Liberallerin yüzyıllardır zılgıtını çektiği vaatlerinin aksine teorileriyle en alakasız Çin devleti gerçekten milyarderlerini yargılayabiliyor. Liberalizmin mümkünlüğü bana yıllardır komik gelir ama bu videoya kadar hiç bu kadar absürt görünmemişti.
@kelebekkafa Üstüne üstlük hem bu şirket içi kontrol hem de hisse performansına bağlı olarak neoliberal dönemde menajer tabakasının gelirinde ciddi oranlarda artış var. Ben CEO veya yüksek düzey herhangi bir yöneticiyle işçi olarak aynı cephede değilim.
Herhangi bir tekel şirketin CEO'su bugün o şirketin üretim araçları üzerinde şirketin hisse sahiplerinden daha fazla söz hakkına sahip. Bu yöneticiler zaten mevcut üretimde herhangi bir şey üretmek için emeklerini de satmıyorlar. Ama sana göre bunlar işinde gücünde emekçi :)
Menajerler üretim araçlarının sahibi de biz mi bilmiyoruz? Beyaz yaka derken en üst düzey yönetici olsa bile işini kaybettiğinde geçim olanağını kaybeden bir kesimden bahsediyoruz. Bunlar ağzına bir parça bal çalınmış işçi sınıfından başkası değil
Herhangi bir grevde, firma içi çatışmada ya da hak talebinde çoğu zaman kimlerle karşı karşıya geleceğinizden, önünüze kimlerin taş koyacağından veya size gözaltı kararı aldıracağından bir habersiniz. Çok pratik bir şeyden bahsediyoruz, görmek için profesör olmaya gerek yok.
Entel Feridunluk yapmak istemiyorum ama artık bir ortamda futbol konuşulmaya başlanınca içim felaket daralıyor. Normal ayakta yapılan small talk'tan bahsetmiyorum, baya baya futbol gündemi gibi konuşulmasını kastediyorum. Konuşulan çoğu konunun da içi boş, bir anlamı yok.
Manager unvanına sahip, yani yüksek düzey yönetici pozisyonunda bulunan herkes burjuvazinin parçasıdır. Bunun ismi bile var managerial capitalism diye.
Türkiye'deki insanların tahminimce %95'i şu an dönen soslu dürüm, barrackiye esprilerini falan bilmiyor buradaki. Yemin ederim hem gülmekten hem de iğrenmekten şundan yiyemez hale geldim. İşin kötüsü, yemek hakkındaki eleştiriler ve espriler de doğru.
"hekimlikte bir söz vardır: "ilacı çok, ilacı yok" denir. bir hastalığın esaslı tek ilacı varsa o birdir ve gerçekten vardır, 40-50 tür ilacı var ise henüz sahici ilacı yoktur. metafizik sosyolojilerin çokluğu aynen buna benzer, hiç birisinin dediği ötekisini tutmaz."
Evet, serbest bir piyasa tarihte hiç olmadı. Liberaller çoğu zaman serbest politikalar ile serbest piyasayı birbirine karıştırıyorlar. Kamucu müdahalelerin olmadığı ekonomileri serbest piyasa olarak kabul ediyorlar. Ancak o ekonomilerde bile piyasa kendi başına bırakılamıyor.
Bu nedenle “serbest” piyasalar “serbest” olamazlar. Zaten piyasaların çoğu yüksek yoğunluklu oligopolistik, rekabet kurulları müdahale etmese tekelleşmeye doğru giderler. Eğilim çok açık. Mesela, ABD’de eskiden dört mobil telefon operatörü vardı: T-Mobile, AT&T, Verizon ve Sprint. Sonunda hesapta bir takım koşullarla T-Mobile’ın Sprint’i yutmasına izin verildi, üçe düştüler. Amerikan otoriteleri işi iyice gevşetseler de, T-Mobile, AT&T ve Verizon bir kapışsalar, kimin kimi yutacağı belli olmaz. Yani bu “serbest” adı Orwellyan çift-konuşma. “Serbest” piyasa diyenler, aslında o kelimenin ima ettiğini kastetmiyorlar.
