@el_Huzai@ylmzzms Videoda hata yok adamın anlatmak istediği şey "bu imamlar çok hadis bilmesine rağmen fıkıhta bir başkalarının fetvasını kullanıyorlar" ebu hanife yada bir başkası işte ne farkeder
@el_Huzai@ylmzzms Yahya b. Main'in günümüzdeki manasıyla hanefi olduğunu söylemek tam olarak doğru olmayabilir ama hanefi mezhebi içtihatlarından fetva verdiğini sualatından görebilirsin 👍 Üstelik sayısı hiç az da değil
@ummu_Ahmed_ Bu işin mezhebinin olmadığını kabul etmemiz lazım. Onun yerine şunu diyebiliriz daha isabetli olur: ehli hadisin içinde de ebu hanife'nin içtihatlarından faydalanan alimler vardı. Yahya b. Maîn mesela
@ummu_Ahmed_ Sorun olur. Çünkü Buhari ve Müslim gibi hadisçilerin şartları da zaten tartışmalı bi durum. bkz. Ali Albayrak Buhari'nin Kaynakları ve Fuat Sezgin. Yani gerçekten şartlar var mı? Örn. Hâkim'in kitabını İbn Hacer eleştiriyor. Diyelim ki var, yine hadisçilik isteyen bir durum bu.
Aslında Yavuz hocanın da yazdığı gibi bu işin Hanefîsi Şafiîsi Malikîsi yok. Yani bunu anlamamak için hadis tarihi fıkıh usulü rivayet tenkidi ne demek hiç bilmiyor olmak lazım.
Bu gibi mürsel rivayetleri ehli hadisin teknik olarak zayıf saydığı doğru ama ehli hadis de zayıf hadisle, mürsel hadisle ihticac eder. Hatta hadis tabiun mürseliyse, muttasıl bir mütabî bulunursa ehli hadis neden o hadisi zayıf saysın.
"Hanefi hadis usulü ehli hadis usulünden daha isabetli" Bu ifade ilmi bir fecaat. Hanefi hadis usulü diye bir şey yok. Aslında hadis usulü ifadesi de doğru değil. Şuan kitaplarını okuduğumuz şey "Hadis ıstılah ilmi" Hadisin nasıl tashih edildiği hadis usulü kitabında mı yazıyor?
Bunu oryantalistler de isnâdları sonradan tamamladınız gibi gerekçelerle çok eleştirir Schact gibi. O dönemde neden mürsel munkatı vb. rivayetler çoktu o uzun mesele. Bunun ana birkaç sebebi o dönemde isnad sisteminin ve sistemli hadis tenkidinin tam manasıyla oturmamış olması
Yavuz Köktaş hoca eserlerinden çok istifade ettiğim birisi. Özellikle müşkil hadisler konusunda çok orijinal telifleri var. Allah kendisinden razı olsun.
Bu meselede fukaha’nın ehli hadisin zayıf saydıkları hadisi makbul, sahih saydıkları rivayeti ise amele elverişli bulmayacak bir sistemleri olduğu aşikar.
Hatta ehli hadisin “sahih hadis” denilen iki rivayet, hanefiler indinde biri ahad diğeri meşhur olabilir. Bu sıhhat gücüne dair de büyük bir fark.
Nihayetinde hadis “ehli hadis” indinde dahi sadece senet değildir. Metin hadisin sıhhatine etki eder. Pek çok tanım buna işaret eder “şaz, münker” tanımları gibi.
Ancak fıkıhtan farklı bir noktaya daha dikkat çekeyim. Abdullah b. Mübarek’in Zühd metnini geçen elime aldım. 200 sayfa okuyup bırakmışım.
İçinde çokça tabiun mürseli var. Bunlar zühd ile ilgili rivayetler ve ehl’i hadis usulünde çoğu zayıf. Oysa mezhebimizde bunlar makbul.
Mesela “veren al alan elden makbuldür” rivayetinin arka planını anlatan bir rivayet gördüm ki mest oldum.
Öyle rivayetler var ki sanki ilk defa duymuşum. Üzüldüm hakikaten. Hadisin sitteye indirgenmesi sayısını arttırmıyor, azaltıyor.
