Ankara’da Melih Gökçek’in SHÇK Genel Müdürü olduğu 90'larda 29 çocuğun Epstein şebekesine satıldığı iddialarını ve devlet korumasındaki çocukların fuhuş çetelerine sürüklenmesini yargıya taşıyan Avukat Dilek Ekmekçi, Osman Gökçek'in şikayetiyle akıl hastanesine kapatıldı..
Çekirge böyle sıçradı….
Aşağıdaki konuşmayı kimler hatırlıyor?
- MG: "240'tan yargılıyorlar beni şimdi. Bu 240'ı 3-6 aya indirmez misiniz abi ya? Yani onun kulisini de iyice yaparım şimdi, ortalığı kaldırırım. Ben onları bir fitilleyeyim."
- BK: "Vallahi ben sana onların listesini vereyim... O zaman faydası ne oluyor ki 3 olunca?"
- MG: "Abi 3 aydan 6 aya kadar olunca belediye başkanları bu cezayı alıyor, paraya çevriliyor, süresi de gitmiyor. Mahkûm olup içeri atsa... 2 ay gidip yatıp çıkıp ondan sonra geliyorsun tekrar işine devam ediyorsun. Şu an ne kadar onun şeyi ki?"
-BK: "1 seneden 3 seneye kadar."
-MG: "Çok ya! Adam bankayı soyuyor 3 sene, bana 240'tan keyfi muamele 3 sene. Çok ya. 240'lı vekilleri bana bir çıkarsana sen."
BK: "Ben onları bir fitilleyeyim."
2010 yılında manşetlere taşınan bu konuşmanın MG'si malum, vıdıvıdıvıdı çekirge. Çekirgenin kendisini kurtaracak bu yasayı bizzat sipariş ettiği kişi ise dönemin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu. Rahmetli oldu ama unutmayanlar var hala gördüğünüz gibi. Bu da arşivi...
https://t.co/LHE3kWF4Sz
Peki neden verilmişti bu sipariş?
Melih Gökçek o dönemde, ABD Büyükelçiliği binasının çevresindeki yapılaşmayla ilgili bir yargı kararını uygulamadığı için görevini kötüye kullanma suçlamasıyla yargılanıyordu. Çekirgenin koltuğunu kaybetmesi muhtemeldi...
O yasaya “Gökçek Yasası” adının verildiğini, kamuoyunun ayaklandığını, bu düzenlemeden başka çekirgelerin de yararlanmak için devreye girdiğini ve sonunda çekirgeye özel bu yasanın çıktığını da unutmadık.
En az 500 kere sıçramışmış. Kendine özel yasayla çekirgelik kolay. Bununla övünmek, benim nazarımda ağır utanmazlık...
OYA LALE ARSLAN
Gerek televizyon kanallarında gerekse kendi YouTube kanalında yaptığı yayınlarla, gazetecilik ve yayıncılık kalibresine milyonlarca insanın kefil olduğu bir gazeteciyi somut bir gerekçe a��ıklamadan "teröre yardım" gibi muğlak bir nedenle tutuklamak, 2 amaca yöneliktir.
- Gazeteciyi susturmak.
- Bu tür yayınlara çıkarılması muhtemel insanları susturmak.
Belli ki Oya Lale, yayınlarına konuk aldığı insanların anlatımlarımdan rahatsız olan birilerini de engellemek için tutuklandı.
Üstelik "terör" bahanesi artık Türkiye'de trajikomik bir hale gelmiş bir gerekçedir. El Kaideciler'e "muteber devlet adamı", PKK'lilere "sayın" muamelesi yapılan, dağdaki terör yuvalarına gidilip mülakatların yapılabildiği bir ortamda, YouTube yayıncısına bu suçun yöneltilmesi komiklik ötesidir.
@laleozanarslan 'a özgürlük.
Resmî Gazete’de yayımlanan son özelleştirme kararının satır aralarında gizleme çabası var. Karara sadece birkaç yeni otoyol eklenmiş gibi duruyor ama asıl gerçek kasten gizlenmiş. 2010 yılına yapılan tek bir atıf ile Boğaziçi ve FSM Köprüleri de sessiz sedasız özelleştirme masasına konuldu!
Kamuoyunun tepkisinden çekindikleri için isimlerini açıkça yazmaya cesaret edemediler.
Melih Gökçek adliyeye ağzında sakızla gelirken, işten çıkarılan ve hakkını aradığı için kelepçelenerek gözaltına alınan Gülabi Aksu emniyete böyle götürülmüştü.
Türkiye’de buna adalet diyorlar.
Yıl 2013!
Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi gündeme geldiğinde Erdoğan gelen teklifi reddetmiş, "Bu ihaleyi onaylarsam vatana ihanet ederim" demişti.
Yıl 2026!
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kararıyla Boğaz köprüleri ve otoyollar özelleştirme kapsamına alınıyor.
Aradan geçen 13 yılda Erdoğan'ın fikrini değiştiren ne oldu?
