leblebinin kadrajına atsız kitabı koydurmuşuz. binalilere bozkurt çektirtmekten farklı şey bu zorunda kalmışlık. sinmeyeceğiz, güdülmeyeceğiz. türkiye tekrardan türklerin olana dek alayınızı kanırtacağız. bir gün endülüs’e dönüşsek de eğer, mağripli olmayacağız, baş eğmeyeceğiz.
You make your special abilities more reliable - on demand, not on "command".
Like everything - on "command" implies resistance and separation already.
"Demand" also implies some, but it's cleaner.
So how's it done? you - do it.
Without the you.
Words are stupid.
Here: the "demand" is not even yours. It's the reality in front of you who needs it. You're a conduit. Your involvement here is the focus, your want, intent, of delivering.
So, you, as conduit. Flow.
Command has you roleplaying someone who's above that circuit which is already a parallel simulation and is not where the energy actually flows. It's deviant.
Demand - better.
Conduit - better better.
Still words are stupid.
You’re not the source—you’re the pipe.
Pun intended.
bir tribün grubu lideri 21 şubatta bir gönderiyle nasıl taraftar arası birliktelik sağlayıp takımının şampiyonluğunda pay sahibi oldu, işte böyle. @SebahattinReis seninleyiz
bu bok böceklerinin sakat zihniyetine karşı şefkat duyuyordum, tıpkı sokakta rastgele gördüğün spastik birinin mücadelesine şahit olunca duyduğun hissiyat gibi. gel gör ki öjeni gereklidir; fiziksel değil ama zihinsel sakatlara yönelik uygulanması halk sağlığı açıdından elzemdir.
ODTÜ provokasyonunun ipuçları: NATO’cu milliyetçilerin soL’a açtığı dava, esas zemini ortaya koyuyor
❝ Ülkede yurtsever, cumhuriyetçi sol etkisini artırırken Amerikancı ve NATO'cu 'milliyetçiler' paniğe kapılmış durumdalar. soL Haber'e 'NATO'cu milliyetçiler' tarafından yeni açılan 200 bin liralık tazminat davası, tam da bununla ilgili. ❞
🖊️Haber: Yiğit Günay (@yigittgunay)
https://t.co/HLOIc6jzly
12 paragraf, yüzlerce kelimelik laf salatası örneklemi. ne yeni bir tespit ne de zerre uygulanabilir çözüm önerisi var. her yerde defaatle tekrarladıkları bazı kelimeleri aralara serpiştirip spastik takipçilerinin duygularını sinyalliyorlar. bu word-dropping’i YZ daha iyi yapıyor
Ülkemiz şimdi daha güvenli değil
ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye başta olmak üzere, geniş bir koalisyonun katıldığı bir uluslararası operasyonla iç savaşa sürüklenen, ardından HTŞ denen çeteye teslim edilen Suriye’de etnik kimlik ve mezhep temelli kanlı hesaplaşmaların yeni bir evresi başlamıştır.
1.Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü İngiliz ve ABD istihbaratı tarafından yetiştirilmiş birinin şefliğindeki cihatçı koalisyonun sağlaması imkansızdı. Bu artık açıkça kanıtlanmıştır.
2.İsrail, İngiltere ve ABD’nin Suriye’nin bütünlüğünden anladıkları, kendi çıkarlarına hizmet edecek bir iklimin yaratılmasıdır. Bu iklim çatışma ve ülkeyi dağıtma dinamiklerini her durumda barındırır. Emperyalizm budur.
3.Dünyanın dört bir yanından gelen cihatçıları bünyesinde toplayan, içinde birçok IŞİD kökenli unsurun da bulunduğu HTŞ iktidarını kayıtsız şartsız destekleyen AKP’nin Suriye’nin birliği ve istikrarı için değil, kendi Yeni-Osmanlı projesine dayanak aramak için hareket ettiği zaten ortadadır.
