Terörist dediler, hırsız dediler, FETÖ’cü dediler… Tutmadı!
İftira listesi uzun ya… Şimdi de “dış mihrak” diyorlar.
Ben iki öğretmenin evladı, bir bahçıvanın torunuyum. Beni bu devlet parasız yatılı okuttu.
Devlet üniversitesinde okudum, askerliğimi Mavi Vatan’da uzun dönem yaptım. Ailesi Balkanlardan göç etmiş bir Balkan Türküyüm.
Devletin varlığının ne demek olduğunu Erdoğan’dan çok daha iyi bilirim.
Bize dış mihrak tarif edecek adamın da alnını karışlarım!
Doğru değil. CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine başlayan Adalet Yürüyüşü sırasında söyleşi için beklerken, Kılıçdaroğlu’nun o dönemki danışmanı önden soruları istedi. Vermedim tabii, neden istediklerini sordum. Demirtaş ile ilgili soru sormamam istendi.
Sözcü gazetesine FETÖ’ye yardımdan ceza veren mahkemenin başkanı Akın Gürlek, S.Ö. adlı 15 yaşındaki kıza 84 kişi tarafından tecavüz edilmesine dair dosyanın Fethullahçılar tarafından nasıl kapatıldığını anlatan haberleri yasaklatan hakimdir. Söyleyeceklerim bu kadar.
Binalardan çıktık, milletle yürüyoruz.
Bu hikaye birbirini çok seven Türkiye Cumhuriyeti’ndeki herkesin hikayesidir.
Milletin hikayesidir.
Başladığımız hiçbir işi yarım bırakmadık, bu yürüyüşü de yarım bırakmayacağız!
Akın Gürlek Cemal kaşıkçı dosyası Suudlar’a teslim edilirken egemen bir devlet olduğumuzu hatırlamadı.
Açtığı davalarda yargı süreçleri devam ederken insanları suçladı.!
Devletin savcısı iken boğazına kadar siyasetin içine girdi.
Milli iradeyle seçilmiş insanları hapse atarken milli iradeyi hiç takmayan da kendisiydi.
Kendi yaptıklarını başkaları eleştirince hemen çiğnediği kavramlara sığınıyor şimdi!
Ülkemizin Adalet bakanı ülkemizi utandıran bir adalet sorunudur!
N'oldu şimdi...
Sabah Akın Gürlek "Fahiş Fiyat" diyerek operasyon yapıldığını açıkladı
Akşama ise İstanbul Savcılığı "Üretimin ve tedarik zincirinin aksamaması için" dedi.
Sabah başka
Akşam başka
Fiyatın artmadığını mı fark ettiniz?
İyi ama burada binlerce twit atan troller boşa mı çıktı şimdi?
Piyasaya polis-savcı-hakim ile girilmez. Patates soğan teröristleri aramıştınız bir zamanlar. Hala anlamamışsınız.
Piyasayı ilgili kurumlar (Ticaret Bakanlığı ve Rekabet Kurumu) gözetler ve denetler...
Kılıçdaroğlu'nun bugün CHP genel merkez bina önündeki konuşması -tek kelimeyle- ibretlik:
Öncelikle "tweet"inde, CHP genel merkez yöneticileri için, "topyekün halk ayaklanması yapanlar..." diyor.
Hiç kimse "halk ayaklanması çağrısı" yapmadı. Ama "CHP'nin butlana teslim olmayacağı, direnileceği" açıklaması yapıldı ki bu, bir hak ve aynı zamanda görevdir ("Halk ayaklanması.." sözü bana kötü bir yerlerden tanıdık geliyor; şimdilik ona girmiyorum).
CHP genel merkez önündeki konuşma çok vahim:
İktidara, AKP'ye, tek adam rejimine tek laf etmeyen -bilakis "Neo-Osmanlı coğrafyası" laflarıyla AKP'nin dış politika avukatlığını yaptı- Kemal bey, -kısa bir süre evvel lideri olduğu- CHP'yi hedef bellemiş durumda. İnanılmaz bir akıl tutulması ya da toptan "karşı safa geçme" hali.
