Hz. Muhammed'in (s.a.v.) suyu oturarak içmeyi esas getirdiği, "Sizden biriniz ayakta su içmesin..." (Müslim, Eşribe, 116) gibi uyarılarla bu davranışı teşvik ettiği bildirilmiştir.
Vücut pozisyonunun sıvı alımı esnasındaki mekanik etkileri, sindirim ve boşaltım sisteminin işleyişiyle doğrudan bağlantılıdır.
Mide Anatomisi ve Sıvı Akışı: Ayakta dururken mide ve yemek borusu kasları (özellikle alt özofagus sfinkteri) daha gergin bir hat oluşturur. Sıvı ayakta hızla tüketildiğinde, doğrudan mide çıkışındaki pilor bölgesine yönelir ve mide asidini aniden seyrelterek mukozaya mekanik bir baskı yapabilir. Oturur pozisyonda ise mide kasları gevşer, sıvı mide kıvrımlarına yayılarak daha kademeli biçimde ince bağırsağa geçer.
Böbrek Süzme Mekanizması: Oturur pozisyondayken pelvis ve karın içi organlar rahatlar. Sıvıların dokulara dağılımı ve böbrekler tarafından süzülme süreci (filtrasyon), vücudun parasempatik (dinlenme) sinir sistemi aktifken daha dengeli gerçekleşir.
Sindirim Enzimleri ve Emilim: Yavaş ve oturarak içilen su, tükürük ve mide özsuları ile daha iyi bütünleşir. Sıvının bağırsaklara kademeli geçişi, mineral ve su emiliminin hücresel düzeyde daha verimli olmasına katkı sağlar.
Su tüketiminde en ideal yaklaşım; oturur pozisyonda, bardağı kavrayarak ve 2-3 yuduma bölerek içmektir.
.@AhmedHulusi bu gerçeği çok uzun yıllardır çeşitli zamanlarda açıklamıştır:
Beyin dediğimiz, kendisine girmiş olan,kendisini oluşturan bilgilerden meydana gelmiş olan, algılayan , varlığı mevcut datasına göre değerlendirerek isimlendiriyor.
Sonsuz frekans okyanusundan sadece jilet aralığı kadar okuduğunla, dünyaNı yaratıyorsun, herşeyi de ondan ibaret sanıyorsun!
Evren tümüyle bir dalga okyanusu, frekans okyanusu...
Fark edelim!
Ne beynin nöronlarının sayısının ne de evrenin yıldızlarının gerçek yapının tanımıyla ilgisi yoktur!Bunlar göze GÖREDİR!
Aslında "Beyin tümüyle dalgaboyu/data/ bilgiden ibaret softwaredir.
Beyindeki bilgi çözümündeki algının
oluşturduğu varsayımdır.Beynin algısındaki tüm evren ve içindekiler hep beyinin bilgi alanındaki bilgi çözümünden başka bir şey değildir.
Evrendeki farklı bilgi decode edici (beyin) yapıların da çözümlerindeki bilgiye göre farklı evren ve varlıklar tesbitleri olur...
1992 Kitap: Hz.Muhammed Neyi Okudu
2000 Kitap:Yaşamın Gerçeği
2010 Makale-Video:Beyindeki Ölümsüz Hologram Dünyan
2014:Beyindeki Evren Gerçeği
“ARADA YALPALAYANLAR (ne hakîkatını inkâr edecek kadar istidatsız, ne de hakîkatının gereğini/“B’illâhi”yi yaşayacak kadar aşklı)”(4:143)
https://t.co/2xhhc9MKrt
Holografik Gerçeklik ve "B" Harfinin Derinliği
Holografik evren modeline göre; Tekil TEK’te hangi özellik ve potansiyel varsa, çokluk algısından oluşan her şeyde ve her bir algı noktasında da potansiyel olarak mevcuttur.
Yani, çokluk halinde algılanan parçaların her biri, gerçekte TEK’in gayrısı (ondan ayrı bir varlık) değildir; tam aksine, TEK’in tüm özellik ve nitelikleriyle vardır.
Bütünün Bilgisi Zerrede Gizlidir
Nitekim @AhmedHulusi bu hakikati şu sözleriyle ifade eder:
"Holografik evren gerçeğine göre; evrenin tümünde var olan her şey, evrendeki her bir noktada mevcuttur. Dolayısıyla evrende var olan her şey, sizin her zerrenizde mevcuttur! Allah ismi ile işaret edilen, her zerrede kendi isim ve sıfatlarıyla mevcuttur."
"Zerre Küllün Aynasıdır"
Kur’ân-ı Kerîm’in en başına konan "B" harfinin taşıdığı derin anlam da bu temel üzerine oturur. "TEK'in SEYRİ" isimli eserde açıklanan Holografik Gerçeklik; Hz. Rasûlullâh’ın (AleyhisSelâm) "Zerre küllün aynasıdır!" beyanıyla birebir paralellik gösterir.