4. HTŞ’nin yönetimindeki Suriye’nin birliğini sağlamanın ancak Kürt, Alevi, Dürzi nüfusa dönük katliamlarla mümkün olacağını söylemiştik. Şimdi bu noktaya gelmiş durumdayız. HTŞ’nin arkasında duran emperyalist güçlerin istediği de buydu. Suriye İsrail için bir engel olmaktan çıkarılmış, ülkenin kaynaklarına çökülmüş ve bütün aktörlerle ilişkilenilerek düşmanlıklar pekiştirilmiştir.
5.Herkes birbirini Amerikancılık ve İsrailcilikle suçlamaktadır. Emperyalizmin büyük başarısı tam olarak budur. SDG’yi silahlandıran da, HTŞ’yi SDG’nin üzerine süren de, AKP’ye cesaret veren de aynı odaktır. Emperyalizm çözüm istemez, sorunları derinleştirir ve sadece kendisinin yön verebileceği noktada tutar. Emperyalist sistem içindeki derin krize rağmen en azından bizim coğrafyamızda ABD ve İngiltere’nin bu yeteneğinde bir azalma olmadığı da bir kez daha görülmüştür.
6.AKP iktidarı Suriye’de dün erken ilan ettiği “zafer” için Filistin ve Ukrayna başta olmak üzere, ABD’ye siyasi, askeri, ekonomik bir dizi yeni ödün vermiştir. Bu ödünlerin faturası çok ağır şekilde halkımıza ödetilmek istenecektir.
7.Önümüze konan başka faturalar da mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtlerin duygusal kopuşunda yeni bir sayfaya imza atılmıştır. Cihatçı toplulukların Suriye’deki ilerleyişinden derin haz duyan sözde “laik” kesimlerin de desteğini alan AKP ve hâlâ “umarız Türkiye’deki çözüm süreci zarar görmez” diyebilen DEM yöneticileri ne yaparlarsa yapsınlar “kardeşlik” büyük yara almıştır.
8.Ortada zarar görecek bir çözüm süreci yoktur çünkü önümüze konan süreç hiçbir zaman bir çözüm süreci olmamıştır. Bu süreç Suriye’de yaşanan iktidar değişikliğine paralel olarak başlatılmıştı. Suriye’de sorun üreten bir sürecin Türkiye’de çözüm üretmesi mümkün değildi. Bu süreç Cumhuriyete, laikliğe karşıt ve piyasacı bir zeminde oluşmuş; ABD ve İngiltere’nin yönlendirmesi ve İsrail’in tehditleriyle gelişmiştir. Bütün bunlar herhangi bir sorunu çözmeyeceği gibi yeni sorunlar yaratacaktır ve yaratmıştır.
9.Suriye’de giderek güçlenen cihatçı koalisyon halkımıza yönelen bir başka büyük tehdittir. Bu koalisyonun Türkiye’nin toplumsal, siyasal, ideolojik dengelerini etkilemesi kaçınılmazdır. Ne acıdır ki, Türkiye’de “laik”, Suriye’de “cihatçı” olanlar, Türkiye’de Şeyh Said ve Saidi Nursici olup Suriye’de laikliği savunanlar el birliği ile AKP iktidarına yardım etmektedir.
10.Unutmayalım, bütün bu belaların kaynağında Türkiye’yi, bölgeyi ve bütün dünyayı yaşanmaz hale getiren sömürü düzeni vardır. İnsanlar birbirini boğazlarken “Suriye’ye Amerikan petrol şirketleri yatırım yapacak” diye açıklama yapanlar ve bunu marifet gibi haberleştirenler emperyalist-kapitalist sistemin yol açtığı çürümeyi simgelemektedirler.
