Öyle görünüyor ki CHP gibi Yeni Parti’nin de kafası karışıktır. Daha yola çıkarken, ilk düğme doğru olsa da sonraki düğmeler yanlış iliklenmiştir. Yeni Parti’nin gömleğinde düğmeler ve ilikler birbirine karışmıştır.
https://t.co/6NI4OXtVHY
Artık bazı hususları açıklamak gerekiyor.
AHBAP soruşturması başladığı günden bu yana ben ve çalışma arkadaşlarım hakkında sistematik biçimde yalan ve iftira kampanyası yürütülüyor.
“AHBAP’a bağış çağrısı yaptınız, insanları yönlendirdiniz.” deniliyor.
Yapabilirdik. Ama yapmadık.
Ne sosyal medya hesaplarımızda ne de herhangi bir yayınımızda AHBAP’a bağış yapılması yönünde tek bir çağrımız yoktur. Tek destek çağrısı yaptığımız ve bağış topladığımız tek kurum ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) olmuştur.
“Halk TV’den ayrıldıktan sonra Oğuzhan Uğur ile çalıştınız.” deniliyor.
Hayır.
Çalışabilirdik, memnuniyetle de çalışabilirdik. Ancak çalışmadık. YouTube kanalı açmadan önce st��dyosuna gidip birlikte mekâna baktık, fotoğraf çektirdik. Hepsi bundan ibaret.
“Kızılay çadır satmadı, bu haberi AHBAP’ın önünü açmak için yaptınız.” deniliyor.
Bu iddia da gerçeğe aykırıdır.
Depremin en kritik günlerinde vatandaşlar soğukta ve yağmur altında beklerken, AFAD çadır talep ederken Kızılay çadır sattı. Bu durum Kızılay Genel Müdürü tarafından da doğrulandı. Cumhurbaşkanı da yaptığı açıklamada, “Kızılay’ın afet anında çadır satması yanlıştı.” diyerek bu uygulamayı eleştirdi.
Ortada doğrulanmış bir haberi, yıllar sonra hâlâ “operasyon” gibi göstermeye çalışmak algı yönetimine hizmet eder.
Bir diğer iddia ise Timur ve benim sürekli birilerini akladığımız ve FETÖ bağlantılı hesaplar tarafından desteklendiğimiz yönünde.
İşin ironik tarafı şu: Bunu söyleyenlerin işaret ettiği hesaplar daha birkaç hafta önce bizi “AKP’li olmakla” suçluyor, organize şekilde hedef gösteriyordu.
Hem FETÖ’cü ilan edilip hem AKP’li ilan edilmek ancak Türkiye’deki kara propaganda düzeninde mümkün.
FETÖ kumpasından yargılanan bizleri kumpası yapanlar destekleyecek he mi :)
Bizim işimiz belli.
Belgeyle konuşuruz, haber yaparız, doğruları yazarız.Kime yarar,kime yaramaz bakmayız.
İftiralar değişebilir, gerçekler değişmez.
İsrail, cezaevleri etrafına timsahlı hendek kurmak için hazırlık yapıyor... Kınayalım ama Türkiye’de iktidar adayı ve bütün anketlerde birinci durumda olan CHP’nin etrafına da yurt çapında il il, timsahlı hendekler kuruluyor!
https://t.co/51iDM1lZ6C
Tayyip Erdoğan 23 yıldır yönetimde; 72 yaşında...
Devlet Bahçeli 29 yıldır partisinin başında; 78 yaşında...
Kemal Kılıçdaroğlu 13 yıl oturdu, kurultay zor indirdi, mayısta mahkeme geri oturttu; 77 yaşında...
Ve 3'ünün de derdi tekrar aday olmak!
Geleceğe umutla bakıyorum!
Orwell“Toplumdaki hiyerarşinin sürmesi, yoksulluk ve cehaletin sürmesiyle sağlanabilir. Savaş egemen grup tarafından toplumu açlığın eşiğinde tutmak için kendi vatandaşlarına karşı yürütülür.” diyordu. Tıpkı emekliye ve asgari ücretliye yapıldığı gibi...
https://t.co/muAu1GrEZh
Anlamazdan gelmeyin @kilicdarogluk yalan söyleyen, halkını aptal yerine koyan, gerizekalı muamelesi yapan siyasetçilerden Türkiye olarak çok yorulduk. Bıktık. Size nefretin bu kadar büyümesinin nedeni dürüst olmayışınız. Kurultaya gitmiyorsunuz çünkü tek amacınız CHP’yi bölmek.
