Tavrımız ve çağrımızdır
Sol kimlikçi bir tartışmanın parçası olamaz. Yurttaşlarımızın etnik ya da mezhepsel kökeni Türkiye’yi aydınlığa, eşitliğe, özgürlüğe, bağımsızlığa, refaha taşıyacak bir mücadelenin doğrultusunu değiştiremez. Şu ya da bu makama gelecek kişinin dünya görüşü, çalışkanlığı, halka adanmışlığı, yurtseverliği, bilgi ve becerisi, dürüstlüğü dışında hiçbir kriterin önemi yoktur.
Bu ülkede etnik ve mezhepsel eşitsizliklerin, ayrımcılığın olduğu açık bir gerçektir. Önemli olan, bu gerçeğe nasıl yaklaşılacağı ve nasıl çözümler üretileceğidir. Kimliklerin birbirinin karşısına konduğu bir taraflaşmanın herhangi bir çözüme yardımcı olması mümkün değildir. Çözüm, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu derin sömürü, ağır yoksulluk ve adaletsizliğin kaynaklarını kuruturken bu eşitsizlik ve ayrımcılığı da birleştirici bir perspektifle ortadan kaldırmaktadır.
Türkiye solu bu çok basit gerçeği unutmuş ve emekçi halkımızı bölen kimlikçi politikaların peşinden gitmiştir. “Alevi Cumhurbaşkanı seçilemez”, “anadili Kürtçe olan bir Cumhurbaşkanı adayını desteklemeyiz” gibi siyasal ve kamusal alanda hiçbir yeri olmaması gereken açıklamalara yol açan da solun kimlikçi siyasetin yarattığı sıkışmadan kurtulamamasıdır.
Bütün bu yalpalamaların ortasında bir kesim sola haksız ithamlarla, genellemelerle düşmanlık geliştirmekte, sosyalist hareketin milliyetçi hezeyanlarla hedef alınması ve günah keçisi ilan edilmesi için kampanyalar düzenlemektedir. Oysa sol, başından beri her tür milliyetçilik ve liberalizm karşısında başka hiçbir hesap gütmeden, yalnızca kendi ideolojik-siyasal ilkelerine ve devrimci hedeflerine sadık kalarak dik dursaydı, bağımsızlığını korusaydı, birlik ve müttefiklik ilişkilerini bu zeminde kursaydı, bugün tamamen farklı bir ülkede yaşıyor olurduk.
Solun tartışılamayacak ilkeleri vardır ve bu ilkeler korunarak çoğalmak, güç olmak mümkündür. Yıllardır söylediğimiz gibi, DEM Parti ve CHP gölgesindeki bir sol ilkelerini gözden çıkarmış bir soldur. Anti-emperyalizm, laiklik savunusu ve kapitalist sömürüye karşı olmak sekterlik ya da küçük düşünme değildir. Tersine, Türkiye’nin geleceği bu ilkelerden hareketle inşa edilecektir.
TKP, çok uzun bir süredir DEM Parti ve CHP gölgesinde sosyalist hareketin gelişemeyeceğini ve bu partilerin peşinden gidilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmektedir. Solun bir dönem CHP’ye, sonra DEM Parti’ye, sonra tekrar CHP’ye bel bağlayarak siyaset yapar hale gelmesi bugün toplumun umutsuzluk ve örgütsüzlüğünün en önemli nedenlerinden biridir. Bazı sol kesimlerin DEM Parti merkezli politikaları terk ederek CHP yörüngesinde siyaset yapmasını bir olumluluk olarak görenler, meselenin özünü kavrayamamaktadır. Kuşkusuz DEM Parti ve CHP farklı tarihsel ve ideolojik dinamiklerin ürünüdür. Ancak bu farklılıklar Türkiye’nin sömürüden, zorbalık ve adaletsizlikten arındırılması mücadelesinde sosyalist hareketin bağımsızlığı söz konusu olduğunda önemsizleşmektedir.
