmeye çalışıldı fakat çok sürmeden İstanbul Valiliği’nin park, piknik alanı, sahil bandı ve plajlarda alkol tüketimini “önleme” genelgesi iptal edildi.
Gerekçe: Temel hak ve özgürlükler ancak kanunla, ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde sınırlanabilir (Anayasa m.13).” oldu.
Genel, orantısız, yaşam tarzına müdahale niteliğindeki bir yasak hukuka aykırıdır.
Somut bir rahatsızlık, gürültü veya kamu düzenini bozan davranış yoksa, yalnızca biranın varlığı tek başına suç veya kabahat oluşturmaz.
— Ek olarak, Türkiye’de kolluğun drone kullanımını özel olarak, sınırlarını, kayıt sürelerini, silme yükümlülüğünü, hâkim denetimini ve amaç sınırlamasını düzenleyen ayrıntılı bir kanun yok.
CMK m.140’taki “teknik araçlarla izleme” ise belirli bir suça ilişkin kuvvetli şüphe, hakim kararı ve son çare şartlarına bağlıdır. Genel asayiş, “alkol içenleri uyarmak” veya “şehir gözetimi” bu şartları karşılamaz.
— Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bugün hedef “açık alanda içki içenler”
Peki ya yarın?
Sahilde el ele oturan bir çift, parkta öpüşen iki genç, gece yarısı bankta oturup konuşanlar, “uygunsuz” bulunan kıyafetler, “şüpheli” toplanmalar…
Bir kez “kamu düzeni ve ahlak” gerekçesiyle havadan müdahale meşrulaştı mı, sınır çizmek çok zorlaşır.
Çünkü sınır artık kanunda değil, o anki operatörün veya talimatın “yorumunda” durur.
Kaldı ki, “müstehcenlik” maddesi gibi tanımı net olmayan bir kanun maddesi üzerinden istenildiği gibi hareket edilebiliyor.
“Kötü bir şey yapmıyorsan korkma” oto-kontrol cümlesidir.
Özgürlüğün ölçüsü, devletin sizi izlerken ne kadar nazik davrandığı değil; sizin izlenmeden, uyarılmadan, aydınlatılmadan kamusal hayatı yaşayıp yaşayamamanızdır.
— George Orwell’ın Big Brother’ı da önce suçluları izlemek için gelmemişti. Önce “düzeni” izledi.
İstanbul gibi milyonların yaşadığı, sahillerinin, sur diplerinin, parklarının sosyalleşme alanı olduğu bir kentte, gökyüzünden hoparlörle “derhal ayrılın” demek, yalnızca alkol denetimi değildir.
Kamusal alanın kimin olduğunu, orada kimin nasıl durabileceğini devletin tek taraflı belirlediği bir rejim işaretidir.
— Hukukun işi tam da buradadır: Teknolojiyi yasaklamak değil, onu anayasa, kanun, ölçülülük ve yargı denetimi altına sokmak.
Aksi halde dronlar sadece alkol içenleri değil, şehirde “uygun” bulunmayan herkesi uyarır. Ve o uyarıya itiraz edebilecek bir yer kalmaz.
Şehrin güvenliğinin bu şekilde sağlanacağı iddiası gerçekçi gelmemektedir.
Atatürk'ün şoförlüğünü yapan Seyfettin Yağız'ın aktardığı Mussolini anısı:
•İtalya büyük elçisi, Atatürk'e bir not iletmek üzere geldi.
•Atatürk sordu, ''Niye gelmiş, sorun bakalım.''
•Büyük elçi, Mussolini'nin ''eğer 4 aylığına İzmir'i bize vermezse, 40.000 askerle zorla İzmir'i alırım.'' dediğini iletti.
•Atatürk gülümseyerek ''Söyle o kerataya, o 40.000 askerle İzmir'i alamaz ama ben 4.000 askerle Roma'yı alırım.'' dedi.
•Ben Atatürk'ün sayesinde 5 lisan öğrendim. Atatürk'ün yanına hayvan gibi girdim, insan gibi çıktım.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Yusuf Tekin’in o konuşması 21 Temmuz 2025’te Ankara’da, Türkiye Basın Federasyonu’nda düzenlenen “Anadolu Sohbetleri” programında yapıldı.
LGS sorularının “bakanlık dışından kişilerce hazırlandığı” iddialarını yalanlarken ağzından şu cümle döküldü:
“Soruları bizim imam hatipte… eee… bizim okullarımızdaki öğretmenlerimiz hazırlıyor.”
Şimdi “dil sürçmesi” diyenlere: Bu bir dil sürçmesi değil.
Bu, bilinçaltının kontrolsüz dışa vurumudur.
Adam “başkaları hazırladı” iddiasını çürütmeye çalışırken, aklına ilk gelen kurum İmam Hatip oluyor. Sonra toparlamaya çalışıyor. Freud’un “Günlük Yaşamın Psikopatolojisi”nde anlattığı şey tam olarak budur: Zihin, bastırılmış gerçekliği en beklenmedik anda ortaya çıkarır.
