İstanbul'da bir sürücü, kaldırımda yürüyen vatandaşa çarptı.
Yaralanan vatandaş, sürücünün kendisine sağlık durumunu sormayıp aracındaki hasarla ilgilendiği gerekçesiyle şikayetçi oldu.
Sanatçı Mustafa Horasan’ı kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Ailesine, sevenlerine ve tüm sanatseverlere başsağlığı diliyoruz.
Sanatçıyı, koleksiyonumuzda yer alan yapıtıyla anıyoruz.
—
We are saddened by the loss of artist Mustafa Horasan. Condolences to his family, loved ones, and the entire art community.
We commemorate the artist with the work in our collection.
Yırtılma, Çarpışma serisinden, Paul McCarthy
Tearing, From the series Crash, Paul McCarthy
2009
Tuval üzerine yağlıboya
Oil on canvas
200 x 170 cm
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu
İstanbul Modern Sanat Müzesi / Uzun Süreli Ödünç
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Foundation Collection
Istanbul Museum of Modern Art / Long Term Loan
Ressam Mustafa Horasan’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Cenazesi bugün, 28 Mayıs Perşembe günü ikindi namazının ardından Moda Camii’nde kılınacak, ardından Çeşme’de defnedilecektir.
Ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz. #MustafaHorasan
100 bin TL ödüllü Erzincanspor logo yarışmasına katılan bir kişi, yapay zeka olmadan elleriyle hazırladığı logoyu paylaştı:
“İnternette dolaşırken Erzincanspor'un logo yarışmasını gördüm. Genelde bu tarz yarışmalar açık bir sonuca vardırmıyorlar ama ben yine de logo yapmak istedim.
İlk logoda E ve S harfinden bir çift başlı kartal formu oluşturdum. Çünkü belediye logolarında da çift başlı kartalı kullanıyorlar. Birçok kulüp logolarını sadeleştirmeye başladı, ben de direkt sade bir form yapmaya çalıştım. Ve ilk logo bu şekilde oluştu.
İkinci logoda ise Erzincan'ı araştırdığımda koçun Erzincan için önemli bir figür olduğunu öğrenip bir koç formu yakalamaya çalıştım. İkinci logoyu da yuvarlak bir forma olarak kullandım.”
📹 tt: logolandin
Bir mekan “serpme kahvaltı kişi başıdır” diyebilir. Ama tüketici de şunu sormakta haklı: Yemeyeceğim ürün için neden ödeme yapayım? Serpme kahvaltı meselesi artık lezzetten çok adalet ve israf tartışmasına dönüştü. Siz ne düşünüyorsunuz?
Vahdettin'in en büyük pişmanlığı Mustafa Kemal'in saltanata bağlı kalacağına olan inancıydı. Bu inancı nedeniyledir ki Mustafa Kemal henüz Samsun'a gitmeden birkaç ay önce onunla görüşmüş ve orduda yaşanabilecek bir isyana karşı kendi tarafında olacağına inandığını çıtlatmıştır.
Samsun görevinin Mustafa Kemal'e tevdi edilmesi ise, İngilizlerle yürütülen dostluk siyasetinin (aslında boyun eğme siyaseti) temini içindi. Neticede Samsun civarında çıkabilecek bir Türk isyanı, İngilizleri öfkelendirirdi ve barış koşulları daha da tehlikeye girerdi. Sultan, barış imzalanıncaya kadar orduda bir İttihatçı-Komitacı çılgınlığı yahut Anadolu'da bir başıbozuk hareketi istemiyordu.
Madem ki Mustafa Kemal'in arası öteden beri Enver'le bozuktu ve o Almanlarla müttefikliği başından beri istemiyordu, ayrıca Vahdettin'in yaverliğini bile yapmış ve onunla samimiyet geliştirmişti, pekala Mustafa Kemal Paşa ordudaki bir isyanı önceden haber verebilir hatta Anadolu'daki başıbozuk tehlikesini bertaraf edebilirdi.
Vahdettin, Mustafa Kemal'le kuracağı bu siyasi-askeri yakınlığı bir saray evliliğiyle taçlandırmayı bile düşünmüştü. Sabiha Sultan'la evlilik konusu, bu düşüncenin eseriydi. Fakat her ne olduysa, Mustafa Kemal bu evliliğe yanaşmadı, saray da reddedilmenin lekesini Mustafa Kemal'e "içkici" sıfatını takmaya çalışmakla silmeyi denedi.
Vahdettin'in Mustafa Kemal'e olan inancı, Samsun'a çıkılmasından kısa süre sonra test edildi. General Milne, bu "müfettişlik" görevlendirmesini hatalı bulmuş ve dönülmesini istemişti. Haliyle Mustafa Kemal ayağının tozuyla geri gelmek zorundaydı. Vahdettin'e göre işler hala yolundaydı. Çünkü Mustafa Kemal'i kendi adamı biliyordu. İngilizler müfettişlik hamlesini önce sorun görmemişti ama başka bir general şimdi bunu sorunlu bulmuştu. Haliyle Sultan, Mustafa Kemal'i göndermişti ve şimdi geri çağırabilirdi.
