15 Temmuz'un 10'uncu yılında darbeye giden yolun köşe taşlarını anlatan flash belleğin hikayesini yazdım.
Fethullahçı Adil Öksüz'ü üzen deşifrenin detaylarına programında yer verdiği için sevgili Cüneyt Özdemir'e teşekkür ederim. @cuneytozdemir
Çapa Tıp Fakültesi'nden birincilikle mezun olan Merve Nur Uçar;
"Hem bu deveyi güdecek hem bu diyardan kalacağız…"
Çünkü deve de bizim, diyar da bizim.
📌Helal olsun!! Birileri gibi "ülkemde doktor olacağıma gider Avrupa’nın çöpünü temizlerim" dememiş.
ALTAY Tankı artık çağdışı mı?
FPV dronlar milyonlarca dolarlık tankları birkaç bin dolara imha edebiliyor. Peki o zaman Türkiye neden Altay tankını geliştiriyor?
Aslında cevap, tankta değil onu destekleyen teknolojilerde saklı.
Sizce tanklar geleceğin savaşlarında hâlâ önemli olacak mı?
👇 Yorumlarda fikrinizi yazın.
#Altay #Tank #Drone #FPV #Türkiye #SavunmaSanayii #AskeriTeknoloji #Military #Defense #Teknoloji #Savaş #Reels #Keşfet #explorepage
İçerden müthiş bir eleştiri.
Topa tutmuş resmen.
Türk Halk Müziği sanatçısı, müzisyen Handan Aydın.
Alevi toplumunun önemli seslerinden biri.
Bi dinleyin.
Bu Adamın ismi Kazım Kurt
Eskişehir Odunpazarı ilçe Belediye başkanı CHP li
Dediği kelimeye bak
"Kurtuluş şavaşında Buldukları Bir Kemal gibi
Kefalistler iyi dinleyin ve Anlayın bu kelimeyi
Tarabya'daki ingiliz okulu...
Gerçek adı Özel Tarabya Anadolu lisesi...
Fakat okul yönetimi bu ismi ısrarla kullanmayıp Trabya British School yani İngiliz Okulu ismini kullanıyor...
Bakanlık bu sebeple okula soruşturma açtı idari para cezaları uyguladı ve durum ruhsat iptaline kadar gidiyor...
Mezuniyet törenine ingiltereden Lord Edimburg dükü prens Edward geliyor...
"Türk" çocuklarının elinde ingiliz bayrakları kafalarında ingiliz binicilik şapkası, hiç bir yerde Türk bayrağı yok...
Mezuniyet töreni İngiliz büyükelçiliği (İngiliz Toprağı sayılır) bahçesinde yapıldı...
Çocuğunu bu okula gönderen bir çok ünlü fırsatını buldukça M. Kemal'in askerleriyiz, ne mutlu Türküm diyene derken törende tek bir Türk bayrağının olmamasından hiç mi rahatsız olmadı? ...
Mustafa Sandal'ın
Özcan Deniz'in
Cem Yılmaz'ın çocukları sevinçle İngiliz bayrağını sallıyor/salladı...
Erbakan ile Ecevit'in merhamet farkı...
1996 ve 2000 yılındaki ölüm oruçlarıyla çırpınan insanlara yaklaşımlar..
Zülfü Livaneli ve Mukadder Başeğmez anlatıyor..
Programın tamamı ve daha fazlası için tıklayın ve ABONE OLUN👇
https://t.co/IlmvXXxn6g
Bu videoyu herkes izlemeli..
Tebrikler @trhaber_com
Türk bayrağı yok, İngiliz gaydası var.
▪️ "Osmanlı" desek huzursuz olacaklar ama "God Save the King"e bir servet harcayabiliyorlar.
▪️ Tarabya İngiliz Koleji, "Doğulular için pek muteber" mezuniyet töreni sembolleriyle ve pek meşhur velileriyle gündemde.
@Ferhatarslandr Peki siz olayın iç yüzünü biliyor musunuz?