İSTER İNANIN, İSTER İNANMAYIN AMA BU OLAY TÜRKİYE'DE YAŞANDI!
Yıl 1974...
Bülent Ecevit CHP Genel Başkanı ve yüzde 42 oy ile Başbakan. (Koalisyonun diğer ortağı da Prof. Necmettin Erbakan'ın Milli Selamet Partisi.)
O tarihte İsmail Cem, TRT'nin başarılı Genel Müdürü.
Ben de Ankara Televizyonu'nda yapımcı-yönetmen ve sunucu olarak görev yapıyorum.
Günün birinde Cem Bey arayıp; Rahşan Ecevit'in Kurucu Başkanı olduğu Köylü Derneği'nin düzenlediği bir etkinlikte sunuculuk yapmamı rica ettiğini söyledi.
Kendisine bu görevi kabul etmem halinde TRT'nin kamu kuruluşu olması nedeniyle hem Kurumun, hem de bizlerin yıpranabileceğimizi belirterek olumsuz cevap verdim.
Genel Müdür anlayışla karşıladı ve bunu Rahşan Hanıma bizzat benim anlatmamın doğru olacağını ifade etti.
Verdiği adres, ünlü keman sanatçısı Suna Kan ve eşi Faruk Güvenç'in evleriydi.
Çünkü Ecevit çifti, o akşam, onların misafiriydi.
Ben gittiğimde yemekten henüz kalkıyorlardı.
Hiç unutmuyorum masada kuru fasulye, pilav ve salata vardı.
Bana da ikram etmek istediler.
Tabii ki kabul edemedim.
Rahşan Hanıma kısaca mazeretimi belirterek etkinlikte görev alamayacağını söyledim.
Hiç ısrar etmediler ve anlayışla karşıladılar.
Gitmek için izin isteyince de Başbakan Bülent Bey; kendilerinin de kalkacaklarını ve beni evime bırakmaktan memnuniyet duyacaklarını belirtti.
"Olur mu Sayın Başbakan, ben bir taksiye biner giderim,"
dediysem de ısrarcı oldular.
Neyse aşağıya indik.
Kapıda siyah renkli Renault Station makam aracı duruyordu.
O tarihlerde Başbakan Ecevit'i koruma ordusu değil, sadece Mümtaz Karaduman adlı iri yarı bir Emniyet Amiri koruyordu.
Aracın arkasında da 2 koltuk vardı. Birinde Başbakan, diğerinde Rahşan Hanım oturacaktı. Ön koltukta da Koruma Amiri Karaduman...
Yani bana yer yoktu.
Bunu söyleyince Bülent Bey;
"Mümtaz Beyden rica ederiz. o bagaja geçer, siz de öndeki koltuğa oturursunuz," dedi.
Taksiye binme isteğimi yineledim ama yine olumsuz cevap verdi.
Uzatmayayım, Bestekar Sokak'taki adrese geldik.
Renault arabaların ön kapıları zor açılır. O nedenle daha sokağa girdiğimizde kapı tokmağını sıkı sıkıya kavrayıp, açmak için hazırlandım.
Ama o da ne!
Araç durur durmaz kapı açılıverdi!
Meğer Başbakan hızlı davranıp inmiş ve kapımı da benden önce açıvermişti.
Bu eşşsiz nezaket ve zerafet örneğini anlatırken gözlerim buğulandı.
Hepsinin mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.
Türkiye böyle Başbakanlar da gördü...
Bir zamanlar solculuk oynuyordun...
Şimdi baş butlancı...
Baş yandaş oldun...
Çankaya belediyesine operasyon yapıldı diye dünyalar senin oldu...
Sıradaki belediye hangisi onu yazıyorsun...
Bir dönem CHP'li belediyelerin kapısında nöbet tutuyordun...
Şimdi nöbet tuttuğun belediyelere operasyon yapılsın diye sabah akşam yalvar- yakar durumdasın...
Hele bir çık sokağa...
Gir halkın arasında...
Senin için ne düşünüyorlar...
Bir sor bakalım...
Bir iki vatandaş ile sohbet et...
Gazetecilik halkın arasında yapılır...