İşte bu koşullarda bir kez daha bütün samimiyetimizle çağrımızı yineliyoruz: Düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, Aydınlanmacı ve Cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
"Amalar" ve "fakatlar" bir köşeye bırakılabilirse, sol gerçek bir kimlik kazanacak ve başlı başına bir siyasal güç merkezi haline gelecektir. Solu ilkelerinden uzaklaştıran "en geniş güçlerin birliği" yaklaşımı derhal terk edilmelidir. AKP iktidarıyla mücadele o iktidarın kaynakları iyi teşhis edilerek başarıya ulaşabilir. Tarikatlarla, holdinglerle, NATO’yla, Avrupa Birliği ile hesaplaşmayı erteleyen bir solun “en geniş güçlerin birliği”ni kime ve neye karşı oluşturmak istediği emekçi halk açısından kocaman bir belirsizlik içermektedir. Oysa sol ancak açık, yalın ve tutarlı bir siyasal-ideolojik kimlikle çaresizlik içindeki yoksul halk kesimlerine umut verebilir, seçenek oluşturabilir.
Madem son gelişmelerle birlikte solun kendisine yabancı ideolojik-siyasal zeminlerde mevzi elde etmeye çalışmasının maliyetleri ve çıkışsızlığı açık bir biçimde görüldü, o zaman cesaretle ders çıkarmanın zamanı gelmiştir. TKP geriye dönük tartışma ve ayrım noktalarını bir kenara koyarak tamamen geleceğe odaklanmaya ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
Türkiye Komünist Partisi’nin Özgür Özel ve arkadaşlarına, bir bütün olarak CHP’ye dönük değerlendirmeleri ortadadır. Hiçbir ideolojik, siyasal yakınlığımız olmadığını her defasında tekrarlamak durumunda değiliz. Ayrıca kimseye kefil de olmayız. Ancak…
Şu anda “hukuken” CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkan olarak kabul etmemiz de, yalnız bugün değil gelecekte de imkansızdır.
Bu “atama” işlemi iktidar olanakları kullanarak bir başka parti tarafından gerçekleştirilmiştir. AKP diğer partileri doğrultu ya da yönetici tayin edemez. Kendi meşruiyeti bu kadar zedelenmiş bir partinin siyaset alanını tasarlama girişimleri, bu girişimlere ortak olanların da meşruiyetini sıfırlar.
CHP tabanının bu operasyonu kabullenmeyeceği açıktır. Bir siyasi parti programı, örgütsel yapısı ve toplumsal ağırlığı ile bir bütündür. Daha önce birçok adımı kendi partisinin tabanındaki hoşnutsuzluklara rağmen dayatıp yoluna devam eden Kılıçdaroğlu’nun bu defa şansı yoktur.
Bizi en fazla ilgilendiren ise siyasi partilerin iç dinamiklerine müdahalenin önünü tamamen açan bu uygulamanın toplum tarafından kararlılıkla mahkum edilmesidir. Bu büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Protesto gösterilerine katılımın az ya da çok olmasının bu aşamada bir önemi bulunmamaktadır.
AKP, medyasından vekiline, bürokratından trolüne başka partilere akıl ve yön verme konusunda kendini kaybetmiş durumdadır. Yandaş köşe yazarları sürekli olarak muhalif parti ve siyasetçilere not vermektedir. Burada siyaset alanının daraltılması isteğinin yanı sıra kadar ideolojik ve kültürel bir sorun da vardır. Her şeyin sahibi olma dürtüsü iktidar için artık bir davranış kalıbı haline gelmiştir. CHP tabanının bunu kabullenmemesi iyi bir şeydir.
İlginç olan, AKP’nin diğer partileri kendisine benzetmeye çalıştıktan sonra kendi alanında beliren rakiplerden şiddetle rahatsız olmasıdır. Ekrem İmamoğlu’nun başına gelenler bu açıdan çok öğreticidir.
