Eski CIA yetkilisi John Kiriakou:
"Başkana çok yakın bir dostum bana, JFK suikastına dair asla gün yüzüne çıkmayacak 10.000 gizli belge olduğunu söyledi.
Sebebi mi? Çünkü istisnasız her biri doğrudan İsrail'i işaret ediyor.
İsrail, nükleer teknolojiyi onlarla paylaşmayı reddeden ve nükleer güce erişmelerini aktif bir şekilde engellemeye çalışan JFK'ye öfkeliydi. Bu yüzden onu ortadan kaldırmaya karar verdiler."
Het internationaal recht volgen is nu “anti-Israëlisch”. Het zegt alles over de regering Netanyahu dat het coördineren van humanitaire hulp aan Gaza als te verdienen gunst wordt verleend.
Voortdurend geweld, verdergaande annexatie en de bereidheid daarmee alle vriendschappen op te blazen: dat schaadt écht de Israëlische belangen. Niet het Nederlandse beleid.
Goed dat dit kabinet een andere koers vaart dan het vorige. D66 blijft zich inzetten voor harde maatregelen zolang Israël vasthoudt aan deze koers.
#T3Gemstone O1 neden doğdu?
Deneyap Kart ile 5 yıl önce bir yolculuğa çıktık. On binlerce teknoloji takımımıza kartları ücretsiz ulaştırdık, yüz binlerce gencimize eğitim verdik. Ancak gençlerimiz otonom sistemler, İHA’lar ve insansız deniz araçları geliştirmeye başladıkça ihtiyaçlar farklılaştı. İş yapay zekâya ve gerçek zamanlı kontrole gelince #T3Gemstone O1 tam olarak bu boşluğu doldurmak için hayata geçirildi.
Sosyal medyadaki yüzeysel değerlendirmeleri görünce, meselenin teknik ve stratejik boyutunu doğrudan paylaşmak şart oldu:
Gelelim "neden bu fiyat?" diyenlere...
Karşılaştırılan ithal kartların arkasında trilyon dolarlık çip devleri duruyor.
BeagleBoard – Texas Instruments
Raspberry Pi – Broadcom
Arduino – Qualcomm
Çinli üreticiler – Rockchip
Bu firmalar kendi ekosistemlerini büyütmek için çiplerini o platformlara maliyetinin altında, hatta pazarlama bütçelerinden sağlıyor. Dışarıdan bağımsız bir yapı bu çipleri almak istediğinde ise ya kapıyı kapatıyorlar ya da piyasa fiyatının çok üstünde satıyorlar.
Biz ise bağımsız bir yapıyız, çipi piyasa fiyatından alıyoruz. Dahası, projeye başladığımızda 10 dolar olan LPDDR4 ve eMMC bellek maliyeti, küresel piyasalardaki dalgalanmalar nedeniyle bugün 100 dolara dayandı. Fiyatın büyük bölümü buradan geliyor. Piyasada bu bileşenlerin fiyatı düştüğü an, indirim olduğu gibi karta yansıtılacak.
Bu bir ticari girişim değil!
Burada kâr amacı gütmeyen, tek bir kuruş ticari beklentisi olmayan teknolojik bir çalışma var. Geliştirme masraflarının tamamını @BaykarTech ve @T3Vakfi karşıladı. Baykar olarak 10.000 adetlik seri üretime başladık ve #TEKNOFEST takımlarımıza bu kartları ücretsiz dağıtıyoruz. Donanım tasarımını da bu yüzden açık kaynak yaptık. Dileyen her gencimiz incelesin, üzerine kendi ürününü inşa etsin.
Sadece bu yıl dünyanın en büyük festivali olan #TEKNOFEST'te yarışan takımlarımıza 100 milyon TL malzeme desteği, 75 milyon TL’nin üzerinde ödül sağlıyoruz.
Çip teknolojisinde yol haritası nasıl işler?
