"Şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam."
/ Dostoyevski/ Yeraltından Notlar /
Efsânemiz Aykut Kocaman için bu yazıyı kaleme almak benim için bir vefâ borcuydu. Hepimizin oldukça sükût-ı hayale uğradığı bu son süreçte; kıymetlimiz Aykut Hoca'ya dâir kaleme aldığım ve beş bölümden oluşan bu özel yazıyı dikkatle okumanızı öneriyorum.
https://t.co/oJoNdHoaqz
Aykut Kocaman maçlar başlamadan basın toplantısı ile yaşaman tüm gerçekleri anlatacak, teknik direktörlüğü bırakmadı.
Aykut Kocaman’ın tartışılan teknik heyetinde; 1 profesör, 1 doçent,
2 tane prolisanslı antrenör yer alıyordu
Ayrıca City Group'tan 3 tane yardımcı antrenör dahil edilmişti. 2’si teknik heyette, biri de FenerLab’da görev yapacaktı.
Turgay Altay (Pro Lisans Sahibi)
Doç.Dr. Barış Karakoç (Maç +perf. analisti)
Prof. Dr.Alper Aşçı (Atletic Perf. Uzmanı)
Murat Öztürk (Kaleci antrenörü)
Yönetim böyle bir teknik heyeti kabul etmedi.
İsmail Kartal’ın teknik heyetinde oğlu ve daha önce U13 Takımı’nı çalıştıran oğlunun arkadaşı Kutay Arslan gibi tecrübesiz isimler yer alıyor.
Aykut Kocaman’ın kırgın olduğu konulardan biri de kendisinin yeni teknik adamı TV ve dost mesajlarından öğrenmesi.
Bu durum Aziz Yıldırım’a ulaşmasına engel olsun diye yaratılmış diye yorumluyorum. Çünkü ortada bir anlaşmazlık yokmuş.
#AykutKocaman #İsmailKartal #AzizYıldırım #Fenerbahçe #AykutKocamanMilliTakıma
Aykut Kocaman eğer yıllardır Fenerbahçe için pusuda bekleyen tek derdi yeniden o koltuğa oturmak olan biri olsaydı bunu çok rahat belli ederdi. Günümüzde insanların gözüne girmek zor değil. Birkaç yayın, birkaç demeç, birkaç mesajla kamuoyu oluşturabiliyorsunuz.
Nitekim Sergen Yalçın'ın yayınlarda sürekli "Benim Fenerbahçem şöyle oynar, böyle oynar" demesi de bunun bir örneğiydi. Kendini aday olarak konumlandırdı ve karşılığında onu isteyen bir kitle de oluştu.
Aykut Kocaman ise yıllardır bunun tam tersini yaptı. Ne ekran ekran gezdi ne de taraftarın hoşuna gidecek açıklamalarla kendine destek toplamaya çalıştı. Çünkü onun önceliği bir koltuğa oturmak değil kendi futbol anlayışını uygulayabileceği bir ortam bulmaktı.
Hatta derdi sadece teknik direktörlük koltuğu olsaydı Aziz Yıldırım'ın her istediğini kabul eder her konuda geri adım atar ve bugün çoktan takımın başına geçmiş olurdu. Ancak Aykut Kocaman'ın kariyeri boyunca gösterdiği şey tam olarak bunun tersi oldu. Kendi doğruları, kendi prensipleri ve kırmızı çizgileri vardı. Bu yüzden her şarta "evet" demedi.
Zaten Aziz Yıldırım da birlikte çalışabileceği, sözünün daha rahat geçeceği isimleri tercih etti. Aykut Kocaman'ın geri dönmemesinin sebebi Fenerbahçe istememesi değil, şartlar ve prensipler konusunda taviz vermemesiydi.