Halk ile yüzleşme cesaretin varsa...
Hadi aslanım çık Kızılay meydanına...
Çık Taksim meydanına...
Çık Kadıköy meydanına...
Çık Esenyurt meydanına...
Yandaş TV koridorlarında sabahlamak gazetecilik değil...
Gazetecilik onurlu duruştur...
Bunu halkın arasına çıkınca anlayacaksın...
Not: Ben isim yazmadım ama eminim ki o kendisini belli ettirecek..
Artık Türkiye sadece NATO’nun kanat ülkesi değil merkezine oturdu. Oturduğu yerden bir daha kalkamayacak.
Üye ülkelerin ittifakın en önemli sorununu aşarak “ortak tehdit”i nihayet belirlediklerini, düşmanı tanımladıklarını da görüyoruz: Belge de Rusya ve İran düşman! Belgeyi inzaladığımıza göre, biz de Rusya ve İran’ı düşman ve
tehdit olarak gördüğümüzü ilan etmiş oluyoruz
Sıra Abdullah Öcalan’ın taleplerinin Meclis’te kanunlaştırılmasına geldi. Uçum’un eşik aşmak dediği bu... Türk mitolojisi ve halk inancında eşik, kutsal bir sınırdır. Eşiğe basmak, oturmak veya orada durmak bereketsizlik ve uğursuzluk olarak kabul edilir.
https://t.co/sx2FyxzxUf
Ne büyük utanç. Emperyalistler
Suriye’de yüzbinlerce insanı katledip iktidara Şara’yı getirdi. Ve Trump Ankara’da işgali, sömürüyü Şara’nın yanında aşağılayarak anlattı. Emperyalistler ile işbirliği yapanların sonu her zaman bu olmuştur.
Düşman ceza hukuku muhalefete mensup yurttaşları eşit yurttaş kabul etmez. Muhalif yurttaşların Anayasal ve yasal hakları askıya alınmıştır. Yasalar önünde iktidara mensup yurttaşlar ile eşit değildirler. Tanju başkanın davası düşman ceza hukuku uygulamasının en somut örneklerinden birisidir. @zaferpartisi@tanjuozcanchp
Hiçbir başarı cezasız kalmaz. Türkiye'nin yüz akı bir tarım sevdalısını cezalandırmak istiyorlar. Seni Tarım bakanı yapacağız @sencer_s ... İthalat rantiyecileri, et baronları kaybedecek; Türk çiftçisi kazanacak.
TRUMP'UN İDDİLARI ve AKP HÜKÜMETİNİN SESSİZLİĞİ
ABD Başkanı Trump, üstelik Türkiye'de ve NATO toplantısında, dünyanın gözleri önünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik bazı iddilarda bulundu.
1. Trump: "Cumhurbaşkanını aradım Rahip Brunson'u derhal serbest bıraktı" dedi. Daha önce de bunu söylemişti. Eski ve yeni Adalet Bakanlarımız ise sabah akşam, "Yargı bağımsızdır!" diyorlar. AKP hükümeti, Trump'ın bu açıklamasına karşı neden sessiz?
2. Trump: "Erdoğan savaşa girmek istiyordu. Ben olmasaydım savaşa girerdi, karşı tarafta yer alırdı!" dedi. Yani Trump, Türkiye'nin, ABD-İsrail'e karşı İran'ın yanında savaşa girmek istediğini söyledi. Cumhurbaşkanı'nın gerçekten böyle bir niyeti ve kararı var mıydı? Eğer varsa, bundan AKP'nin haberi var mıydı? Bu konuda TBMM ve muhalefet bilgilendirildi mi? TSK bu konudan ne zaman haberdar oldu? TSK'nın bu konuya yaklaşımı nasıl oldu?
Eğer Trump'un bu iddiları doğru değilse ve Trump yalan söylüyorsa, AKP hükümeti bu iddialara karşı neden sessiz kalıyor?
Trump'un bir İDDİLARI yanında bir de Trump'un diplomatik gelenekleri yerle bir eden yaklaşımı var.