Kemal bey, "CHP'yi arındıracak"mış.
Oysa bu ülkeyi bu hale getiren CHP değil ki, AKP.
Kamuyu yağmalayan, "128 milyar dolar"ı çalan, 5'li Çete'yi yaratan, memleket toprağını yabancı maden şirketlerine peşkeş çeken, her gün ortalama 6 (çocuk, yaşlı) işçiyi katleden AKP rejimidir. Arınacaksa -daha doğrusu yargılanacaksa- AKP'liler yargılanmalıdır.
AKP'den -kendi bakanlığına, hem de 'kovid dönemi'nde- kocasının şirketi üzerinden milyonlarca dolarlık dezenfektan satın alan bakanın yargılanmadığı bir ülkede CHP'liler neden yargılanıyor Kemal bey? Sadece muhalefete "çalışan" bir yargıya, kim/nasıl güvenebilir?
Kemal bey bu basit soruyu dahi vicdanına sormaktan aciz, Saray'a o derece teslim olmuş bir kişidir.
Halk TV'nin sahibi için, "yurda gelemeyen TV kanalları sahipleri var" diyor. Fakat Cafer Mahiroğlu'nun niçin, "memleketine gelemediğini" söylemiyor (Cafer hakkında, AİA adlı namlı işadamı/itirafçının iftiraları sonrası tutuklama kararları verildi. O yüzden gelemiyor).
Kemal bey, AİA'nın itiraflarını "hukuki" bulduğu gibi, soyut itirafçı beyanıyla herhangi bir bireyin tutuklanması kararını da böylece desteklemiş oluyor. Kaldı ki burada tutuklamayla karşılaşan kişi, Türkiye'nin en çok izlenen muhalif televizyon kanalının sahibi. Bir siyasi kararın söz konusu olduğu açık.
Kemal bey, bu sözleriyle Silivri'de şu an yargılanmakta olan tüm CHP'li belediye başkanlarını ve arkadaşlarını da suçlu ilan etmiş oluyor.
Tarih böyle bir şey yazmadı: CHP genel başkanlığı yapmış bir siyasetçi, iktidar partisinin emrine girmiş, 3 yıldan bu yana kendi partisine adeta savaş açmış halde. Ülke ne halde, gençler ülkeden neden kaçıyor, işsizler, emekliler ne halde; hiçbiri Kemal beyin umurunda değil; O varsa yoksa CHP 12. kattaki -kaybettiği- koltuğunu -Saray darbesiyle- geri alma peşinde. Ne utanç verici bir "dava".
Kemal bey, hiç mi utanmıyorsun? (Bak, oğlun bile yaptıklarını onaylamıyor).
Kendini, partini, ülkeni düşünmüyorsun anladık, bari evlatlarını düşün!
"Ayıptır, günahtır, yazıktır."
TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR HUKUK DEVLETİDİR VE BU HUKUK İŞLETİLMEK ZORUNDADIR!
Hiç kimse; gözaltında ya da tutuklu bulunduğu bir süreçte, onurunu zedeleyecek ve güvenliğini tehlikeye atacak bir muameleye maruz bırakılamaz.
Sevgili eşim Ekrem İmamoğlu’na yönelik bu davranış, yalnızca bir kişiye değil; hukuk devletine, insan onuruna ve adalet duygusuna yönelmiş ağır bir saygısızlıktır.
Bir insanın düşmesine sebep olacak şekilde müdahale edilmesi ve ardından bunun yok sayılması kabul edilemez.
Hukukun askıya alındığı, insan onurunun değersizleştirildiği hiçbir uygulamanın normalleşmesine izin vermeyeceğiz.