Aykut Kocaman'ın hataları olabilir, eksikleri olabilir. Ama onu yıllardır pusuda bekleyen, fırsat kollayan biri gibi göstermek gerçeklerle örtüşmüyor. Aykut hoca hiçbir zaman kendini pazarlayan bir teknik adam olmadı. Duruşuyla, prensipleriyle ve inandığı futbolla var oldu.
Oğuz Çetin, Aykut Kocaman, İsmail Kartal.
Son bir ayda yaşananlar, özellikle @geronimoapo'nun dünkü yayınında anlattıkları ışığında değerlendirilirse ortaya aslında sürecin başında öngörmenin çok da zor olmadığı şu manzara ortaya çıkıyor.
Aziz Yıldırım Oğuz Çetin'i futbol piyasasına hakimiyeti, kulübe olan aidiyeti yüzünden değil, sözünden çıkmayacağını bildiği için futbolun başına atıyor. Oğuz Çetin'in kamp, transfer ve sezon planlamasını bir ay boyunca Aykut Kocaman ile yaptıktan sonra 30 yıllık arkadaşına sırtını dönmesi Aziz Yıldırım'ın "futbol aklı" tercihinde ne kadar isabetli olduğunu da bir bakıma gösteriyor. Takımın teknik direktörüne, transfer yapılacak bölge ve profillere dahi karar veremeyen bir futbol direktörü kendisi. Alınan kararları harfiyen uygulayacak bir personel.
Aykut Kocaman ise seçimin ertesinde camia kendisine iade-i itibar yaptığı için Aziz Yıldırım'ın yeniden başkan olmasından son derece memnun. Fenerbahçe'yi karanlık günlerden onun çıkaracağını düşünüyor. Aykut Kocaman'ın iade-i itibarı için ise Aziz Yıldırım'ın herhangi bir tasarrufu yok. Hatta tüm süreci perde arkasından yönetmesi, Aykut Kocaman ile tüm iletişimi Oğuz Çetin vasıtasıyla sürdürmesi, son virajda da 180 derece dönüp tercihini İsmail Kartal'dan yana yapması Aykut Kocaman'ın itibarı ile zerre ilgilenmediğini göstermekte. Bu saha içinden bağımsız Aykut Kocaman'a büyük saygı duyan benim gibi bir için bile bu kadar kırıcı iken Aykut Kocaman ne hissediyordur tahmin edemiyorum.
İsmail Kartal da tıpkı Oğuz Çetin gibi Aziz Yıldırım'ın dirençle karşılaşmadan yönetebileceği bir insan. Kartal'ın Fenerbahçe TV'de bahsettiği "oğlum nasılsın" muhabbetinin verdiği subliminal mesaj belki de şu: ben babayım, sen oğul. Gel diyorum geleceksin, yap diyeceğim yapacaksın, git dersem gideceksin. Tahminen geçmiş bir aylık süreçte Aziz Yıldırım Aykut Kocaman'ın evladı olmadığını, hayırlı evlatlar gibi babasına sözünden çıkmama garantisi vermeyeceğini, haddinden fazla "huysuz," ısrarcı ve prensipli olduğunu farketmiş olmalı ki Kocaman'dan vazgeçip Kartal'a yönelmiş.
Bilen bilmeyen herkes Aykut Kocaman gelecek derken İsmail Kartal'ın gelmesini geleneksel ve sosyal medyada fenomenleşmiş birtakım kişilere darbe olarak nitelendiren bir kesim de türedi. Bu minvaldeki sığ değerlendirmeler artık vaka-ı adiyeden ve değerlendirilen mevzudan ziyade değerlendiren kişinin psikolojisi ve hırsı ile ilgili birşeyler söylüyor.
Bu arkadaşlara hatırlatmak lazım:
- Yıldırım tüm kamp, transfer ve sezon planlamasını Oğuz Çetin üzerinden Aykut Kocaman ile yapmış. Bu bir gerçek.
