Eğer iyi ve başarılı bir hayat istiyorsan pozitif olacaksın.
Şüpheye düştüğün anlar olabilir ve şüphelerin sana çok haklı da gelebilir ama fazla üstlerine düşersen seni olduğun yere kitlerler.
“Gerçekçi olmadığı” için hiçbir şey yapmamaktansa kayıplardan ders alıp bir sonrakinde kazanırım.
Çoğu insan sürekli en kötü senaryoyu kafasına takıyor.
En iyi senaryoyu ve gerçekleşme ihtimali en yüksek olan senaryoyu da düşünmeye başla.
Eğer en kötüsü gerçekleşse bile bununla yaşayabiliyorsan, en iyi veya en olası senaryo da gerçekten iyiyse, o zaman harekete geçmek zorundasın.
Sıradanın dışında bir şey başarmak istiyorsan o iş kafanda basit bir hedef olarak kalamaz. Yıllarca peşinden gidecek kadar kafaya takman gerekir.
Bu, hayatındaki tek önceliğin o olacak demek değil. Aynı anda başka işlerle uğraşman da gerekebilir.
Ama gerçekten kazanmak istediğin bir şeyi boş zamanlarında ilgilendiğin yan görev haline de getiremezsin.
Kimse yanlışlıkla büyük bir iş kurmadı, kimse tesadüfen kendi alanının en iyilerinden biri olmadı. Senelerce o işe kafa yorup emek verdiler, en sonunda kazanmak onlar için doğal hale geldi.
Kazanmayı istemek, nasıl kazanacağını bilmekten çok daha önemlidir.
Çünkü kazanmayı gerçekten kafaya takan adam, bedeli ne olursa olsun eninde sonunda bir yolunu bulur.
Paradan veya kastan önce ihtiyacın olan şey biraz yüzsüz olmaktır.
En underrated özelliklerden biridir bu. Çünkü fırsatlar oturduğun yerden ayağına gelmez, çıkıp senin bulman gerekir. Tabiri caizse biraz avcı olacaksın.
Sürekli utanıp çekiniyorsan, en ufak şeyi söylemeden önce kafanda kırk kere kuruyorsan kusura bakma da yarrak gelir sana fırsat.
Ama şöyle de bir gerçek var: Günümüzde bu utangaç tiplerden çok fazla var, rol kesenler de dahil. Yani hafiften yüzsüz olman bile seni çoğu kişinin önüne atar.
İnsanların çoğu zaten kendisinden çok şüphe ediyor. Elalemin ne diyeceğine fazla kafayı takıp hayatı kendilerine zindan ediyorlar.
Biraz millete siktir çekmeyi öğrenmen lazım. Emin ol çoğu insan hayatı senden daha iyi çözmüş değil. Zaten herkes kendi gerçekliğini yaşıyor, o yüzden başkasının senin hakkında ne düşündüğü sandığın kadar da önemli değil.
Yani hayattan bir şeyler elde etmek istiyorsan yırtık olacaksın. Üstelik harekete geçmek için de her şeyinin dört dörtlük olmasına gerek yok.
Allah’ın kimseye mükemmellik sözü yok. Bir şeyi yalnızca öylesine denediğin için bile başarabilirsin olmadı tecrübe kazanırsın. Her şeyi kusursuz yapmak zorunda değilsin.
Çok çekindiğin bir şey olduğunda da hareket berekettir deyip devam et. Nerede duracağını zaten bilirsin ama sakın olduğun yerde kalma.
Kusursuz olmaya çalışmak gereksiz stres yaratır.
Çünkü hayat, bütün ihtimalleri hesaplayarak yaşanmaz.
Yanlış yapma ihtimalini göze almadan hiçbir iş yapamazsın, bazen bilinmezliğe doğrudan dalman gerekir.
Sonunu düşünen kahraman olamaz.
Ne kadar dibe batarsan oradan çıkıp hayatını değiştirmek için o kadar fazla sebebin olur.
Ama aynı zamanda yerinde saymak için sığınacağın bahaneler de çoğalır.
Kendine anlattığın yalanlara kanma. Düştüğün yeri bahanen değil, sebebin yap.
Hayat kaostan ibarettir. Dengeler devamlı değişir, insanlar da bu değişimlere adapte olup stratejilerini belirler. Hayat ancak kimse yeni bir hamle yapmak istemediğinde düzene girebilir. Ama bu da gerçek hayatta hiç olmaz.
Ne kadar çabalarsan çabala hiçbir şeyi tam olarak kontrol edemezsin. Eninde sonunda hayatın kaotik olduğunu kabul etmen gerekir.
Bu kaosta da işini bi nebze de olsa kolaylaştıracak şey bilgidir.
Bilgi her şeyi öngörmeni sağlamaz ama önünü görüp hamle yapmanı kolaylaştırır. Bilgiyi güçlü kılan da budur. Bu yüzden bilgisi ve deneyimi fazla olanın kazanma ihtimali daha yüksektir.
Hayatı kontrol edemezsin ama daha bilgili olarak ne olup bittiğini doğru okuyup ona göre hamle yapabilirsin.
Hayatta büyük işler başaran insanların ortak özelliklerinden biri, hiçbir şeyi ağırdan almamalarıdır.
Karar vermeleriyle eyleme geçmeleri bir olur. Hayatı uyuşukça yaşamaktan nefret ederler.
Dışarıdan sabırsızlık gibi görünür ama asıl mesele zamanın değerini bilmeleridir.
Çünkü parayla geri alamayacakları tek şeyi boş yere harcamak istemezler.
Kimse ömür boyu hep kazanarak ya da kaybederek ilerlemez.
Bir iki sağlam hamleyle kazanan tarafa da geçebilirsin.