Velev ki, Kılıçdaroğlu yönetimi tutsa, parti AKP’yle uyumlu bir biçimde güçlenip ona rakip haline gelse, iktidar aynı operasyonu ona da çekecektir. Ancak bu imkansızdır. Kılıçdaroğlu’nun da bunun farkında olduğu ve CHP’nin yönetilmesinden çok yönetilemez hale gelmesi doğrultusunda adımlar attığı görülmektedir.
Biz CHP gerçeklerini siyasal ve ideolojik zeminde halkımıza anlatmaya devam edeceğiz. Bunu yaparken, Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin Genel Başkanı olarak görmemiz mümkün değildir.
Burada benim esas mesleğimi bilen pek kişi yok, ben pilates antrenörüyüm. Online grup dersleri veriyorum ve ekip olarak bu ayki aidatları @kubadostluk derneğinin kampanyasına bağışlama karar aldık.
Bu da Instagram'daki duyuru reels'i. Çağrıyı yaygınlaştırmak için buradan da paylaşmak istedim 🙋🏼♂️
Haber pandemi döneminden.
Bahsi geçen fırının ismi KOMŞU FIRIN. Patronları Doruk Un sahipleri.
Küçülme bahanesiyle işçileri işten atıp, tabela değiştirdiler. Yeni açılan fırın zincirinin adını ise biz söyleyelim: PANİSTA.
Spiker haberi anons ederken söylüyor: Kiminin 10, kiminin 15 yıllık tazminatı yandı. Mahkeme işçileri haklı buldu. Ama yasal boşluktan yararlanan şirket onlara bir kabus daha yaşattı.
🔴ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI’na @csgbakanligi SORUYORUZ: Aynı filmin tekrar etmesine izin verecek misiniz? Bu ülkede patronlar düzenli olarak, işçilerin tazminatlarına el koyacak ve yoluna yeni bir tabela, yeni bir isimle devam edebilecek mi?
🔴ADALET BAKANLIĞI’na @adalet_bakanlik SORUYORUZ: İşçiler hakkını mahkemede arayacak, hem de davalara, icralara, avukatlara para harcayarak davayı kazanacaklar. Ama iş parayı tahsil etmeye geldiğinde patronun ayak oyunlarıyla yola devam etmesine ses çıkarmayacak mısınız? Dışarıdan gözle bile anlaşılan bir hile ile 10-15 yıl kıdem tazminatı hiç edilmiş işçilere; boşa uğraşmayın, hakkınızı, hukukunuzu aramaya mahkemeye gelmeyin mi diyeceksiniz?
Haberde işçiler anlatıyor: İlk başta kıdem tazminatınızı ödeyeceğiz dediler, bu esnada da şirketi başka bir şirkete taşımışlar. Sadece tabela değişikliğine gidilmiş. Ticari ünvan aynı şekilde kalmış. İsmi değiştiriyorlar, çıkarılan işçiler mağdur oluyor. Battık diyorlar ama hayır batmadılar yola devam ediyorlar. Belki yine isim değiştirecekler, o zaman da mevcut çalışan işçiler mağdur olacak.
Spiker ekliyor: Savcılığa suç duyurusunda bulundular, Dava açıldı. Mahkeme de onları haklı buldu ama tazminatlarını hala alamadılar.
❗️PATRONLAR AYNI. AYAK OYUNLARI AYNI. YAŞANAN MAĞDURİYET AYNI. ŞİMDİ DE PANİSTA İŞÇİLERİNİN HAKLARINI GASP EDİYORLAR.
🔴HUBUBAT TEDARİKÇİLERİ DERNEĞİ’ne @hubuder SORUYORUZ: Başkanınızın yaptığı usulsüzlüğe ses çıkarmayacak mısınız? Yoksa bir yolunu bulsak da biz de kendi işçilerimizin kıdem tazminatına çöksek mi diyorsunuz?