11.İki “çözüm” sürecinin ve Suriye’de iktidar değişikliğinin ardından Türkiye daha güvenli bir ülke haline gelmemiştir. Türkiye’nin güvenliği, halkımızın ve yurttaşlarımızın güvenliğidir. Türkiye paranın egemen olduğu bu düzenden derhal kurtulmalıdır. Emperyalizme ve sömürüye karşı eşitlikçi bir Cumhuriyet için, laiklik için hep birlikte ayağa kalkmaktan başka çıkış yolu yoktur. Irkçılara, NATO’culara, TÜSİAD’çılara karşı birleşelim. Bu aynı zamanda kardeşliğin, gerçek bir birliğin de yolunu açacaktır. TKP bunun için üzerine düşeni yapacaktır.
laf salatası servisinin YZ tarafından kelimeye biraz daha güç dökülür hali. o kadar “blocker” var ki zihin şemalarında, bu zavallılığa şahit olunca şefkatle doluyorsun. gerek soğuk savaş bakiyesi refleksler gerek leninist stalinist zırvaist çağdışı şablonlar zihinleri sakatlıyor
Söylenecek çok şey var. Söyleyeceğiz de. Ancak hemen vurgulanmalı ki, AKP “İsrail tehdidi”ni fark etti, bu tehdidi İsrail ve ABD’ye istediğini vererek savuşturma yoluna gitti. Trump emperyalist bir hayduttur, işleri tüccarca çözmek gibi bir tarzı da var. Bizimkiler de yıllar önce tüccar zihniyetiyle yöneteceğiz diyerek iktidara gelmişti. Kolay anlaştılar. SDG’nin ABD ve İsrail’e vereceğinden daha fazlasını verdiler. Suriye, ülkenin güneyini İsrail’e açan, Lübnan Hizbullah’ına karşı İsrail ve ABD ile işbirliği yapan HTŞ’ye bırakıldı. AKP açısındansa Jolani ekibi aynı zamanda bir “rejim ihracı” anlamına gelmektedir. Türkiye’nin laik kesimleri içinde bu rejim ihracından çok heyecanlananlar olduğuna hiç şaşırmadık. Tutarlı bir program olmayınca, Amerikancılıktan, İsrail yanlılığından, Kürt düşmanlığından arınmak kolay olmuyor. TKP açıklamasında “Suriye’de laikliği savunanlar Türkiye’de Şeyh Said’e, Türkiye’de laikliği savunanlar Suriye’de cihatçılara sahip çıkıyor” denmişti. Acı ama durumun özeti budur. AKP Suriye’ye “rejim ihraç etti”. Ama bu aynı zamanda “ithal” edilecek bir siyasal, ideolojik, kültürel projedir ve arka planında güçlü bir ekonomik temele sahiptir.
Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar verir. Doğru budur. Ama Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar vermedi. Suriye, bir paylaşım kavgasına sahne oldu ve bu kavgada “kazanan” güçler şimdilik eski sicili kendisine her an hatırlatılabilecek uysal terörist Jolani’yi Suriye valisi ilan ettiler.
Öyle bir vali ki, düne kadar Kürtlerin hamiliğine soyunan İsrail ve ABD’den sonra Erdoğan’a bile “biz varken kimse Kürtlerin kılına dokunamaz” deme olanağı veriyor!
Suriye derslerinde ABD emperyalizmi var, İsrail var, Yeni-Osmanlıcılık var.
Ama dersler Suriye ile sınırlı değil. Kimlik siyasetinin nasıl bir çıkmaz yol olduğu görüldü. Amerikancılığın sadece bir avuç sömürücüye fayda getiren bir felaket anlamına geldiği de… Bir başka ders, bütünlüklü olmayan bir Cumhuriyetçiliğin her fırsatta patlayacağı… Filistin meselesinde patladı, Suriye’de patladı. Aslında NATO ve benzer konularda da bir karmaşa var. Bu nedenle Cumhuriyetçiler cesurca tartışmalı ve gerekiyorsa ayrışmalıdır. Bugün ABD, İsrail, İngiltere, AKP, Suudi Arabistan tarafından uzlaşılan Suriye projesine sırf SDG devre dışı kaldı diye selam çakanların Cumhuriyetçi değerlerle hiçbir ilgisi olamaz. Yol yakınken Bahçeli, Erdoğan ve Öcalan tarafından şekillendirilen Yeni-Osmanlı projesine eklemlensinler (hâlâ bunu yapmadılarsa).
“Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük târihinde onların husûsî bir şerefi vardır.”3 Mayıs'ta çekinmeden harekete geçen birkaç bin meçhul Türk gencinin halefi olmakla iftihar ederiz.
iyi ki varmışsın yav ak party. insanlık düşmanı saf kötülüğün suretlerini spatulatla kanırtır gibi asmalı kesmeli krematoryumlarda yok etmeli #boschreklamı
Anatomy Of The Wound
All stored pain is a form of need for love and permission to be. All stored wounds are self-hatred. When the self-hatred accumulates it produces inversion. Self-love, inverted. Self-respect, inverted. Self itself— inverted.
Wounds are incomplete recoils. The recoil is running because you haven't accepted the energy back, or have not finished shooting the shot.
The Original Wound: The Contract Of Pain Avoidance
Life is full of ups and downs. You love — you get betrayed. You hope high, you lose the bet. You go in with maximum expectations, face maximum disappointment. You face the evil, the aggression, the bad, bad world, you get to experience everything that is wrong.
Every time you face that pain you're presented with the same question: what does this mean about the universe, about my self. Is the universe just bad, is my self bad. Is my want incorrect. Is my own self incorrect.
What does the pain mean.
You invert your want into pain avoidance. How do I avoid this pain? The question comes with a crossroads, a contract with five options:
— Double down. Keep going, foolishly, as is. You will get hurt and face this moment again.
— Numb. Stop wanting what you want, suppress the self, decrease the contrast, decrease the want, decrease the pain.
— Endure. Accept things are bad and take it, occasionally struggling in quiet desperation. Accept nothing can be done about it.
— Deny. Just don't look at it. Look at the positive side. Paint a smiley on top of the horror. Put a blind spot there, on purpose.
— Invert. Switch sides, take sides with the aggressor, with the bad world, deny your want. Deny your aspirations. Mock it. Win by losing.
The contract is the assertion that you can avoid the pain by dealing with it at the emotional level. An attempt to reframe pain by hijacking your perception and your judgement, instead of using the pain to change your position and create the reality you want. The contract is an assertion about the nature of the universe, and the self, that keeps you as a passive receiver, victim of what happened to you, as opposed to the creator.
The contract is corruption. The contract is a trap. All the choices are false. Because the question was wrong.
Change the question from "How do I stop feeling this?" to "How does reality need to be in order for me to feel the way I want to feel"
Don't avoid the pain. Say No to the reality causing the pain. Use the pain to move, and win.
Author reality.
Selçuk Candansayar: "Bilgisayar oyunu oynadı diye olmaz. Cinsel yönelimi farklı diye olmaz. Azınlık diye olmaz. Zengin diye değil, fakir diye değil, laik diye değil, laik değil diye değil. Her çocuk olabilir. Hiçbir öngörücüsü yok.
Tanımlanmış 3 tane şey var. Dışlanmışlık-yalnızlık, ırkçılığa varan üstünlükçülük duyguları ve kadın düşmanlığı. Çünkü saldırıların %90'ında failler erkek."
futbolun deccalini siktik. bu kutlu savaşta hakkın safında bir türk olmazsa olmazdı elbette. kardeşimsin khusanov. ey viking kafiri haaland, o golü sen atmadın, allah attı
Soykırımın gölgesinde konuşanların nutuk atmaya hakkı yoktur.
Gazze’de çocukları, kadınları, sivilleri öldüren bir yönetimin mensubu olarak siz, en son konuşacak kişisiniz.
Türkiye’ye, Türk milletine parmak sallamak sizin haddinize değildir. Önce işlediğiniz savaş suçlarının hesabını verin.
Tarih de vicdan da sizi soykırımcı olarak anacaktır.