Bu öğrenciler neyi, nasıl protesto etmişler?
Bu tip bir eylem eğitim kurumlarında normal midir?
İspanyol boğa şişleyince: Spor.
Danimarkalı balina avlayınca: Ticaret.
Çinli köpek kesince: Festival.
Hristiyanlar hindi kesince: Yılbaşı.
Kanadalılar fok avlayınca: Kürk ticareti.
Amerikalı zengin aslan vurunca: Safari.
Yahudiler Kaparot yapınca: Arınma.
Fransızlar kazı zorla besleyince: Gurmelik.
İngiliz aristokratı tilki avlayınca: Gelenek.
Avustralyalılar kanguru itlaf edince: Nüfus kontrolü.
Japonlar yunus avlayınca: Kültürel miras.
Müslümanlar Allah rızası için kurban kesip etini dağıtınca ise “katliam” oluyor, öyle mi? Demek ki derdiniz hayvanlar değil; mesele İslam düşmanlığı.
Mısırlı sanatçı Bassem Youssef, Cüneyt Özdemir’e verdiği röportajda İsrail hakkında dosdoğru, nefis duruş sergiliyor.
Adam olmak herkese nasip olmuyor.
Darısı bizim sanatçılarımızın, elitlerimizin başına, diyorum.
Ama bunun mümkün olmadığını da biliyorum.
1️⃣Vecihi Hürkuş 1925'te ilk yerli uçağı uçurduğunda devlet; millete şapka giydirmekle meşguldü, sertifika veremedi. Hatta "Şapka, Musul'dan daha önemli" dedi, Musul'u İngiliz'e verdi!
2️⃣Hürkuş, 1930'da daha gelişmiş uçağı uçurduğunda ise devlet bütün gücüyle "dinde reform" için çalışıyordu, yine sertifika veremedi.
3️⃣Nuri Demirağ, bütün engelleri aşıp uçak filosu üretti, yetmedi Yeşilköy Havaalanı'nı inşa etti. Ancak "devlet talimatıyla" iflas ettirildi.
4️⃣Nuri Killigil, yasağa rağmen gizli silah üretip Filistin'e gönderiyordu. Fabrikasıyla birlikte havaya uçtu.
🔴Peki yıllarca süren bu engellemelerin asıl sebebi neydi? Bu tehlike geçti mi?
https://t.co/lF8a996oo2
Türkiye'den;
Bugüne kadar duyduğum
en isabetli gelecek öngörüsü.
Ayakları yere basan, doğru bir zeminden beslenen, dünyanın yarınlarını özetleyen, herkese istikamet gösteren güçlü cümleler...
Hep başkalarından duyardık bu tür cümleleri. Artık kendi cümlelerimiz dünyada yankılanır oldu.
Burada devletlere de bireylere de bir yol haritası dunuluyor.
Selçuk Bayraktar:
"Bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değildir.
Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve cebimizdeki cihazlara sızan 'Teknokapitalist Küresel Tahakkümdür.
Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor.
Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, "Gönüllü bir esaret" olarak hayatımıza giriyor.
Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz.
Harezmi de, İbn-i Sina da, Newton da, Einstein da hepimizin sahip olduğu o aynı mucizevi insan beynine sahipti; teravatlarca enerji tüketen ruhsuz bir veri merkezine değil.
Yaklaşan kuantum çağının tehditlerine karşı kalkanlarımızı bugünden örmeli, iletişim ağlarımızı Kuantum-Dirençli şifreleme algoritmalarıyla donatarak, küresel tekellerin sızamayacağı otonom ve milli mimariler inşa etmeliyiz.
Bu kuşak; kendi göbeğini kendi kesen, 'Biz en iyisini yapabiliriz' diyen, zihinsel prangaları parçalamış, asil bir hürriyet kuşağıdır.
Hakikat şudur ki; istikbalin anahtarı başkalarının yazdığı karanlık satırlarda değil, alemlerin mimarının kalbimize nakşettiği irademizde ve 'bir' olmanın muazzam sırrındadır."