🔴PATRON GÜRSEL ERBAP’a @GerbapGursel SORUYORUZ: Panista işçilerini muhatap alıp, haklarımızı ödeyecek misiniz? Yoksa yine telefonu suratımıza mı kapatacaksınız?
TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel, İstanbul'da 1 Mayıs yürüyüşümüzün sonunda konuştu:
"Bu düzeni temsil eden herkese ve her şeye karşı öfkeliyiz. Ama öfkemize eşlik eden bir şey var: Umudumuz, Türkiye işçi sınıfına olan inancımız. Bu ikisini yan yana getirenler, öfkesini örgütlü kılanlar, hoşgeldiniz!"
#1Mayıs #TKP
Trendyol'dan Ortaklaşa dergisine sansür: 'NATO, işçi sınıfı falan demeseniz...'
📌E-ticaret platformu Trendyol, Ortaklaşa dergisinin 8. sayısının satışını kapaktaki “NATO” kelimesini “yasaklı” ilan ederek durdurdu. Müşteri hizmetleri, derginin satışa açılabilmesi için “NATO, işçi sınıfı gibi ifadeleri beyaz bantla kapatın” dedi.
https://t.co/Exw688DQRw
Çocuklarımız için bir kez daha Cumhuriyet, Egemenlik ve Eşitlik!
Ülkemizin en ileri kazanımlarına imza atan Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıl önce bugün kuruldu. Bağımsızlık mücadelesine önderlik etti, saltanatı ve hilafeti kaldırdı, cumhuriyeti kurdu.
Bu büyük atılımdan bugün eser kalmadı. Yurttaşlarımızın büyük bir yoksulluğun, eşitsizliğin, sömürünün kucağına itildiği, çocuklarımızın tarikatlara, gerici bir eğitim sistemine teslim edildiği, her gün işçi ve kadın cinayetlerinin gerçekleştiği bir ülkede ne halkın egemenliğinden ne de cumhuriyetten bahsedebiliriz.
23 Nisan’dan daha birkaç gün önce Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta çocuklarımız ve öğretmenlerimizin karşı karşıya kaldığı saldırı ülkemizin içine düştüğü karanlığın boyutlarını göstermektedir.
Uzun bir süredir ülkenin kurumları bir avuç patronun tüm zenginlikleri yağmalamasına, cumhuriyetin kazanımlarının tasfiye edilmesine, halk düşmanı politikaların hayata geçirilmesine yarayan bir oyun alanına dönüştürülmüştür.
Bugün egemen siyaset ve meclis hiçbir biçimde emekçi halkımızı temsil etmemektedir.
23 Nisan’ın anlamı ise açıktır: 23 Nisan bağımsızlık, laiklik ve halkın kendi kendisini yönetme iradesidir. Çocuklarımızın yüzünün güldüğü aydınlık bir ülkedir. Bu ülkenin gerçek sahibi olan emekçiler kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olacakları bir düzeni ve meclisi mutlaka kuracaktır.
Eşitlikçi, özgür, bağımsız, aydınlık bir ülkeyi kuracağımıza olan inançla tüm halkımızın ve çocuklarımızın 23 Nisan’ını kutluyoruz.
ABD ve İsrail kaybetti, direnen İran halkı kazandı!
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 39 gün süren saldırısı, Trump’tan gelen “bütün bir medeniyet yok olacak” tehditlerine karşın 40. günde varılan ateşkesle şimdilik sonlandı.
Sağlanan bu ateşkesin nedeni Trump’ın gözü dönmüş tehditleri değil, İran halkının zorbalara boyun eğmeyeceğini başta Trump ve Netanyahu olmak üzere tüm dünyaya göstermesidir.
28 Şubat'tan beri hiçbir sınır tanımadan İran halkının üzerine bomba yağdıran emperyalist haydut ABD ve soykırım suçlusu İsrail açıkça yenilmiş, savaşın başında dile getirdikleri hedeflerin hiçbiri gerçekleşmemiştir.
