Tuzla'da milyar dolarlık rant tezgahı!
İBB'yi suçlayan son açıklamasıyla, "AKP'ye mi geçecek" denilen CHP'li Tuzla Belediye Başkanı'nın sözlerinin perde arkası ortaya çıktı.
AKP döneminden beri gelen milyar dolarlık bir imar rantı vurgunu yaşanıyor. Organizasyonda kimler yok ki! İnşaatçılar, noterler, siyasetçiler, tarikat ilişkileri...
Vurgunu 12 Haziran 2026 tarihli İBB Teftiş Kurulu raporu ortaya koydu. Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu.
'İmar hakkı transferi' adı altında yüzlerce parsel, farklı mütehhitlere defalarca, mükerrer biçimde devredildi. İlk tespitlere göre güncel değeri 1 milyar dolarlıl rant yaratıldı.
İşi yasallaştıracak imar planına İBB, "buna imza atamam" diyerek onay vermedi.
Bugün, 3 yıldır devam eden Salacak Sahili’nde uğradığım saldırıyla ilgili davanın duruşması vardı.
Duruşmaya fiziken katılma talebim uygun görülmedi ve cezaevinden SEGBİS aracılığıyla katılmamın yeterli olduğuna karar verildi. Hiçbir sanığın katılmadığı duruşmaya, Marmara Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS üzerinden katıldım.
Bir kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla saldıran, yaralayan ve linç etmeye çalışan kişiler bugün özgürce hayatlarına devam ediyor, kamu alanlarında ticaretlerini sürdürüyor. Ben ise kamu görevimi yaptığım için tutukluyum.
Sonucun ne olduğunu merak edenler olacaktır. Dosya için Aralık ayına yeni bir duruşma günü verildi. Böylece dava dördüncü yılına doğru ilerliyor.
O parçaladığı çerçevede 19 Mart operasyonlarına karşı yüz binlerin günlerce akın ettiği, biber gazı, polis jopu yediği, gencecik çocukların gözaltına alındığı Saraçhane eylemlerinden bir kare var. Kendilerine biçilen misyon bundan iyi anlatılamazdı.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
İşte bütün motivasyonları bu!
En büyük korkuları bu: “topyekun halk ayaklanması”
Aman müesses nizam zarar görmesin!
Aman bu baskı, sömürü, yağma, zulüm, savaş ve kayyum düzenine zeval gelmesin!
Halk ayaklanır, bu saray ve tek adam diktatörlüğü yıkılır diye ödleri kopuyor.
Korkusu sarayla aynı!
Dili sarayla aynı!
Kurultayda kaybettiği genel başkanlık koltuğunu iktidardaki rakibine el açarak geri almaya çalışacak kadar düşmüş bir insanın hayatta herhangi bir sebepten ötürü yüzünün kızarması zaten mümkün değil.
Perşembe darbe yaptılar, Pazar polis bastı yağmurda meclise yürüdü, TOMA’ya çıktı Salı İzmire geldi meydanı kapattılar saldırdılar halkı arkasına aldı yürüdü konuştu, sonra memleketi Manisa’ya gitti tekrar konuştu, Perşembe sabah amcasını gömdü öğleden sonra İzmirde cezaevi ziyareti yaptı, Cuma İstanbula gitti Silivride yol arkadaşlarını ziyaret etti. Bugün Ankara’da milletle bayramlaşacak. Onu yıldırabileceğini, böyle şeylerle durdurabileceğini zannedenlere gülüyorum sadece
Kayyım, Butlan ve Hain olarak bilinen Kemal'in Genel Merkez'e parayla toplamak isteyip de toplayamadığı kalabalık havadan böyle görüntülendi.
https://t.co/P2YoP15sGP
Kılıçdaroğlu’nun “Mutlak Butlan”ı Kabulü: 13 Yıllık Tek Adamlığın Finali..
Kemal Kılıçdaroğlu, tam 13 yıl boyunca CHP’yi adeta kendi çiftliği gibi yönetti.
Seçim üstüne seçim kaybetti, parti içi muhalefeti "delege baskısıyla, imza engellemeleri"yle ezdi, “demokrasi” nutukları attı ama koltuğu asla bırakmadı.
Şimdi de 2023 Kurultayı’nda kaybettiği koltuğu mahkeme kararıyla geri almaya çalışırken “mutlak butlan”ı kabul etmesi, işte bu 13 yıllık yönetimin özeti haline geldi.
Kılıçdaroğlu, yıllarca “değişim” diye diye delege sistemini reforme edemedi, edemedi çünkü o sistem sayesinde tek adam olarak hüküm sürdü.
Karşısına aday olarak çıkabilen
Muharrem İnce’ye, İlhan Cihaner’e, Aytuğ Atıcı’ya karşı "delegelere baskı yapıldı, imzalar engellendi"...
Kendi seçildiği kurultaylar sorgulanmazken, kaybettiği kurultayı “hukuksuz” ilan ettirip göreve dönmek istemesi tam bir utançtır.
13 yıl “tek adam” eleştirisi yiyen adam, şimdi mahkeme kararıyla “ben hâlâ genel başkanım” diyor.
Demek ki senin için demokrasi, sadece sana yaradığı sürece vardı. İşine gelmeyince mahkemeye koşuyorsun.
Kendi 13 yıllık döneminde kimse partisini yargıya taşımadı...
“Partiyi kaostan kurtaracağım” yalanı..