- İsmail Kartal ile bu süreçte tek kelime konuşmamış. Ne hazırlık programı, ne hazırlık maçları, ne de transferle ilgili kendisiyle tek bir toplantı yapılmamış. Bu bir gerçek.
- Aykut Kocaman, Rıdvan Dilmen ve Oğuz Çetin ile Mayıs ayının başında buluşup başkanlığımda futbol size emanet demiş. Tahminen kulüp içindeki aracı Çetin, medyadaki kanaryası Dilmen, takımın başındaki adamı Kocaman olacak şekilde düşünmüş, planlamış. Bu bir gerçek.
- Yönetimdeki kişiler transfer konularını tartışırken Aykut Kocaman ister, istemez şeklinde değerlendirme yapmış. Bu bir gerçek.
Ancak Yıldırım şahsi sebeplerle Aykut Kocaman'dan vazgeçip İsmail Kartal'a yönelince medyadaki haberciler ters köşe olmuşmuş. Kulübün yayın kaynaklarına itibar edilmeliymişmiş. Haber üfürükçüleri sınıfta kalmışmış.
Kulüp dediğin Aziz Yıldırım artık kardeşim.
Biz büyükler Aziz Yıldırım'ın bir otokrat olduğunu biliyorduk, şimdi yeni neslin otokrasi ile tanışma zamanı. Otokrasiye karşı değilim, hatta otokrasinin bu toplum için en ideal yönetim biçimi olduğunu da düşünürüm, ancak elbette otokratın aydınlanmış, vefalı, kol kanat geren bir otokrat olması şartıyla. Otokrat huysuz, vefasız, sevgisiz, bencil olursa problem büyük. Bunu ülkemizdeki başka birtakım talihsiz örneklerden de gayet iyi biliyoruz.
Aziz Yıldırım ilk başkan seçildiğinde de otokrattı, ancak o zaman gençti, heyecanlıydı, hedefleri vardı. Fenerbahçe için ilk dönem Aziz Yıldırım otokrasisi ne kadar faydalı olduysa bu son dönem otokrasisi en az o kadar endişe uyandırıyor.
Velhasıl kelam, Fenerbahçe'nin gizemli futbol aklı ne Oğuz Çetin, ne Aykut Kocaman, ne de İsmail Kartal. Fenerbahçe'nin futbol aklı Aziz Yıldırım. Gerektiğinde Yaz Yıldırım'a bile sus diyebilecek kudrette bir futbol aklı.
Eski futbolcuları kulübe geri getirmesinin sebebi de esasen bu. Sözünden çıkmayacak, her talebine emredersin diye karşılık verecek, takım içinden tüm haberleri kendisine ulaştıracak birtakım kişiler. Nitekim şayet mevzu gerçekten aidiyet olsaydı Samandıra'ya ilk koyulacak kişi sorgusuz sualsiz Aykut Kocaman olurdu.
Bu yöntem başarılı olur, başarısız olur bilemem. Türkiye'de Dursun Özbek'in yönettiği, yöneticilerinin mütemadiyen hapse girip çıktığı, antrenörlüğünü ergen tavırlı bir aklı evvelin yaptığı oluşum kağıt üstünde son dört senedir başarılı. Ancak nasıl suyun karşısındaki o girift oluşumun yolu doğru değilse bu yol da doğru yol değil. Amatörlüğe karşı değilim, ancak amatörlüğün de bir profesyonelliği var.
@geronimoapo'nun da ağzına sağlık. Haber ve yorum böyle yapılır.
Hikâye olunur ki: Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in musahibi (can yolda- şı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür:
“Şu kanlı zalımın ettiği işler,
Garip bülbül gibi zaralar beni.
Yağmur gibi yağar başıma taşlar,
İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni.
Dar günümde dost düşmanım belli oldu.
Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.
Ecel fermanı boynuma takıldı.
Gerek asa, gerek vuralar beni.
Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz.
Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz.
Şu ellerin taşı hiç bana değmez.
İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”