Eğer gerçekten “bütün öğretmenlerimiz” deseydi, “imam hatip” kelimesi ağızdan çıkmazdı. Çıktı çünkü o kelime zihninde en hazır, en doğal, en “bizim” olanı temsil ediyor.
Bunu “dil sürçmesi” diye geçiştirmek, yıllardır tartışılan gerçeği örtbas etme çabasıdır.
Sistemin kimin öğretmenleriyle, kimin zihniyetiyle şekillendiğini bakanın kendi ağzından duymak, “yanlışlık” değil itiraftır.
“Dil sürçmesi sananlar”, aslında kendi kendilerini uyutuyor.
#yusuftekini̇sti̇fa
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
أكثر الظواهر السلوكية إثارة في عالم السنوريات: "المطاردات المباغتة، والصفعات الخاطفة، واستفزاز الشريك" (Play-Fighting & Provocative Tapping).
التفسير العلمي يوضح الأسباب التي تجعل القطط تتصرف بهذا الشكل "الخبيث" أو "المضحك"، مع الإجابة عن السؤال الجوهري: هل تدرك فعلاً ما تفعله وتتصرف بعقلانية؟
متوالية الصيد اللعبي" (Displaced Predatory Motor Sequence):
عندما تعيش القطط المنزلية في بيئة آمنة وتتوفر لها الوجبات دون حاجة للصيد، تتحول هذه المتوالية الجينية غريزياً نحو الرفاق في البيت (سواء كانوا قططاً أخرى، كلاباً، أو حتى أقدام البشر). التسلل من الخلف والضرب الخا��ف في المقطع ليس عدواناً، بل هو تفريغ لغريزة الصيد في قالب لعب تفاعلي (Social Play).
قياس ��د الفعل : القطط تستخدم أطراف كفوفها (Paws) كأداة استكشاف استباقية؛ فالكف يحتوي على مستقبلات حسية فائقة. عندما تضرب القطة رفيقها الغافل أو المتثاءب، فهي تقوم بـ "اختبار رد الفعل" (Reaction-Seeking Behavior) لمعرفة: هل الطرف الآخر مستعد للعب؟ أم أنه مجهد وسيرد بشراسة؟
اختبار الحدود الهيكلية والهيمنة (Social Boundary Testing):
في البيوت التي تضم أكثر من قط، يوجد نظام اجتماعي ديناميكي غير معلن. "النكزة" أو الصفعة المباغتة تُستخدم أحياناً كـ رسالة تذكيرية مسيطرة لفرض المساحة الشخصية (Individual Distance) أو لاختبار مكانة القط الآخر في السلم الاجتماعي للمنزل.
الخلاصة : القطط تدرك تماماً فعلها ال��باشر وتستمتع بنتيجة المباغتة، فهي تملك "ذكاءً قصدياً" لافتزاز رفاقها، لكن غايتها ليست السخرية البشرية، بل تشغيل أجهزة الاستشعار وغريزة الصيد والتفاعل الاجتماعي.🐾 #باستيت
Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen ameliyatın detayları:
• 30 kişilik ekip görev aldı.
• Uluslararası uzmanlardan destek alındı.
• Ameliyat yaklaşık 6,5 saat sürdü.
• Bebeğe 'Umut' ismi verilecek.
• Omurilikteki açıklık, rahme kamera ve milimetrik cerrahi aletlerle girilerek kapatıldı.
Bebeğin kurtulduğu sağlık problemleri:
• Bacaklarda hareket azlığı
• Tuvalet kontrolünde zorluk
• Beyinde su toplaması ve hidrosefali
Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezuniyet töreninde doktor adayları, Hipokrat yeminindeki "Cinsel yönelim" ifadesinin değiştirilerek okunmasına izin vermedi:
"Din, millet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının..."
Belçika Savunma Bakanı, NATO zirvesinde Atatürk’ün portresinin yanında bacak bacak üstüne atarak fotoğraf çektirdiği için uyarılıp ardından paylaştığı fotoğraf silinmişti. Bugün ise ülkesine dönerken takım elbisesini giyip ayakta fotoğraf çekip paylaşmış ve özürdilemiş…Saygı, medeniyet görgü vizyon bambaşka bir boyut. Ne okumakla ne parayla kazanılır.
Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisinden paylaşılan videolar, “kamu güvenliği” gerekçesiyle erişime engellendi.
NATO Zirvesi öncesi, Nallıhan’da doğayı koruma ve endemik türleri incelemek amacıyla düzenlenen geziden dönen TEMA Vakfı üyelerinin de aralarında bulunduğu 225 kişi gözaltına alındı; 178’i tutuklandı.
Gazeteci Ali Çağatay, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla cezaevine gönderildi.
Bir komedyenin sahnedeki sözü, doğa savunucularının gezisi, gazetecinin yaptığı haber…
Kamu güvenliği adına daha ne kadar özgürlükten vazgeçmemiz istenecek?
🚨SON DAKİKA | 12.500 nüfuslu Burdur Çavdar’da Özgür Özel adeta şov yapıyor!
