ara ara bunu yazıyorum aynı hikayeyi ki bu yazılardan kendilerini kötü hissedecek zaten hormonları altüst bir anne varsa biraz olsun korkusu azalsın. "Annem ben 6 aylıkken başlamış çalışmaya. Hem de 9-5 mesaili falan bir işe değil benim doğduğum gün kazandığını öğrendiği cerrahi asistanlığına yani 48 saat hastanede geçirdiği günler olan ve stres yükü çok fazla olan bir işe. Benim annem küçücük bir kadındır 40'lı kilolarda 1.60 yani bedenen güçsüz gözükür. Ama o kadın (anneme kadın dediğim için laf etmeyin üçüncü kişi hitabı) işte insan hayatıyla uğraşırken her iş dışı vaktini bana kitap okuyarak, benle oyun oynarak, beni tiyatroya, oyuna, spora götürerek geçirdi. (babam inanılmaz bir babadır tüm kız çocuklarının isteyeceği türden yemeğimi de yapar, bakımımı da üstlenir, ders çalıştırmak zaten uzmanlık alanı - o ayrı konu) Yani annem çok zor ve yoğun bir işi varken kalan vaktini bana kaliteli ayırdı. Psikologa giden biriyim (her insan kadar ihtiyacım var) anneye dayalı hiçbir bağlanma travmam, kayıp korkum vs çıkmadı bu yaşa kadar, annemle de inanılmaz iyi bir ilişkimiz var. 32 yaşındayım hala her şeyime yetişir, benim stres olacağım şeyleri benden önce çözer. Hala çok aktif çalışıyor, Şimdi bakmak zorunda olduğu bir çocuğu olmadığı için (en azından temel ihtiyaçlarımı kendim sağlayacak yaştayım:)) tenis oynuyor, triatlon yapıyor ve İronman yarışlarında yarışıyor. Birlikte dünyanın farklı yerlerine yüzme kamplarına, bisiklet kamplarına gidiyoruz (babam biraz bize katlanıyor bu seyahatlerde diyelim:)) Çalışmak sizi kötü bir anne yapmaz, ayırabileceğiniz vakiti verimli ayırmamak sizi kötü anne yapar. Babalara hiç sorulmayan bu soruların sadece annelere sorulması da toplum acımasızlığıdır. O yüzden çalışmak zorundaysanız veya psikolojik olarak ya da kariyerinizin iyiliği için çalışma isteğiniz geliyorsa içinizden korkmayın çocuğunuz bu yüzden sorunlu olmayacak. Canım annem iyi ki iyi bir cerrah, iyi bir rol model oldun bu hayatta bana."
hikayeyi şöyle özetliyim bir polis eve İKİ MAAŞ GELİR OHH düşüncesiyle polis bi kadınla evlenmiş ikisi de hayvan gibi çalışıyor ama kadın koştur koştur eve gelip yemek hazırlamadığı adam da eve gelip hazır sofraya oturmadığı için boşanmışlar .hikaye bu kadar
John Berger’ın çok sevdiğim bir sözü var, “Kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek çok şey isimsiz kalır,” der. Edebiyat bize bunun için lazımdır. Dilsiz ve kelimesiz kalan şeylere bir isim verebilmek için. Anlamak için.