13 yıllık yenilgi, ayrışma, İnce’nin partiyi terk etmesi, sürekli iç kavga… Hepsi senin eserin.
Şimdi de “kurtarıcı” pozuna bürünüyorsun.
Bu, siyasi kurnazlığın, koltuk sevdasının ve demokrasiye saygısızlığın en açık halidir.
Kılıçdaroğlu’nun 2010-2023 arası 13 yıllık döneminde CHP genel olarak oldukça merkezî ve lidere bağlı bir yapıya sahip oldu.
Parti içi mekanizmalar (MYK, Parti Meclisi, kurultay delegeleri) büyük ölçüde onun kontrolündeydi.
Kılıçdaroğlu’nun açıkça karşı çıktığı veya istemediği bir konuda parti organlarının (MYK veya PM) onu zorlayarak karar alması gibi çarpıcı bir vaka yaşanmadı.
Parti, delege sistemi ve yerel patronaj sayesinde genel başkanın iradesine büyük ölçüde uyumlu çalışıyordu.
Muhalif sesler (İnce, Cihaner vb.) genellikle marjinalleştirildi veya engellendi.
Bazı illerde aday belirleme süreçlerinde yerel dinamikler genel merkezin (Kılıçdaroğlu’nun) tercihine rağmen farklı isimleri öne çıkarabiliyordu. Ancak bunlar merkezi stratejiyi kökten değiştiren kararlar değildi.
2020-2021 kurultay süreçleri: Aytuğ Atıcı, İlhan Cihaner gibi isimlerin adaylık girişimleri ve imza baskısı iddiaları parti içinde gerilim yarattı.
Yine de Kılıçdaroğlu tek aday olarak veya rahat şekilde kazandı.
13 yıllık dönemde CHP, Kılıçdaroğlu’nun belirlediği çizgiden önemli ölçüde saparak bağımsız bir karar alma örneği göstermedi.
“Tek adam” yönetimi ve delege kontrolü nedeniyle lidere rağmen karar üretmek zordu.
En büyük “karşı karar” aslında 2023 Kurultayı’nda Özgür Özel’in kazanması oldu.
Bu, Kılıçdaroğlu’nun istemediği ve engellemeye çalıştığı bir sonuçtu. O ana kadar sistem büyük oranda onun kontrolündeydi.
Butlan'a koltuk için, adaylık için rıza gösterenler tarih sizi unutmayacak.
İnsan olana sorarlar, Kurultay Divanı seçimleri yapma yetkisini senin amiri olduğun Çankaya Seçim Kuruluna mı devretti, yoksa siyasi talimatla iş yapan istinaf heyetine mi? Seçimleri Çankaya Seçim Kurulu yaptıysa kararı neden İstinaf Heyeti veriyor, değil mi? Bu kadar basit bir mantığı dahi oturtamayan ve talimatla iş yapan bu heyet, bu kararıyla Türkiye'deki çok partili siyasal rejimi sona erdirdiğinin de elbette farkındadır!
Bu karardan sonra YSK'nın hiçbir dernek, kongre vs seçimine gelmesine ve seçimlerin kendilerinin denetiminde yapılmasına gerek yok. Çünkü hiçbir işe yaramadıklarını gayet güzel ifade etmişler.
Ha bu arada, bu saatten sonra geçmişe dönük her kongre, her seçim şaibeli olarak incelenebilir. Aradan yıllar geçmesi bir şeyi değiştirmez, hiçbirinizi de kurtarmaz!
@yaltakgurbuz Türkiye'de aile kavramı uzun zamandır sadece bir
sosyal yapı değil,aynı zamanda muhafazakarlığın göbeğinde ideolojik bir merkez.Bu yüzden Aile Bakanlığı gibi bir kurumun varlığı da şaşırtıcı değil.Ailenin tanımlanması,bireylerin korunmasından daha önemli tabi
yüzlerce çocuk korunamıyor, kadınlar en yakınları tarafından öldürülüyor.
Böyle bir tabloda bir reklamın "aile değerlerine etkisi" üzerinden refleks geliştirmek, tabi ki bir tezat yaratıyor.
Devlet bir kez daha aileyi tanımlamakla meşgul, bireyleri korumaktan çok
Bir beyaz eşya markasının sözde anneler günü için hazırladığı reklam filmi, toplumu ifsad etmeye yönelik yapılan operasyonların farklı bir versiyonudur.
Yavrularımızın başıboş sokak köpekleri tarafından parçalandığı bir zamanda, anneliği köpek bakıcılığına indirgeyen bu meş'um zihniyet, ekini ve nesli ifsad etmek için her yolu deniyor, her şeyi kullanıyor.
Ayaklarının altına cennetlerin serildiği annelik, mukaddes bir makamdır. Anneliği ve aileyi tahkir edenleri bir kenara not edin ki bir daha hiç kimse böyle bir densizliğe cüret etmesin.
Bu yaptığına inşallah pişman olacaksın boş şey, hem de bombosh.
Başaran Aksu'dan çok çok iyi bir konuşma. Somut, tokat gibi ve yalın gerçekler:
"Bir emekli maaşıyla 22 bin lirayla yaşayan, 3 kız çocuğu yetiştiren ve bununla geçinen; zorlu koşullara rağmen işçi mücadelelerine önderlik eden beş parasız yoksul bir insanın işçilerle muhatap olmasını istemiyorlar. İşçiler arasından soysuzlaştırılarak yüksek maaşlarla korunan sarı sendikacı takımını istiyorlar ki, işçiyi manipüle etsinler."