Hazırcılık en kolayıdır. #BayraktarTB2’yi ilk yaptığımız günleri hatırlayın, motoru da veri linkini de ithal ediyorduk. "Neden uğraşıyorsunuz, dışarda hazır varken ne gerek var?" diyenler oldu. Oysa geleceğinizi dışarıdan hazır alacağınız bileşenlere dayarsanız, gün gelir en kritik anda yarı yolda kalırsınız. Biz zoru seçtik. Bugün motorları da veri linklerini de kendimiz geliştirip üretiyoruz.
Çip yolculuğu da böyle...
• Önce kartı tasarlar, yazılımını yazar, dokümante eder ve topluluğunu kurarsın.
• Ardından çip tasarımına geçersin (TEKNOFEST Çip Tasarım Yarışmamızla bu uzman nesil zaten yetişiyor).
• Ekosistem oluştukça da çip üretim yatırımına girersin.
Bugün işlemcisi henüz bize ait olmayan bir kart tasarlıyoruz ama bu kartın etrafında büyük bir milli ekosistem oluşturuyoruz.
Oturduğumuz yerden klişe eleştiriler yaparak lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmak yerine, "gençlerimize, bu topluma nasıl faydalı bir katkı sunabilirim?" diyerek taşın altına elini koymak gerekir. Biz lafa değil zoru seçip çalışan gençlerimizin emeğine ve bu ülkenin bağımsız geleceğine odaklanmaya devam edeceğiz.
Yıllar içinde gördüğüm en değerli hususlardan biri şu: Masa başında laf üretenler değil sahada zoru seçip çalışan, geliştiren, üreten gençlerimiz kazanıyor ve kazanmaya devam edecek.
İsrail’in “Türkiye tehdidi”: Saldırganlığın ürettiği paranoya ama paranoya olması İsrail’in takip edilmediği anlamına gelmez
İsrail’in “güvenlik” doktrini giderek şu anlayışa indirgeniyor: Benim güvenliğim, komşularımın savunmasızlığıdır.Suriye’nin toparlanması tehdit, Türkiye’nin güçlenmesi tehdit, bölgesel işbirliği tehdit, hatta ülkelerin kendi hava sahalarını savunabilmeleri bile tehdit! İdlib’i bombalayan Türkiye değil İsrail; Suriye hava sahasını ihlal eden de Türkiye değil İsrail. Buna rağmen saldırgan, kendisini hayalî bir “Türk tehdidi”nin mağduru olarak sunuyor. Çünkü asıl korkusu Türkiye’nin İsrail’e saldırması değil, İsrail’in istediği zaman istediği ülkeyi vurabildiği bölgesel düzenin sona ermesidir. Bunun adı güvenlik değil, sınırsız üstünlük ve hegemonya talebidir.
https://t.co/9avSZKoC8A
Malazgirt’te hem dehasının hem de bileğinin kuvvetiyle bize bu aziz vatanın kapılarını açan Sultan Alparslan’ı, onun kutlu ve yiğit ordusunu, şehit ve gazilerimizi bugün bir kez daha kemaliedeple yâd ediyorum.
Malazgirt Zaferimizin 955’inci yıl dönümü mübarek olsun.
20 MİLYON TL ÖDÜLLE ARANIYOR!
RT EDELİM VE PAYLAŞALIM…
İSTANBUL’U KANA BULAYAN DARBECİ: MEHMET NAİL YİĞİT
İçişleri Bakanlığı Terör Arananlar Listesi güncel yönetmeliğine göre, Kırmızı Kategori’deyer alan eski Tuğgeneral Mehmet Nail Yiğit’in yakalanmasını sağlayan veya yerini ihbar eden kişilere tam 20.000.000 TL (Yirmi Milyon Lira) ödül verilecektir.
(Paylaşıma eklediğim görsellerde kendisinin askeri üniformalı resmi, sivil vesikalık görüntüsü ve tarafımca yaşlandırılmış hali yer almaktadır.)