Bu kararın arkasında ne bir plan ne bir strateji var. Ülkenin kaynaklarını hunharca tüketen iktidar büyük bir çaresizlik içinde gözünü bir defa daha geleceğimize dikti.
Ekonomik buhranı çözmek yerine elimizdeki değerli varlıkları elden çıkararak yol alınmaya çalışılıyor, kaynaklarımız ziyan ediliyor.
Şayet bu yanlış kararda ısrar edilirse garanti gelir otuz yıl boyunca başkasına akacak ve bu açığı kapatmak yine vatandaşa kalacak.
Benim kızımı öldürdüler kızımı, istismar ettiler, beni yaralı anayı köprüye götürdüler, 6 yıldır da beni izliyorlar , utanmadan ar etmeden gelip 6 yıldır devam eden bu vahşet devam etsin diyorlar. OYUN bitti OYUN bitti. Kimsiniz gelin size teker teker anlatalım derdiniz nedir?
KİM BU KADIN DİYECEKSİNİZ?
Bildiğimiz o Melih Gökçek' in oğlu Osman Gökçek'in şikayetiyle akıl hastanesine kapatılan
#AvDİLEKEKMEKÇİ
26 gündür zorla akıl hastanesinde tutulan avukat-akademisyen #DilekEkmekçi'nin tutulduğu ortamı, avukatı @PSanri anlattı:
''80 yaşındaki annesi bugün görüşmek için Bakırköy Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne gitti. Çok zor koşullarda, saatlerce bekletildikten sonra bir binada üst katta ufak bir pencerenin arkasında Dilek dururken, annesi ise binanın dışında 45 dakika boyunca başını yukarı kaldırarak yaklaşık 1,5 metre yükseklikteki pencereye bakarak Dilek ile konuşmaya çalışmış.
Koridorlarda farelerin, böceklerin gezdiği bir yerde tutuluyor. En doğal hakkı olan annesi ile görüşmesi bile adeta işkence haline getirilmiş.
Bütün bunları Melih Gökçek'in oğlu Osman Gökçek'in şikayeti nedeniyle yaşıyor. Dilek acilen oradan çıkarılmalı, tüm duyarlı insanların ve kurumların bu yaşananları gündemde tutması gerekiyor.''
( Cafer Doğan sayfasından)
Deniz GÖKTAŞ’ın gizlisi-saklısı yokken, yaptıkları açıkça ortadayken onun için 11 yıl 2 ay ceza isteniyorsa eğer…
Tepeden tırnağa suça batanlar ise ayan-beyan ortada geziyor ve her şeyden bir biçimde sıyırıyorken dünyanın çivisi çıkmış, tuz kokmuş demektir.
Ayıp-Yazık-Vebaldir!
#BurakiçinAdaletİstiyoruz Rixos otelde staj yaparken bir "SAPIKLIĞA ŞAHİT OLDUĞU İÇİN" Öldürülen ve bu yüzden cep telefonu yok edilen Oğlumun KATİLLERİ belli olduğu halde, otel sahibi Fettah Tamince üzülmesin diye CİNAYET 15 yıldır Örtbas edilmeye çalışılıyor❗️ADALET⚖️⚖️⚖️
Sanırım istediğiniz algıyı oluşturamadınız. FETÖ kumpas davalarını destekleyen, o süreçlerin tetikçileri, “Cemaat” kardeşliği yeterli olmadı anlaşılan; sen doğrudan yazmak zorunda kaldın.
Bu kez hedefiniz ne?
Beni “yargıyı etkilemeye çalışmakla” suçlayarak asıl soruları örtmek mi?
Benim Cumhuriyet Başsavcı Vekili ile ne konuştuğumu nereden biliyorsunuz? Savcılıkta ne ifade verdiğimi, hangi konuda kaç kez ifade verdiğimi nereden biliyorsunuz?Soruşturma dosyasının tarafı mısınız? Dosyaya erişiminiz mi var?
Bu panik, bu telaş neden?
Ben günlerdir tek ve son derece açık bir soru soruyorum: Bu paranın kaynağı nedir?
Bu soruya cevap veremiyorsunuz.
Önce “yalan” dediniz. Sonra tetikçiler vasıtasıyla “BND” dediniz. Gazetecileri arayıp onlara da söyletmeye çalıştınız.
Tutmadı…
Ardından “evet ama…” demeye başladınız.
Şimdi ise ortaya koyduğum belgeler için “Böyle bir yer yok”, “Narlıdere’de yok”, “Çeşme’de yok”, “Almanya’da yok”, “Bu belgeler gerçek değil” diyemediğiniz için yine aynı kaçış yöntemine başvuruyorsunuz.
Belgeleri tartışmak yerine beni tartışmaya açıyorsunuz. Sorulara cevap vermek yerine yeni bir algı operasyonu yürütüyorsunuz.
Kusura bakmayın, bu yöntem artık işlemiyor.
Çünkü ortada nal gibi belgeler var. Kayıtlar var. Şirketler var. Taşınmazlar var. Milyonlarca Euro para hareketleri var.