“— Elimden otobüsümü aldılar. Aha da buradan size söylüyorum! Çavdar’dayım! Bir kahvehanede taburenin üzerindeyim ama milletin gönlündeyim!
— Bize büyük binalar lazım değil! Gerekirse bir portakal kasasını çeviririz, yine milletle buluşuruz!”
Özgür Özel yeni partinin kurulumu için nefes almadan çalışıyor. Cumartesi sabah olmasına rağmen karış karış ülkeyi geziyor.
AKAN SUYUN ÖNÜNDE KİMSE DURAMAZ! MİLLET BÜYÜKTÜR!
— Video o kadar güzel ki… ♥️ Denizli’de bir kahvehanede kadınlarla sohbet eden Özgür Özel’in kurduğu bir cümle, herkese tebessüm ettirdi:
“Biz burada kız kıza oturuyoruz, kusura bakma.”
Mafya vari siyasetçilerden, öfkeli yüzlerden ve kutuplaştırıcı söylemlerden yorulduk. Özgür Özel, doğru insan. 👏🏻
O kadar gerizekalı bir ekipler ki butlan kararına göre Özgür Özel'in başkanlığının hiç olmamış gibi davranılması gerektiğini dolayısıyla kendisinin eski genel başkan olarak durmaması, KK'nın da önce eski sonra yeni başkan olarak iki tane portresi olmaması gerektiğini anlamamışlar. Böyle bir kadroyu tekrar CHP'nin başına getirdiler işte.
📣Fatih Altaylı: (Kemal Kılıçdaroğlu)
⭕️ “Çok merak ediyorum. 80’ine merdiven dayamış, hepsini kaybetse de 13 seçime girmiş bir adamın bir tane bile dostu olmaz mı?
⭕️Belli ki yokmuş. Olsaydı, ‘Tarihe böyle bir leke ile mi geçmek istiyorsun?’ demez miydi?
⭕️Şimdi ben bunları yazıyorum diye çevresindeki iktidar destekli yalaka taifesi bana tüm güçleri ile saldıracaklar.
⭕️Umurumda değil.
⭕️Kemal Kılıçdaroğlu’nu uzun yıllar destekledim. Doğru yaptım, yanlış yaptım. Bilemem.
⭕️Bir kaset skandalı sonrası boşalan CHP’nin genel başkanlık koltuğuna oturması için destekledim.
⭕️Olsa olsa siyasal İslamcı bir partinin cumhurbaşkanı adayı olabilecek Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday yaptığında içimizden çok kızsak da, “Tıpış tıpış vereceksiniz” cümlesini hakaret gibi algılasak da, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Ekmek için Ekmeleddin” saçmalığı konusunda basın danışmanı Özlem Gürses’i uyarsak da destekledik.
⭕️Muharrem İnce’yi aday gösterdikten sonra yapayalnız bıraktığını, parti olarak arkasında durmadığını, sanki parti içindeki bir genel başkan adayından kurtulmak için aday gösterdiğini hissetsek de destekledik.
⭕️Altılı Masa’yı kurduğunda da “çoğulcu bir yaklaşım” diye onay verdik ama parti içindeki kimileri cumhurbaşkanı adayı olması için goygoya başladığı zaman olacakları hissederek Mayıs 2022’de ve Eylül 2022’de kendisini iki kez uyardım. “Sakın aday olmayın.
⭕️Kaybedersiniz” dedim.
⭕️İkinci uyarımdan sonra kendisinin ağır hakaretlerine maruz kaldım.
⭕️O seçimi de 13. seçim olarak kaybetti ve CHP içinde haklı olarak bir muhalefet çıktı, “Yeter artık��� dedi.
⭕️O gün bugündür o koltuğa yeniden dönmek, 80 yaşında yeniden cumhurbaşkanı adayı olmak için yırtınıyor.
⭕️Durmuyor, utanmıyor, bununla ilgili yaptığı paylaşımın altına yazılan on binlerce eleştirel yorumu bile okumuyor.
⭕️Dostu, arkadaşı, düşüneni, seveni yok görüyoruz. Yanındaki güruhun büyük bölümü, onu rezil etme pahasına partide güç ve imkan kazanmak, bunu da avantaya tahvil etmek isteyen bir grup asalak, dostu falan değil.
⭕️Ama yine de birisi söylesin kendisine.”
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun paylaştığı video sonrası üşenmedim; tek tek CHP milletvekillerinin sosyal medya hesaplarına girip paylaşımlarını inceledim.
Yapılan paylaşımlar ve verilen tepkiler sonucunda benim gördüğüm tablo net şekilde şöyle:
102 milletvekili mevcut yönetimin yanında yer alıyor. Özgür Özel ile birlikte sayı 103’e çıkıyor.
12 kişi hakkında ise net bir kanaate varamadım. Çünkü bazıları sosyal medyayı aktif kullanmıyor, bazıları ise adeta sessizliğe bürünmüş durumda.
23 kişi ise hem bugünkü paylaşımı RT ederek hem de daha önceki açıklama ve paylaşımlarıyla çok net şekilde Kemal Kılıçdaroğlu tarafında saf tutuyor.
Buyurun, detaylı liste görselde.