İsrail ve ABD’nin yenilmez olduğu efsanesi bir kez daha çökmüştür. Bu, tüm dünya halkları için güzel haberdir.
Şimdi, bu haydutların insanlığın başına yeni belalar açmaması için emekçilerin tüm dünyada ayağa kalkma zamanıdır!
Ulusal çıkarlar işte böyle savunulur
Türk dış politikasına yön veren, ne “ulusal” çıkarlar ne hükümetin ya da bakanın kişisel tercihleridir. Dış politikamız içeride milyonlarca yurttaşımızı yoksul ve yoksun bırakan toplumsal sistemin biricik kazananı olan büyük holdinglerin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmektedir.
Emperyalist haydut ABD ve siyonist katliamcı İsrail tarafından saldırıya uğrayan komşu İran’ı suçlayan bildirilerin imzalanmasının asıl sorumlusu bu holdinglerdir.
Bu holdingler İsrail’le iş yapmak ister, bu holdingler asalak Körfez şeyhlerinden kredi ister, bu holdingler yayılmak ister, bu holdingler savaş ister, silah üretmek ve satmak ister, bu holdingler NATO’nun hücrelerimize kadar yerleşmesini ister, bu holdingler ucuz işgücü ister, bu holdingler sendikacıyı, gazeteciyi tutuklu görmek ister.
Holdingler ister, hükümetler yapar. Hükümetler, siyasetçiler de holdingleşir, hep beraber vatan, millet, Sakarya diyerek ülkemizi uçurumun kenarına getirirler.
Yeter artık!
Ulusal çıkarlar ve güvenlik adına bu halkı aldattığınız yeter!
NATO üyeliği ülkemizi ve halkımızı korumaz. Tersine NATO üyeliği ülkemizi ve halkımızı savaşa doğru çeker.
NATO ve ABD’nin bir savaşta kimsenin güvenliğini sağlamayacağı, sağlayamayacağı bugün sürmekte olan savaşta açık bir biçimde görülmüştür. “NATO üyesi olmazsak, ABD bize saldırır”, “NATO üyesi olmazsak Rusya bizi yutar” gibi korku masalları NATO’cu sahtekarların yıllardır pişirip pişirip önümüze koyduğu argümanlardır.
ABD bize saldıracaksa, onu içimize neden sokuyoruz? 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 15 Temmuz’da olduğu gibi darbe yapsın diye mi? Suikastlerle, katliamlarla, her tür provokasyonla kaos yaratsın diye mi? Ülkeye ait her tür bilgiye kolay yoldan erişsin, yurttaşlarımızı fişlesin diye mi?
Rusya ile savaş olasılığı varsa, ülkemizin üslerini neden NATO’ya, ABD’ye açıyor ve neden bunlardan bir tanesinde nükleer silah bulundurulmasına izin veriyoruz? ABD ile Rusya arasında bir gerilim yaşandığında doğrudan hedef olalım diye mi?
Bu, ülkemizin, halkımızın güvenliği değildir. Bu, holdingler düzeninin güvenliğidir. Kimseyi kandırmayın.
İçerideki adaletesizlik, dışarıda NATO’cu, Amerikancı bir dış politikayı dayatıyor.
Başlarındaki sömürücülerden kurtulsa Ege’de dostluk ve kardeşlik köprüsü kuracak iki ülke olan Türkiye ve Yunanistan’ın haline bakın. Kim ABD’yi daha çok memnun edecek yarışına girmişler, birbirleriyle rekabet ediyorlar. Sorsanız herkes “ulusal çıkar”dan dem vuruyor.
Kıbrıs’a bakarsak neyin çıkarıymış bu görürüz. Güney’de İngiliz üsleri, NATO’ya girme hazırlıkları, cirit atan İsrail ajanları, Kuzey’de kumarhaneler, fuhuş ve uyuşturucu ticareti, her tür yolsuzluk ve suç. Küçük bir adayı nasıl batırırız yarışıdır bu!