Abdullah b. Mübarek sitte ashabının tamamından efendimize dahi yakın. Hadiste onların imamı sayılabilecek birisi. Oysa kitaptaki ganimetin çoğu sonradan gelen “muttasıl olma” şartı ile zayıf addediliyor.
Allahualem ben sadece Hanefi hadis usulünün var olduğunu değil, ehli hadisin usulünden daha isabetli olduğuna da mesele mesele kaniyim.
Allah Yavuz hoca başta olmak üzere meseleye emek döken herkesin sayini meşkur kılsın.
İbn Mübârek'in vefatı h. 181. Hadisin erken dönemini ifade eden bu tarihlerde yazılan Kitâb'lar, Musannefler, Sünenler ve hadis mecmualarının neredeyse tamamında durum böyle çünkü rivayet usulü o şekilde.
İbn Mübârek'in Kitâbü'z-Zühd'ünde neden bu kadar tabiun mürseli var :) Öncelikle zaten ehli hadis de fezail konularında sıhhat şartlarını esnek tutarlar. Buhârî'nin kitabında örneğin İman bölümündeki şartıyla diğer fezail bölümlerindeki şartlar aynı değil ama bundan daha önemlisi
Münker kavramını ise hadisçiler özellikle ilel kitaplarında ve özellikle Ahmed b. Hanbel hadisin "hatalı, illetli, yanlış" gibi anlamlara denk düşecek şekilde rastgele kullanmıştır. Burada tabi bahsettiğim metin tenkidinin "muhteva tenkidi" olduğunu unutmayalım.
"Şâz ve münker gibi tanımlar buna işaret eder" şâz zaten ehli hadisin kavramı değil. Bu bilgi hadis usülü kitaplarından droplanmış hazır bilgi. Ehli hadis metin tenkidini yapmadığı gibi şâz kavramını ne metin tenkidinde ne de başka bir şeyde kullanmamıştır :D
Ehli hadise göre metin de hadis sıhhatine etki ettiği söylense durum eninde sonunda sened tenkidine dönüyor. Çünkü ehli hadisin isnadı dikkate almadan, metin tenkidi yaptığına dair rivayetler çok çok az. Olanlar da zaten uydurma rivayet olduğu çok açık.
Çünkü hadis tashih ve tad'ifi meslekten hadisçi olmayı ve cerh ta'dil, ricâl, ilel gibi çok derin ilimlerde söz sahibi olmayı gerektirir. Bu insanlara biz münekkit diyoruz. Bazıları şunlardır: Buhârî, Müslim, Ali b. el-Medînî, Yahya b. Maîn, Ahmed b. Hanbel, İbn Mehdî vb.
Ehli hadisin tanımı değil. Ehli hadise göre haber iki veya üç kısma ayrılmıyordu. Bir diğer konu hanefilere göre ahad ve meşhur kavramları hadisin hadisin sübutu yani sıhhatiyle ilgili bir konu olamaz. Çünkü hadisin tashih ve tad'ifini fukaha yapamaz. Hanefiler=fukaha.
-Ki Müslim birkaç yerde kullanıyor-bu onlar için hadisin isnadlarının çokluğu demektir. Bu kadar. İbn Hibbân'ın da söylediği gibi hadislerin tamamı ahaddır zaten ehli hadise göre. Klasik hadis usulünde (yani İbn Hacer'in usul kitabı) mütevatirin tanımı ve şartları maalesef
Bir diğer satırda ehli hadis'in sahih saydığı rivayet hanefilere göre ahad yada meşhur olabilir denmiş. Öncelikle ehli hadise göre hadislerde mütevatir diye bir kavram -kelamcıların anladığı gibi- yok. Eğer bir hadise mütevatir demişlerse
Örneğin zahirilerin, hanbelilerin bile hadislerle ihticac veya amel etmede belli bir usulleri var. Her mezhebin sahih hadisi amele uygun saymadığı durumlar var. En sahih olanla amel edilir diye bir usul kaideleri yok. Tirmizî örneğin hadis sahih olsa bile amel edilmez diyebiliyor