Buradaki öz nokta şudur: Birim veya zerre olarak algılanan her bir noktada, tüm "El-Esmâ" (ilahi isimler ve nitelikler) potansiyeli eksiksiz bir şekilde mevcuttur. ✨✨✨
Bu muazzam bağlantıyı daha derin anlamak isteyenler için:
https://t.co/mOoiwkZFTa
https://t.co/YoVxVYLW2S
https://t.co/sYA8Dro6sr
https://t.co/Of7B2yWYIF
"Hiçbir şey madde (gerçek) değilken nasıl şu an madde algılıyorsak, ölümden sonra da madde algısı devam edecek, tıpkı rüyadaki gibi."👇
https://t.co/48HXv1yb4C
#Bilim#Biyoloji#Kuantum
Beyni ve Gözleri Dahil Kendini Yenileyebilen Canlı: Planarya
Bu videoda gördüğünüz canlı bir Planarya.
Bilim dünyasını en çok büyüleyen özelliklerinden biri, neredeyse sınırsız olan yenilenme (rejenerasyon) yeteneği. Vücudunu kaç parçaya bölerseniz bölün, her bir parça eksik olan kısımları (beyin ve gözler dahil!) yeniden üreterek tamamen yeni bir bireye dönüşüyor. Bilim insanları, bu canlının kök hücre yapısını inceleyerek insanlardaki doku yenilenmesi üzerine çalışmalar yapıyor.
Planaryanın bu eşsiz rejenerasyon yeteneği, varlığın holografik bilgi boyutunun ve zerrelerin bütünün potansiyelini eksiksiz taşıdığı sistemik yapının canlı bir kanıtı gibidir.
📹@ay_isiginda_fen
@her_kesimdenn_paylasimmlar
"Bir insan sahiplik duygusunu atıp da;
'Mülkün sahibi Allâh’tır! Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder!' diyebilirse, cehennemin tamamından kurtulmuştur, tamamından azât olmuştur!
Selâmet, Allâh’a mutlak teslim olup, hükmünden ve takdirinden razı olmaktır!"(Cuma Sohbetleri)
ZORUNLU BİR UYARI
Ağırlıklı olarak "Hakikat ilmi" yönüyle açıklamaya çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm çözümü, maalesef bazı anlayışlarda her şeyin insanda başlayıp bittiği anlayışını oluşturmuştur.
İnsanın Hakikati itibarıyla tüm yazdıklarımız elbette ki tüm hakikat ehli tarafından paylaşılan şeylerdir.
Ne var ki...
Her şey bundan ibaret değildir.
İçinde yaşadığımız Evrende, Galaksimizde, hatta Güneş Sistemimizde, beş duyuya dayalı bilimin henüz tespit edemediği ama şartlanmasız objektif düşünen beyinlerin son derece makul gördüğü sayısız değişik türlerin varlığı inkâr edilemez!
İnsanın hakikatini oluşturan oluşum mekanizması - sistemi muhakkak ki diğer türlerde de olabilir.
Kur'ân-ı Kerîm'e göre ise bunlar vardır!
Gerek İbrahim a.s.,
gerek Lut a.s. ve gerekse
Hazreti Meryem olaylarında "Rasûller" olarak tanımlanan bu tür varlıkların olaylarını defalarca görüyoruz.
Ayrıca Cibrîl adıyla işaret edilen ve "melek - kuvve" olarak tanımlanan varlığın da, beynin ürettiği
hayal mahsulü bir varlık olmayıp; algılama sistem ve kapasitemizin ötesindeki bir tür olduğunu;
ancak ona dair görüntülerin beynin işleyiş mekanizması sonucu olarak oluştuğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
Kezâ diğer isimlerle anılan "melek"lerin de!
Beynin çalışma mekanizmasını henüz kavramaya başlayıp dile getirdiğimiz bu süreçte şimdilik
bu konuda daha fazla konuşmanın uygun olmayacağını söyleyebilirim.
Şunu da eklemeliyim ki, inanıyorsanız samimiyet ve dürüstlüğüne,
Başta Abdulkerîm Ciylî ve Muhyiddini Arabî olmak üzere
pek çok hakikat ehli zevât,
bu türlerle bilemeyeceğimiz bir şekilde iletişim kurmuşlardır.
Bunlardan başka şu âyet de dikkat çekicidir:
"Ma kâne liye min ılmin Bil Meleil A'la iz yahtesımun;
" - "Mele-i Âlâ'daki tartışma hakkında ilme sahip değilim."
(38. Sâd: 69)
Ayrıca "Mele-i Â'lâ" diye isimlenen bir kısım varlıklar ve bazı işlevleri hakkında,
İlâhiyat Profesörü
Hayreddin Karaman tarafından dilimize çevrilmiş
"Şah veliyyullah Dehlevî"nin
çok ünlü eseri
"Hüccetullahil Baliga"da da çok enteresan açıklamalar mevcuttur.
#RasûlullahAleyhiselâmın
"Beni Refik-i Â'lâya arkadaş et" şeklindeki duası ehline büyük ışık tutar bu konuda!
Dolayısıyladır ki...
Olayın yalnızca içsel boyutuna kapanıp, dışsal - evrensel boyutundan da perdeli olmamak gerekir düşüncemize göre.
Bu arada 40 yıl önce yazmış olduğumuz "RUH - İNSAN - CİN" kitabında vurguladığım gibi, günümüzde pek çok cinnî olayların "melekî ilişkiler" gibi pazarlanmasına karşı da uyanık olmak gerekmektedir.
AHMED HULÛSİ
18 Haziran 2010 https://t.co/NLnENW2k2Y