Bugüne kadar karşıma çıkan, sohbet ettiğim gaylerin çoğunda aynı şeyi gördüm, mutsuzluk ve yalnızlık. Ben de aynı yerdeyim. Bizi bu iki duyguda buluşturan hayat utansın… Ama hayat vicdansız, utanmaz.
Film çok fazla komedi mizansenine sığınmış ve ana konusu olan bireysel irade ile insanlığın yalnızlığına dair alt metni biraz geri plana itmiş. Ama yine de ilk 45 dakikasında seyir zevkini fazlasıyla yaşadığım bir film oldu.
Dün bu filmi izledim ve açıkçası iyi miydi, yoksa kötü müydü çok arada derede kaldığım bir film oldu. Ama bu filmde bana kızmayın ama Jim Carrey'nin oyunculuğunu beğenmedim.
Biriyle daha yeni tanışırken konu işe geldiğinde ve avukat olduğumu öğrenip ben de çok iyi avukat olurdum, ağzım iyi laf yapar diyen insan tipi benim için inanılmaz bir red flag. Gereksiz ve boş konuşurlar, hiç yanılmadım şimdiye kadar. Daha mesleğin ne gerektirdiğini bilmiyor ama yapabileceğinden acayip emin. Bir de bunu senin mesleğin üzerinden kendine pay çıkararak söylüyor. İyi avukatlık çok konuşmak değil neyi nerede söyleyeceğini bilmek, iyi analiz etmek, iyi yazmak, strateji kurmak, en önemlisi de nerde susacağını bilmektir. Ağzı iyi laf yapmak yetseydi memleketin en iyi avukatları kahvehanelerde oturuyor olurdu zaten.
Kim olursanız olun, sizi eğlenmeye dinlemeye gelen insanlara hakaret edemezsiniz. Toplum olarak bu tür davranışları kınamalıyız ki herkes sınırını ve nerede durması gerektiğini bilsin. Gerçek saygı bunu gerektirir.
Bülent Ersoy, kendisini dinlemeye gelen seyircisine ağır küfürler etmiş. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok. "Hastayım ama size olan saygımdan sahneye çıktım" gibi bahaneler üretip ardından küfürler savurmuş; bir yandan da saygılı olduğunu iddia ediyor. Böyle bir şey kabul edilz
İnsan gerçekten hastaysa sahneye çıkar, durumunu izah eder, özür diler; en kötü ihtimalle bilet ücretlerini iade eder. Saygı denilen şey böyle gösterilir; sahneye çıkıp insanlara hakaret ederek değil. Bu durum hiçbir toplumsal norma sığmaz.