Ulusal çıkar nasıl savunulur biliyor musunuz?
Ulusun adına gölge düşürenlerden kurtularak en başta. On milyonlarca yurttaşımız yoksullukla boğuşurken, nüfusun yüzde birlik bölümünün sürekli zenginleşmesi bu ülkenin en büyük utancıdır. Nokta.
Bu utançtan kurtulursak egemenliğimizi, bağımsızlığımızı ayaklar altına alan, zorbalarla işbirliği üzerine kurulu bir dış politikadan ve güvenlik mimarisinden kurtuluruz. ABD’ye yaranma, İsrail’le arka odalarda anlaşma, ülkemizin kaynaklarını hiçbir işe yaramayan bir “silahlanma” sarmalına akıtma derdinden kurtuluruz.
Tekrar ediyoruz: Bu dış politika, Türkiye’nin egemen sınıfına hizmet ediyor, yurttaşlara değil.
Halkımızın çıkarı NATO’dan çıkmaktadır.
Halkımızın çıkarı bütün yabancı üslere el konmasındadır.
Halkımızın çıkarı bütün yabancı askerlerin kapı dışarı edilmesindedir.
Halkımızın çıkarı askerlerimizin yurt dışı operasyonlardan çekilmesindedir.
Halkımızın çıkarı halka dayalı bir güvenlik politikasının ilan edilmesindedir.
Halkımızın çıkarı ülkenin egemenliği, bağımsızlığı ve de güvenliği için stratejik sektörler olan enerji, silah sanayi, maden, gıda ve giderek bütün temel sektörlerde hızlı devletleştirmelerdedir.
Halkımızın çıkarı işgaller ve askeri müdahalelerin olağanlaştırıldığı bir dünyada işgalcileri bozguna uğratacak bir yurt savunmasını esas alan bir strateji ve yapılanmanın oluşturulmasındadır.
Bir kez daha söylüyoruz; küçük bir azınlığın arsız çıkarları üzerine kurulu bir toplumsal düzen ülkenin ve halkın güvenliği için tehdittir.
Olur ya, yarın o işbirliği yapmak için elli takla atılan emperyalist güçler bu ülkeyle ilgili uğursuz dosyalardan birini açıp Türkiye’yi bir varlık mücadelesi içine sokarlarsa eğer, işgalcilerle birlikte bu toplumsal düzenin yılmaz savunucularının da bileti kesilirse kimse darılmasın, gücenmesin.
Kuşkusuz daha iyisi, böylesi bir açık saldırganlık öncesinde emekçi halkımızın sırtından bu asalakları atması ve ülkemizi eşitlikle birlikte refah ve güvenlik yoluna sokmasıdır.
Korkunç. Solunum cihazına bağlı tüm Kübalı hastalar hastanelerde ölüyor. Bir hastanede herkes ölmüş. Amerika gelen tankerleri ve diğer enerji kaynaklarını ülkeye sokmayarak bu insanları katletti.
Utanmadan "sosyalizmin yenilgisi" demeye devam edecekler bir de. ABD, Küba'ya oranla 90 kat büyük topraklara, 30 kat büyük nüfusa, 250 kat büyük askeri harcamaya sahip. Böyle kabadayı bir devlet tepenize çöktüğünde, dünyadaki hiçbir devlet, hiçbir silah, hiçbir güç, buna gıkını çıkarmadığında, yıkılan aslında sosyalist ideoloji değil, dünyanın onurudur.
Bu savaştan uzak durun!
ABD ve ortağı İsrail, günlerdir İran’ı hedef alan saldırılarıyla başlattıkları savaşa ülkemizi de ortak etmek için harekete geçmiş durumda.
Beşinci gününe gelinen savaşta, tüm teknolojik güç ve hava hâkimiyetlerine rağmen hiçbir ilerleme sağlayamayan ABD ve İsrail, çareyi savaşı genişletmekte arıyor.