Fakat Samsun'dan gelen bazı haberler Sultan dahil bazı kimseleri şaşkınlığa uğrattı. İngiliz subayı Hurst, Mustafa Kemal'in milli direnişi örgütlemek yolunda bazı adımlar tespit etmişti. Bu durum General Milne'i iyiden iyiye huylanmıştı. Artık bu rahatsızlık verici müfettişlik görevi kestirip atılmalıydı. Dikkatinizi çekerim tüm bunlar henüz Mayıs ayı bitmeden yahut yeni bittiğinde cereyan ediyordu. Görev henüz iki haftalıktı.
Saltanat Mustafa Kemal'i önce "bir şey hissettirmeden" geri çağırmak istedi. Böylece onun bir işler çevirip çevirmediğini anlayacaklardı. Mustafa Kemal de bunu biliyordu. Deşifre olmamak için bazı genel geçer bahaneler sundu. Cevap geciktirdi. Yakıt olmadığını ileri sürdü. Bu sırada mücadeleyi alttan alta örgütlemeye devam etti. İstanbul'da olan biteni Cevat Paşa'nın şifreli telgraflarıyla öğrendi. Çünkü yola çıkmadan bir gün önce onunla görüşmüş ve anlaşmıştı.
Vahdettin'in tahammülü 6 Haziran'a kadar sürdü. O tarihten sonra Mustafa Kemal alenen görevden el çektirilmek istendi. Ama ipler artık kopmuştu. Mustafa Kemal, yolunu mücadele olarak seçmişti ve Vahdettin hayal kırıklığına uğramıştı. Mustafa Kemal onu ona sadık olacağı konusunda aldatmıştı. Halbuki o İngilizlerle dostluk yani boyun eğme politikasına temelden karşıydı ve çatışmayı göze alıyordu. Bu ne demekti? İngilizler artık saltanatı, başkenti yani Vahdettin'in çıkar olarak gördüğü unsurları bile hedef alabilirdi. Mustafa Kemal o vakitler henüz Vahdettin'in İngilizlerle arasını bozacak işler yapan bir asiydi. Fakat mesele Vahdettin'in tahmin ettiğinden çok daha öteydi. Mustafa Kemal aslında saltanatı bile yıkıp atmanın peşindeydi. Vahdettin bunu Mustafa Kemal'in meclisi açtığı dönemlerde fark etti. Çünkü Ankara'da meclis açmak ve gücü milli iradeye dayandırmak saltanata alenen düşmanlıktı. Halk hükümetiydi. Ya sembolik bir saltanattı. Ya da kim bilir belki cumhuriyetti...
1920'nin Nisan ayından sonra Vahdettin'in pişmanlığı bir öfkeydi artık. Bu iş bittiğinde tahtta kalamayacağının bilincindeydi. İşte o an, Vahdettin'in gafletten ihanete geçişiydi. Saltanatını korumak için İngilizlerden başka sığınağı yoktu. Ancak İngilizlerin zafer kazandığı bir ihtimalde tahtını koruyabilirdi.
İşte, o Halife orduları, isyan tertipleri, Yunan uçağıyla bildiri dağıtmalar, idam fermanları, Kuvayi Milliye'ye kafirlik iftiraları vs. Hepsi bir oyunun parçasıydı. Saltanat sürmek zorundaydı ve bunun için Mustafa Kemal'in de yanında toplananların da ezilmesi şarttı.
Vahdettin bu kanlı oyunu 1922 yılının Ağustos ayına kadar sürdürdü. Son ana dek Mustafa Kemal'in ezilmesi için İngilizlerden yardım dilendi. Öyle ki Ankara'nın askeri ve siyasi sırlarını çaldırıp İngilizlere teslim etti. Çünkü kaybetmesi halinde yalnızca saltanatının değil hayatının da tehlikede olacağını biliyordu. Vahdettin'in ihanetinin sebebi iktidar oyununa kendini fazlasıyla kaptırması ve kaybetmeyi en kötü sonuç olarak kabul etmesiydi. Halbuki millet çok daha büyük kayıplar veriyordu. Fakat Vahdettin, kendi kayıplarının ötesini göremedi. Böylece, hainleşti.
Türkler İzmir'e girdiğinde Vahdettin için oyun bitmişti. Teslim olması ve mukadderatını Ankara'nın eline bırakması gerekirdi. Ama buna cüret edemedi. Onun yerine terk etmeyi seçti.
Hafta boyunca Derby della Capitale’nin oynanacağı saat ve gün üzerine tartışmalar yaşandı. Federasyon ve yerel yetkililer derbinin pazar 12’de (İtalya saati) oynanacağına karar verdi.
Sonrasında Sarri’nin bu karara karşı sitemi geldi ve Curva Nord da “Onur ve saygı, bir derbiden daha değerlidir.” diyerek derbiye girmedi.
Türkiye 5G’ye 2 ay önce geçti. Benim internet hızım reklamlarda vaat edilenin çok altında.
Çok farklı yerlerde ölçüm yaptım, memnun değilim. Stat içindeki hız testleri de boş çıktı.
Sizin deneyiminiz nasıl?