Bir iki büyük hatayla dibe de vurabilirsin.
Hayatta hiçbir şey sabit değildir; her şey değişir ve değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
Alabileceğin en büyük risk, hiç risk almamaktır.
Bundan kırk yıl sonra rahatını hiç bozmamış olmak, yaşayacağın herhangi bir başarısızlıktan çok daha fazla koyacak.
Stres, düşünmeden yapacağın angarya işleri zorla bitirmene yarar ama büyük resmi görme yeteneğini tamamen siker atar. Yaratıcılığını da öldürür.
Herkes daha hızlı ve daha verimli çalışmaya kafayı takmışken seni öne geçirecek asıl şey yaratıcılığındır. Sürekli stres altında yaşarsan elindeki en büyük avantajı da kendi ellerinle yok edersin.
Bir işi ne kadar iyi yaptığın kadar, ne kadar hızlı yaptığın da önemlidir.
Çünkü hayat sen hazır olana kadar beklemez; fırsatlar da ağırdan alanın değil, önce davrananın elinde kalır.
Yavaş olan kaybeder.
Hızlı ve gözü kara olan kazanır.
Hız önemlidir.
Sen ve rakiplerin her işi aynı kalitede yapıyorsanız ama onlar senden yüzde bir bile daha hızlıysa kaybedersin.
Endişelenmenin ne kadar ezikçe bir huy olduğunun farkında değilsin.
Hayatın ne kadar boşsa her şeyi o kadar kafaya takarsın. Çünkü oyunun içinde değilsindir; kenarda oturup en saçma şeyleri bile kendine dert edersin.
Ama gerçek bir şeyler yapıp ağır sorumluluklar alırsan boş şeyleri düşünecek vaktin bile olmaz.
Gördüğüm bütün ayyaşlar, bütün dibe batmış herifler bir zamanlar aşırı hevesli, kanı kaynayan, aşırı umutlu tiplerdi.
Notlar üst düzey, bütün övgüleri toplayan başarılı tipler. Ailenizin sürekli övüp durduğu komşunun piçi varya heh o tipler işte.
Kaderin en sevdiği av bunlardır. Hayatları yavaş yavaş kayar bunların. Bir hayal kırıklığı gelir, daha biri soğumadan bir tane daha gelir, sonra bir tane daha.
Ta ki hayatta hiçbir şeyin garantisi olmadığını, hiçbir şeyin sonsuza kadar süremeyeceğini anladıkları ana dek.
Gördüğüm en başarılı ve iyimser adamlar da genellikle sıfırın altına doğmuştur. Oradan yükselmişlerdir, taşı sıkıp suyunu çıkararak kendi yollarını bulmuşlardır.
Nereden geldiklerinin de farkındadırlar. Bir gün ellerinde hiçbir şey kalmasa bir çay koyar, tekrar başlarlar.
Oyun teorisi, eylemlerin neden laflardan daha önemli olduğunu net şekilde açıklar.
Laf dediğin anında uydurulur, istenilen şekle sokulur ve söyleyene çoğunlukla hiçbir bedel ödetmez. O yüzden tek başına pek bir anlamı yoktur.
Ama eylem öyle değildir. Yaptığın şey geride bir iz bırakır, çevreni etkiler ve insanların aklında kalır. Yanlış bir hareket bütün algıyı değiştirebilir, gidişatı tersine çevirebilir ve sana ağır sonuçlar yaşatabilir.
Laf ucuzdur, hareketin bedeli vardır. Bu yüzden insanın ne söylediğine değil, neyi göze alıp yaptığına bakılır.
Elindeki kartlardan şikayet edip durabilirsin.
Ya da o kartlarla masadaki herkesten daha iyi oynamanın bir yolunu bulursun.
Sadece birisi sana oyunu kazandırabilir.
Seçim senin.
Öfke, bir adamın hala içinde hayat olduğunun en gerçek göstergesidir. Önemli olan o öfkeyi kontrol edip doğru yere yöneltebilmektir.
Zayıf bir adam öfkesine hükmedemez ya içine atıp kendine eziyet eder ya da kontrolsüzce etrafa saçar.
İnsanlığın başından beri bütün savaşçı kültürlerin tutkulu bir öfkeyi yüceltmesinin sebebi de budur. Çünkü öfke, aklını kaybettiğinin değil hala diri olduğunun göstergesidir.
Sürekli kötümser ve aşırı temkinli hesaplar yapmak korkak işidir.
En kötü senaryoya hazırlanıp durursun ama o senaryo gerçekten başına geldiğinde direnebilecek çapta bir adam değilsen hiçbir hazırlık seni kurtaramaz.
O gün gelene kadar cesurca yaşa. Her zaman en iyi ihtimal gerçekleşecekmiş gibi hareket et.
Aslında doğru kararın ne olduğunu en başından beri biliyorsun. Tek mesele, o kararı uygulamanın ne kadar sürdüğü.
Bunun için kendini avutmayı bırakıp gerçekle yüzleşmen gerekir. Ama çoğu insanı ayakta tutan şey zaten kendine söylediği yalanlardır. Çünkü gerçek durumunun ne kadar berbat olduğunu fark etmesini engeller.
Toksik ilişkileri sürdüren de budur, kendi hatalarını görmeni engelleyen de.
O yüzden bi meseleyi fazla uzatma. Ne yapman gerektiğini biliyorsun. Kararını ver ve sonuçlarıyla yüzleş. Çünkü içinde bulunabileceğin en kötü durum yanlış karar vermek değil, kararsız kalmaktır.
Kapanması gereken meseleleri hızlıca kapat, kendini kandırmayı bırak. Aklını da gerçekten ilgilenmen gereken şeylere sakla.