15 Temmuz'un üzerinden tam 10 yıl geçti ancak bu hain halen firari. İşte kanlı geçmişi ve mahkeme dosyasındaki şok edici ifadeler... 👇
🛑MAHKEME DOSYASINDAKİ KAN DONDURAN İFADELER
Darbe davasında yargılanan kendi silah arkadaşlarının ve alt rütbeli personelin Mehmet Nail Yiğit hakkında verdiği ifadeler:
• Eski Yarbay Durdu Selim Ayaz:
"Mehmet Nail Yiğit kışlada tüm tabur komutanlarını topladı. Bize hitaben 'Arkadaşlar genelkurmay yönetime el koydu. Sıkıyönetim ilan edildi, itaat etmeyenler Divan-ı Harp'te yargılanır. Atatürk Havalimanı ve stratejik noktaları derhal kontrol altına alacaksınız' diyerek bizzat koordinasyon haritalarını önümüze koydu."
• Eski Binbaşı Fatih Sönmez :
"Tugay Komutanı Mehmet Nail Yiğit, kışlada kurulan kriz masasında siyasi isimlerin listesini bizzat elinde tutuyordu. İstanbul'daki bakanların ve belediye başkanının ev adreslerini çıkarttırarak, bu isimlerin zırhlı araçlarla gözaltına alınıp kışlaya getirilmesi emrini kesin bir dille verdi."
🛑 KANLI EMİRLER VE İSTANBUL'UN İŞGALİ
Mehmet Nail Yiğit'in kan donduran stratejisi sadece bunlarla sınırlı değildi:
📌 Atatürk Havalimanı, Vatan Caddesi (Emniyet Müdürlüğü) ve Bayrampaşa Çevik Kuvvet binalarını işgal eden tankların çıkış emrini bizzat verdi.
📌 Paletlerin altında sivil halkın ezilmesine ve 4 vatandaşımızın şehit düşmesine, onlarca kişinin yaralanmasına neden oldu.
📌 Kışla içinde darbecilere direnen ve vatanı savunan kahraman Kurmay Albay Sait Ertürk’ün şehit edildiği çatışmanın da bir numaralı sorumlusu ve azmettiricisidir.
🛑 SİVİL GİZLİ TOPLANTI VE FİRAR HİKAYESİ
📌 Adli kayıtlara göre Yiğit, hain girişimden bir gün önce (14 Temmuz) askeri üniformasını çıkarıp sivil kıyafetle Yeşilköy Hava Harp Okulu’na geçti.
📌Orada diğer 20 darbeci generalle birlikte İstanbul haritası üzerinde tankların hangi caddeleri kapatacağını bizzat kararlaştırdı.
📌Darbe planının aksamaması için, darbe karşıtı olduğunu bildiği alt rütbeli vatansever subayları darbeden hemen önce zoraki izinlerle İstanbul dışına sürerek tasfiye etti.
📌15 Temmuz gecesi halkın ve emniyetin direnişiyle darbe çökünce, hain planları başarısızlığa uğrayan Yiğit, kışlasını terk ederek sivil kıyafetlerle kayıplara karıştı ve izini kaybettirdi.
Halkın kanına giren, kendi vatansever albayını şehit ettiren ve devlet yöneticilerini kaçırmaya yeltenen bu firari 20 Milyon TL ödülle her yerde aranıyor !
#15Temmuz #FETÖ #TerörleMücadele #MehmetNailYiğit
1788 yılında, elleri bağlı Afrikalı bir adam, Mississippi’de kendisini satın alan Amerikalı bir çiftçinin karşısında duruyordu. Prens Abdurrahman İbrahim’in 40 yıl sürecek kölelik hayatı böyle başladı.
Abdurrahman, bugünkü Gine topraklarındandı. Bölgenin yönetici ailelerinden birinin oğluydu ve iyi bir İslâmî eğitim görmüştü; bu eğitim sayesinde Arapça okuyup yazabiliyordu.
26 yaşına geldiğinde bir savaşın ardından esir düştü ve köle tüccarlarına satıldı. Böylece zincire vurulmuş hâlde Atlas Okyanusu’nu aşarak Amerika’ya uzanan acı yolculuğu başladı. Mississippi’ye ulaştığında bir çiftçi tarafından satın alındı.
Abdurrahman, sahibine ailesinin serbest bırakılması karşılığında büyük miktarda fidye ödeyebileceğini söyledi. Ancak çiftçi bunu kabul etmedi.