İran’ın içinden beşinci kol çıkarıp silahlandırma planlarının basına yansıdığı bir sırada, bugün İran’dan ateşlenip Türkiye’ye yöneldiği öne sürülen bir füzenin NATO savunma sistemlerince vurulduğu haberi gündeme geldi.
Bu haberin ardından, Bakanlığın aksi yöndeki açıklamasına rağmen, tüm medyanın tek merkezden hareket ediyormuş gibi “İran’dan atılan balistik mühimmat Hatay’a düştü” şeklindeki açık çarpıtması ve NATO’nun, daha olayın ayrıntılarına dair hiçbir bilgi yokken “İran’ın Türkiye’ye saldırmasını kınıyoruz” açıklaması büyük bir tuzaktır.
AKP iktidarını uyarıyoruz.
Ülkemizi, büyük bir provokasyona imza atarak İsrail ve ABD'nin yanında bu savaşın parçası kılma çabalarına geçit vermeyeceğiz.
Bir kez daha ilan ediyoruz: Halkımızın ve ülkemizin güvenliğine yönelik en büyük tehdit dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO ve ABD’dir.
NATO üsleri derhal kapatılmalı, ülkemizdeki ABD askerleri bir an önce kapı dışarı edilmelidir.
Laikliği savunmak için Sol Parti tarafından hazırlanan ve birçok aydının imzalarını koyarak desteklediği açıklamaya iktidar çevrelerinin saldırı ve tehditlerinin yanı sıra “muhalif” bazı kesimlerden eleştiri geldi. Bazıları “laiklik dinsizliktir diyenlerin ekmeğine yağ sürdünüz” derken, açıklamayı zamansız bulanlar da oldu.
Kimse siyasi konularda bir görüş beyan etmek için bir başka konuya ilişkin değerlendirmesini paylaşmaya zorlanamaz. İnsanların inançlarına ve ibadetine saygı duymak ile laikliği savunmak arasında doğrudan bir ilişki bulunmamaktadır.
Laikliği savunmanın uygun zamanı yoktur. Laiklik her durumda savunulmalıdır. Ramazan ayında laikliği savunmak yanlış bulunuyorsa eğer, işte o zaman aslında laikliğin inanç ve ibadet özgürlüğünün karşısında bir olgu olduğu kabul edilmiş olur.
Ramazan ayında laikliği savunmak, inancının gereğini yerine getirenlere saygısızlık değildir; bunu iddia edenler oruç tutan insanların tamamının laikliğe karşı olduğunu söylemiş olurlar.
Gerçek olan şudur: İnanç ve ibadet bireysel tercih konusudur ve temel bir insan hakkıdır. Bu hakka kimse dokunamaz. Laiklik ise kamusal alanı, devlet işlerini, siyaseti ilgilendirir ve dinselliğin siyaset ve devlet işlerinin dışında tutulması demektir. Bu da toplumsal mücadeleler sonucu elde edilmiş bir temel haktır. Bu temel hakkı savunanların suçlu muamelesi görmesine izin vermeyeceğiz. Asıl suç, laikliği ayaklar altına alanlar tarafından işlenmektedir.
Sınır tanımayan barbarlığa karşı, ABD'nin emperyalist
saldırganlığına karşı Ankara ABD Büyükelçiliği önünde bir araya geldik.
Soykırımcı ABD Küba'dan elini çek!
@AnkaraTkp
Dün 500'den fazla aydının imzasıyla yola çıkan ve her dakika güçlenen kampanyamız Küba'nın Canal Caribe adlı kanalında duyuruldu.
https://t.co/hlAdVioyPr
#Küba televizyon ve medya kanallarının dayanışma mesajımızı Küba halkına daha güçlü bir içerikle taşımaya devam etmesi için haydi kampanyamızı güçlendirmeye! 👇
https://t.co/FgTuEnyoK3 @CanalCaribeCuba