Yerli, milliyiz deyip millete gaz verip “Ey Avrupa” diyorsunuz ama gidip vatandaşlık alabilmek için milyon Euro’ları Almanya’ya yatırıyorsunuz.
Daha önce yayımladığım kitaplarda ortaya koyduğum iddialar ve belgeler karşısında da aynı yöntemi izlediniz.Kitabın içeriğini tartışamadınız. Tek bir satırını dahi somut biçimde çürütemediniz. Bunun yerine algı oluşturmaya çalıştınız.
FETÖ kumpas davalarının tetikçisi, mahkemede tanıklık yapan ve o süreçleri kitaplaştıran kişilerle Beyaz TV’de hakkımda haftalarca yayınlar yaptınız.
Evimin bulunduğu sokağa, iş adresime ve medya kuruluşlarının bulunduğu yerlere kuryelerle hakkımda hazırlanan kitapçıklar dağıttınız. Dolayısıyla bugün yaptığınız yeni değil.
Aynı yöntem. Aynı refleks. Aynı kaçış.
Melih Gökçek, siz ve Ahmet Gökçek hakkında iki kitap yazdım.Sizden mi çekineceğim? Ahmet Gökçek’i anlatırken Mahmut’un oğlu mu diyeceğim. Melih Gökçek ve sizden mi korkacağım :) Komik.
Yaklaşık sekiz yıldır Gökçek ailesiyle ilgili haberler, belgeler ve dosyalar yayımlıyorum. Bugün başlamadım. Bugün de bitirmeyeceğim.
Yazdığım bir bilgi yanlışsa belgesiyle çürütün. YAPAMAZSINIZ.
Ben savcı değilim. Hâkim değilim. Kimsenin tutuklanmasına ya da serbest bırakılmasına karar vermem. Yargı makamlarına talimat verme yetkim yoktur; böyle bir iddiam da hiçbir zaman olmadı.
Ama gazeteci olarak yapılan işlemleri sorgulamak benim görevimdir. Doğru bulduğum işlemi desteklerim. Eksik veya yanlış bulduğumu eleştiririm. Kamuoyunun bilmesi gereken soruları sorarım. Bunun adı yargıya müdahale değil, gazeteciliktir.
Asıl yargıyı etkilemeye çalışan, soruşturmanın içeriğini bilmeden benim ifadem hakkında hüküm kuran ,kamuoyuna yön vermeye çalışan sizsiniz.
Şimdi benim hangi yayında ne söylediğimi tartışacağınıza, o yayınları delikanlı gibi eksiksiz yayımlayın.Korkmayın.
Ben yayımlıyorum. İlk televizyon programı, ilk yazım orada. Sonraki açıklamalarım orada.
Hepsi kayıt altında.
Kim ne zaman ne demiş, kim neyi inkâr etmiş, kim daha sonra hangi noktaya gelmiş; kamuoyu tamamını görsün. Çünkü benim saklayacak bir sözüm de belgem de yok.
Sizin kurmaya çalıştığınız algı da, sosyal medya trolleriniz de, sözcülüğünü üstlenen tetikçi gazetecileriniz de beni susturamaz.
Siz hepiniz, ben tekim. Hodri meydan.
Ve tekrar soruyorum:
Abinizin Çeşme’deki ,Narlıdere’deki dev malikanesinin, Almanya’da milyonlarca Euro ya alınan apartmanının kaynağı nedir?
https://t.co/XGdQoz1YLT
https://t.co/w94ky5HMOa
Timur Soykan:
Binali Yıldırım’ın eşi Semiha Yıldırım dünyanın en zengin öğretmeni olabilir.
Fahrettin Altun’un oğlunun 1 milyar TL’yi aşan şirketi hakkında tebligat geldi, şaşırdım. Kavuşturmaya gerek yok kararı verilmiş hakkımda.
Melih Gökçek, Binali Yıldırım, Fahrettin Altun’un çocukları çok zeki, altın çocuklar!
Sırf Recep Tayyip Erdoğan ve Akın Gürlek hakkında espri yaptı diye 12 yı hapsi isteniyor!
Bu rezilliğin içinde bir de "Herkese dokunuluyor, temiz eller" vs..vs.. masalını satıyorlar!
https://t.co/WNIb7WltRt
Gazeteci Oya Lale Özarslan'ı tutukladılar.
Bir gazeteciyi susturmanın en kolay yolunun artık cevap vermek değil, cezaevine göndermek olduğu yerdeyiz.
Çünkü bunun adı yalnızca tutuklama değil.
Bu, dışarıdaki bütün gazetecilere gösterilen bir cezaevi kapısıdır.
“Fazla konuşursan, fazla sorarsan, fazla kurcalarsan sonun bu olabilir” demektir.
Gazetecinin görevi iktidarın hoşuna gidecek şeyleri söylemek değildir.
Rahatsız etmektir. Sormaktır. Kurcalamaktır. Saklananı ortaya çıkarmaktır.
Oya Lale'nin yeri cezaevi değildir.
Ve derhal serbest bırakılmalıdır!
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.