Yaklaşık 19 yıl sonra, 1807’de şaşırtıcı bir tesadüf yaşandı.
Abdurrahman pazardayken John Cox adında İrlandalı bir adam gördü. İkisi birbirini hemen tanıdı.
Yıllar önce Afrika’da Cox hastalanmış ve arkadaşlarından ayrı düşmüştü. O sırada Abdurrahman’ın ailesi onu misafir etmiş, kendisiyle ilgilenmiş ve iyileşmesine yardımcı olmuştu. Şimdi ise Cox, kendisine yardım eden ailenin oğlunu Amerika’da karşısında bir köle olarak buluyordu.
Cox, Abdurrahman’ın özgürlüğünü satın almaya çalıştı. Fakat çiftlik sahibi yine kabul etmedi. Cox, amacına ulaşamadan hayatını kaybetti.
Yıllar geçti. 26 yaşında esir edilen Afrikalı prens artık 60 yaşını aşmıştı. Derken kaderini değiştirecek şey, yıllar önce aldığı eğitim sayesinde bildiği Arapça yazı oldu.
1826 yılında yerel bir gazetenin teşvikiyle Abdurrahman’dan Afrika’daki ailesine Arapça bir mektup yazması istendi. Gazete de mektubu ailesine ulaştırmayı üstlenecekti.
Ancak onun Arapça yazısını gören Amerikalılar, Arapça yazının yalnızca Fas’ta kullanıldığı yönündeki yanlış kanaatleri sebebiyle Abdurrahman’ın Faslı olduğunu düşündüler. Böylece mektup, hiç beklenmeyen başka bir yola girdi.
Önce Tanca’daki Amerikan konsolosuna, ardından Fas Sultanı Mevlây Abdurrahman bin Hişâm’ın sarayına ulaştı.
Bu yanlış anlama Abdurrahman için büyük bir talih oldu. Fas Sultanı onun hikâyesinden etkilendi ve Amerikan makamlarından serbest bırakılmasını talep etti. Sultan’ın müdahalesi, sıradan bir çiftlik kölesinin tek başına elde edemeyeceği diplomatik ağırlığı onun meselesine kazandırdı.
Nihayet 40 yıllık köleliğin ardından Abdurrahman 1828’de özgürlüğüne kavuştu. Eşi de serbest bırakıldı; ancak çocukları ve torunları köle olarak kalmaya devam etti.
Bunun üzerine Abdurrahman, ailesinin özgürlüğünü satın alabilmek için para toplamak amacıyla Amerikan şehirlerini dolaşmaya başladı.
İnsanlar “Afrikalı Prens”i görmek için geliyor, bazıları ondan gözlerinin önünde Arapça bir şeyler yazmasını istiyordu.
Hikâyesinin en ilginç hadiselerinden biri de bu dönemde yaşandı.
29 Aralık 1828’de Philadelphia’da Amerikalı bir adam, Abdurrahman’dan Hristiyanların Rabbin Duası’nı (Lord’s Prayer) Arapça yazmasını istedi.
Abdurrahman kalemi eline aldı ve adamın gözleri önünde yazmaya başladı.
Yazısını tamamladığında Amerikalı adam kâğıdın altına, “Prens Abdurrahman’ın huzurunda Rabbin Duası’nı Arapça yazdığını” doğrulayan bir şerh düştü.
Fakat kâğıdın üst kısmında Abdurrahman’ın yazdığı metin aslında Rabbin Duası değildi.
Abdurrahman Fâtiha Sûresi’ni yazmış, ardından da Hz. Muhammed’e (sav) salâtüselâm getirmişti.
Kâğıdın altında ise karşısında duran Amerikalı adam, kendi el yazısıyla yukarıdaki metnin “Rabbin Duası” olduğuna şahitlik etmeye devam ediyordu.
Tek bir kâğıt… İki dil ve birbirinden tamamen farklı iki hakikat.
Daha sonra Prens Abdurrahman ve eşi gemiyle Afrika’ya doğru yola çıktı. Abdurrahman’ın ümidi, 41 yıl önce zorla koparıldığı Gine’ye nihayet geri dönebilmekti.