Adaletin herkes için eşit işlediği, kimsenin haysiyetinin çiğnenmediği bir Türkiye mücadelesinden de asla vazgeçmeyeceğiz.
İftiralara karşı yanıtımdır!
Babam Hasan İmamoğlu’nun işlettiği herhangi bir okul olmamıştır.
Olmayan bir okulun FETÖ iltisakı sebebiyle kapanması da söz konusu olamaz.
Böyle alçakça iftiralar benim ve ailemin üzerine yapışmaz!
Bu iftiraları atarak komplo kuran kişi ve kurumlarla elbette hukuk önünde hesaplaşacağız.
Trabzon’dan Gümüşhane’ye, Tokat’tan Amasya’ya…
Köy köy, belde belde yaktığımız çoban ateşinin Anadolu’nun dört bir yanında gür bir aleve dönüştüğünü görüyoruz.
Mücadelemizin parolası yürüyüştür.
Pusulası millettir.
Hedefi 86 milyona doğrudur.
Bu yürüyüşü millet başlattı, millet tamamlayacak.
Kendimizi millete emanet ediyoruz.
İki kez beraat ettiği davadan üçüncü kez yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda bulunma hakkı, akıllara durgunluk verecek bir "arıza" bahanesiyle engelleniyor: Silivri’den Kartal’a 60 kilometre yol gittikten sonra arızalandığı söylenen bir araçla, aynı mesafeyi geri dönerek cezaevine ulaşmak...
Üstelik en temel insani ihtiyaçların bile "beklesin" denilerek reddedildiği bu kabul edilemez süreci, Ekrem İmamoğlu duruşma hakimine bizzat SEGBİS ekranından aktarmak zorunda kalıyor. Aylardır Silivri’de tutulan bir insanın adaletin huzurunda, mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar mı çekiniyorsunuz; neyden korkuyorsunuz?
Bu yollardan vazgeçin.
Hukuk, kişiye özel tasarlanan ve mantık sınırlarını zorlayan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur.
Biz ilk gün nerede duruyorsak, bugün çok daha gür bir sesle tam oradayız. Çünkü bu dava sadece bizim değil, koca bir ülkenin gelecek mücadelesidir.
Adalet yerini bulana kadar yan yana, hep birlikte...
Utanç verici!
Bugün diplomamı iptal eden zihniyet, yarın sizin malınıza, mülkünüze, paranıza, işinize el koyar demiştim.
Asırlardır şehr-i emanete, İBB’ye ait olan; İBB Miras’ın olağanüstü restorasyonu ile 16 milyon’a ait Yerebatan Sarnıcı’na da göz koydular, el koydular.
İşte gelinen nokta budur.
Yazıklar olsun!
Tarihin görmediği kardeşlik ruhunu bana yaşatan Genel Başkanım Özgür Özel’e teşekkür ediyorum.
Tarihin en doğru tarafında duran Mansur Yavaş’a teşekkür ediyorum.
Bütün yol arkadaşlarıma, bürokratlarıma teşekkür ediyorum.
Ruhumuz Kuvay-ı Milliye ruhudur. Hazır olun; çocuklar, kadınlar, halkımız tarihin en büyük yürüyüşünü başlatacaktır.
Aziz milletim,
Siz darbeciyi de, yalancıyı da, fırsatçıyı da, korkakları da çok iyi tanırsınız.
Onları gözlerinden tanırsınız. Sözlerinden tanırsınız. Davranışlarından tanırsınız.
Ve en önemlisi, sandıktan kaçışlarından tanırsınız.
Onlar korkun istiyor, susun istiyor, rıza gösterin, demokrasiye sahip çıkmaktan vazgeçin istiyor.
Ama şimdi teslim olma değil; umutla, cesaretle, azimle ve kararlılıkla yürüme zamanıdır.
Güçlü olan sizsiniz, asıl olan sizin iradeniz.
Gelecek sizin ellerinizde.
Rehberimiz millettir.