Mafyalar, çeteler, tacirler, kaçakçılar, pezevenkler sizin namusunuza göz dikmiş; siz bütün bunların ortasında vegan etiği tartışabilecek kadar rahat hissediyorsunuz kendinizi. Bu toplum yapısı felsefecileri çıldırtmıyorsa ülkemizdeki bu güruhun da ikiyüzlü olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'de yapılan ahlak tartışmalarını oldukça beyhude ve entel hezeyanı olarak görüyorum. Millet öz hedonist çıkarları ve duyguları için başkasının namusuna göz uzatıp canına kastedebilecek kıvama geldikten sonra ahlak tartışmanın bir manası yok.
Böyle bir toplum en temel ahlak standartlarını bile karşılayamaz. Yaşım ilerledikçe Türkiye'de bir toplumsal devrim olmaksızın gerçekten ahlaklı bir toplum inşa edilemeyeceğine olan inancım daha da büyüyor. Ahlakın kendisini dahi toplumsal örgütlenmeden ayrı düşünemeyiz.
Bu "İK Nefreti" profili ve benzerleri, işçilerin yanında ve onların haklarını savunuyormuş gibi görünseler de, gerçekte patronların en çok işine yarayan şeyi yapıyorlar. İşçilerin öfkesi patronlara, CEO'lara ve şirket politikalarına yönelecekken, adeta bir paratoner gibi bu öfkeyi üzerine çekip İK'ya yönlendiriyor. Böylece sömürünün kaynağı görünmez hale geliyor, kötü yapının asıl sorumluları arka planda kalıyor.
Emeğin milli gelirden aldığı payın sefalet oranına düştüğü bir ülkede bunları demek için ya burada yaşamıyor olman ya da çok başka bir dünyada yaşıyor olman lazım.
@nbabaronu Tam aksine bu duruma DÜŞME istiyoruz.
Becerikli ve üretken insanlar kapitalistler için tehdit değil. Akıl uyum ve çalışkanlık herkesi büyütür.
Ama kanser zihniyetin hepimiz için kötü o yüzden senden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyoruz.
“İş bulamayan ve aç olan bir insanın ‘kişisel özgürlüklerden’ nasıl zevk alabileceğini hayal etmek bana zor geliyor. Gerçek özgürlük; sömürünün ortadan kaldırıldığı, insanın insan üzerindeki baskısının sona erdiği, işsizliğin ve açlığın olmadığı, yarın işinden, evinden ve ekmeğinden mahrum kalma korkusuyla yaşamadığı yerde mümkündür. Ancak böyle bir toplumda kişisel ve diğer bütün özgürlükler kâğıt üzerinde değil, gerçekten var olabilir.”
— Josef Stalin
Osmanlılar uzun süre ayakta kalmayı ortak mülkiyet tarafından sağlanan bir yol olarak sürekli elit dolaşımına borçlu. Bazı zamanlar bu elitler baskın gelseler de belli tarihsel anlarda mutlaka baştan iniyorlar. Ortak mülkiyetin sağladığı esneklik olmasa Osmanlılar bunu yapamazdı.
Emperyalist bir İspanya'ya karşı liberteryen Arjantin'i desteklemek daha mantıklıdır. İspanya'nın yenilgiyi tüm AB emperyalizmine tesir ederken aynı şeyin Arjantin senaryosunda bir tesiri yoktur. Uluslararası ilişkilerde bu yüzden emperyalizmden yalıtık bir sınıf savaşı olamaz.
Ne olursa olsun İspanya emperyalisttir ve onu bugünkü çelişkilerinin içine sürükleyen, ittifak ettiği Avrupa emperyalizmiyle bütün haline sokan da sınıf egemenliğidir. Avrupa sistemindeki kuzey-güney ayrımı sayesinde sınıf nefretinin radarından da güzel saklanıyor.