Ancak Liberya’ya ulaştığında ateşli bir hastalığa yakalandı ve memleketine varamadan hayatını kaybetti.
Onun yazdığı o tarihî kâğıt ise günümüze kadar ulaştı ve bugün Philadelphia’daki Amerikan Felsefe Cemiyeti’nde muhafaza edilmektedir. 👇
Ne büyük bir heyecanla okumuştum bu hutbeyi! 4 yıl önce 26 Ağustos Tarihi Cuma gününe denk gelmişti. Sultan Alparslan’ın 50.000 kişiyle Cuma namazı kıldığı meydanı hazırlamış, cumhurbaşkanımız, tüm bakanlar, genel kurmay başkanı, kuvvet komutanları ve vatandaşlarımız binlerce kişiyle cuma namazı kılmıştık.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir sözünü daha tuttu:
26 Haziran 2015 : “Buradan tüm dünyaya sesleniyorum; Bedeli ne olursa olsun, Suriye’nin Kuzeyi’nde bir devlet kurulmasına etmeyeceğiz!”
Bir çevik kuvvet polisi, cuma namazına gitmek istediği için Menemen Çevik Kuvvet Amirinden izin istiyor. Amir, “Cumaya gideceksen yanlış meslek seçmişsin.” deyip azarlıyor. Tuncelili amir (siyasal Alevi olabilir, genç yaşta üst makamlara özellikle getiriliyorlar) telefon görüşmesinde polisin Mustafa Kemal’e hakaret ettiği iddiasıyla savcılığa gidiyor. İddiası şu: Sözde, “Kadir Mısıroğlu’nun tüm sözlerine katılıyorum.” demiş.
İlk olarak şunu söylemek istiyorum: Polis memuru bunu söylememiştir, kendisine kumpas kurulmuştur. İkincisi, kumpası yanlış kurmuşlar; bu söylediğinde hakaret yoktur. Benim anlamadığım, savcıyı nasıl ikna ettikleri.
Ülkenin Cumhurbaşkanı, Üstad Kadir Mısıroğlu’nun vefatını üzülerek dile getiriyor. Yiyorsa Başkomutan’a da dava açın.
İsrail, dünyada soykırımıda, katliamıda, terörüde, ceza almadan uygulayan tek devlet, dalgalanan bayraktanda anlayacağınız gibi, BM tesisinin içinde Filistin'li bir çocuk, israil keskin nişancısı tarafından vuruluyor, nerede BM'i oluşturan 193 devlet ?
Tahriklerle, tertiplerle, tuzaklarla Türkiye’nin ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü durduracağını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdur.
Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz.
Sevgili @fatihaltayli bey,
Söz konusu başkaları olunca edep dersi vermek kolay oluyor. Akıl vermek de. Çünkü kendinizi bir üst konuma taşırsınız bunu yaparken. Bilge resmi çizersiniz. Egoya iyi gelir.
Ama asıl mesele samimiyettir. Gerçek uyarı ile ego tatmini show'u bu ayırt eder. Samimiyet ise tutarlılık ve özeleştiride açığa çıkar.
Sevgili @cuneytozdemir beyin üslubunu sizin benle ilgili kullandığınız ifadelerle kıyaslamak bile mümkün değil. Hafızanız tazelensin diye benle ilgili kullandığınız birkaç ifadeyi paylaşayım:
“Bazı sözde kendini akademisyen olarak konumlamış”, “Yaratık”, “İnsanlıktan nasibini almamış”, “Dangalak”, “Kendini bilim adamı olarak düşünen”, “sözde bilim insanı”, “bu mesele olmasa adını duymayacağımız”, “palavradan bilim insanı”, “insan suretinde dolaşan yaratık”, “size mi girdi”, “bunlar yellenilmiş olabilirler, kötü kokar”…
Bunlarla ilgili bir geri adım ya da haddi aştığınız ile ilgili bir söyleminiz oldu mu? Hayır. Hal böyle iken @cuneytozdemir beye bunları söylemeniz ne kadar tutarlı, ne kadar samimi...