Şöyle ki, Türkiye -ABD ilişkisi, Trump'un Erdoğan'la kurduğu kisisel ilişkiye indirgenmiş durumda. Trump, her fırsatta Erdoğan'la dost olduklarını söylüyor. Son NATO toplantısı öncesinde ve toplantıya geldiğinde de bunu tekrarladı. "O olmasaydı gelmezdim!" bile dedi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın ABD Başkanı ile iyi ilişkiler kurması kötü birşey değil. Ancak Trump, TBMM'yi, muhalefeti, hatta iktidar partisini, Türk kamuoyunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni adeta yok sayarak sadece Erdoğan'la kurduğu kişisel ilişki üzerinden hareket ediyor. Bu arda, "Erdoğan, her istediğimi yaptı!" diyor.
Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin diplomatik geleneklerine, bin yıllık devlet ciddiyetine, devletin kurumsal kimliğine aykırı değil mi?
AKP hükümeti, Türkiye- ABD iliskisinin sadece Trump ile Erdoğan arasındaki ikili ilişkiye, kişisel dostluğa indirgenmiş olmasından rahatsız değil mi?
Ayrıca bu "kişisel ilişki diplomasisi", Türkiye'nin ABD ile yaşadığı problemlerin çözümünde ne kadar etkili oluyor?
Örneğin, Trump, Türkiye'ye gelirken "Dostum Erdoğan'ı mutlu edecek bir şey yapacağım" dedi. Caatsa yaptırımlarının kaldırılabileceğini söyledi. F-35 konusunun gündeminde oldugunu söyledi. Ama Türkiye'de, "F-35 'leri vermek konusunda henüz karar vermediğini" söyledi. Türkiye, parasını ödediği F-35'leri 2019'dan bu yana alamıyor. "Trump ile Erdoğan arasındaki ilişkilerin iyi olduğu dönemde Türkiye, ABD'den F-35'leri alamazken ikili ilişkiler bozulursa ne olacak?" diye soran yok.
Türkiye'nin güvenliğinin Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel ilişkiye indirgenmesi doğru mu?
İkincisi: Trump, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara’dayken İran'ı, yeni saldırılarla tehdit etti ve İran yönetimine hakaret etti. Trump'un NATO toplantısı için bulunduğu Türkiye'den, Türkiye'nin başkenti Ankara'dan, Türkiye'nin sınır komşusu İran'ı tehdit etmesi ve İran yöneticilerine hakret etmesi kabul edilebilir mi? AKP hükümeti bu saygısızlık karşısında neden sessiz?
Son olarak NATO toplantısı için Türkiye'ye gelen Trump'un Türkiye'de büyük bir coşkuyla karşılanması gerçeği var.
Ankara'da uğruna yollar yapılarak, ayağına kırmızı halılar serilerek, mehterler çalınarak, savaş uçaklarının Ankara semalarını Amerikan bayrağının renklerine boyararak, İstanbul'da köprüye Amerikan bayrağının renkleri yansıtılarak karşılanan bu Trump, Filistin'de, Gazze'de çoluk çocuk demeden Müslümanları katleden İsralil'in ve Netenyahu'nun suç ortağı değil mi? Bu Trump, daha kısa süre önce İran'da masum çocukları katkeden ABD'nin Başkanı değil mi? Nerede kaldı Filistin, Gazze duyarlılığı! Nerede kaldı "din kardeşliği" söylemi?
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin 81 il valiliğine gönderdiği resmi yazıda 15 Temmuz için “kurucu bir dönüm noktası” denildi. “Kurucu dönüm noktası”nı ise Tom Barrack açıklamıştı: Osmanlı millet sistemi! Yani 15 Temmuz, yeni bir devletin işaret fişeğidir.
https://t.co/08lscGDzsu
Timur Soykan: "Kim yerli ve milli, kim dış güçlerin oyuncağı belli oldu
NATO'ya ve Emperyalizme karşı çıkıp, Filistin'in Gazze'nin yanında duranın Akp'li iktidar değil, bizzat Solcu, Sosyalist vatanseverler olduğu anlaşıldı
Kim Sorosçu, Foncu, Amerikancı apaçık ortaya çıktı"
Karadeniz’de bulunacak doğal gazın ne kadarının ExxonMobil’e ne kadarının TPAO’ya kalacağı belli değil. Erdoğan, Trump’a öyle bir Türk kahvesi içirmiş olmalı ki telvesi Türkiye’ye kalacak. Türk kahvesi gibi doğal gazın keyfini de ABD ve Trump sürecek.
https://t.co/HpEoG3zWnM
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."