Kadir Mısıroğlu hocamıza Allah gani gani rahmet eylesin…
Onu anlamak sadece söylediklerine katılmak değil, aynı zamanda farklı fikirlerle yüzleşmeye cesaret göstermektir.
islam’ı dünyayı yerinden oynatacak bir zelzele olmaktan çıkarıp kapitalizmin iğrenç vitrinlerinde sergilenen egzotik bir aksesuara dönüştürdük hep beraber. ,
hayırlı da olsun uğurlu da olsun kardeşler.
başımızdaki örtüyü, emperyalizmin o ahlaksız, o müstevli bakışlarına çekilmiş çelikten bir set, isyankâr bir bayrak olmaktan çıkaralı çok oldu. onu tüketim endüstrisinin ipek böceklerine kemirttiği, “tesettür” etiketli bir burjuva hezeyanına mahkûm ettik.
bizler, ilahi nizamın taşıyıcısı olmak yerine o nizamın sadece ambalajıyla oynayan şımarık, ehlileştirilmiş kitleleriz artık. şekil, boynumuza geçirilmiş altın yaldızlı bir tasmadır; biz de bu tasmayla gurur duyarak yürüyoruz.
kadının veya erkeğin sınırlarını belirleyen o haysiyetli kalkan, ruhun kapitalizm podyumlarında çırılçıplak soyuluşunu gizlemeye yetmiyor artık.
renklerin uyumunda, kumaşın markasında, iğnenin saplanış açısında aradığımız kusursuz “şekil”; içimizdeki direniş hattının çoktan çökertildiğinin en fiyakalı belgesidir.
görünmeyerek var olmanın, küresel düzene “ben sizin pazarınızın arzulu bir metası değilim” demenin manifestosuydu eskiden kafamızdaki. şimdi ise “beni de görün, beni de beğenin; ben de bu karnavalın içindeyim” homurtusunun ipekten dokunmuş, marka logolu bir megafonuna dönüştü.
vahşi batı’nın dayattığı estetik normlara yaranmak için şekilden şekle girerken anti-emperyalist bir dinin mensupları olduğumuzu iddia etme arsızlığını gösteriyoruz. başörtüsü, bizi modernizmin çürütücü kültürel hegemonyasından ayıran o kalın ve tavizsiz sınır çizgisi olmalıydı oysa; yine oysa şimdi o hat, moda dergilerinin “muhafazakâr stil” sayfalarında flulaştı, eridi ve yok oldu.
artık başını örten bir kadınla sistemin seküler tüketicisi arasında ontolojik bir fark kalmadı; fark sadece tüketilen markanın reyonunda ve renk paletinin tonundadır. ikimiz de aynı obez iştahla, aynı tüketim putunun önünde secdeye varıyoruz, maalesef.
şatafatlı kafelerde, nargile dumanları arasında, lüks arabaların deri koltuklarında sergilenen bu yeni “tesettür”; islam’ın o dünyayı sarsan iddiasının tabutuna çakılan çividir.
kumaşın altındaki o asi, o dünyayı reddeden mümin şuur buharlaştı; özetle, geriye sadece şıklık yarışına girmiş, kendi bedeni üzerinden sahte bir dindarlık simülasyonu üreten, kurulu düzene zerre kadar tehdit oluşturmayan evcilleştirilmiş vitrin mankenleri olarak kaldık.
başörtüsü, bizi dünyanın kirinden koruyacak ilahi bir zırh iken biz onu kendi dünyevileşmemizi, kendi içsel çürümemizi estetik bir şekilde ambalajlamak için kullandık.
şekil muzaffer olunca da el mahkum mana ipeklerin altında boğularak can verdi.
bizler artık kafamızda taşıdığımız, içi bütünüyle boşaltılmış o bayrakla teslim olduğumuz düşmanın kalesine doğru “zafer” naraları atarak yürümeye devam ediyoruz.
geçer inşallah.
ezgi akgül
4 mayıs 2026 /ankara