Var bir şeyler ama bizde hala çok dokunulmamış bir alan. Mantığı şu:
Dopamin bizi zevkten uyuşturur, bloklar. Bu yüzden beyin keyif veren etkinliği öngörür ve dopamini giderek az verir. Bu sayede yemeğin ilk lokması ile son lokması arasında haz farkı vardır ve sofradan kalkarız. O yüzden zebralar çiftleşir, yaşama devam eder ve aslana yem olmazlar. Ama bir istisnası var: Kumar. Kumarda beyin her seferinde yeni bir durumla karşı karşıyadır. Bu nedenle “öngürülemeyen” zamanlama için dopamini basar. Bu da kumarı en zararlı alışkanlıklardan biri yapar. Peki bunun kentle ilgisi ne? Parkta koşarken sincabı görecek misin, görmeyecek misin, bir kumardır. İşe bisikletle gittin, dönüşte yağmur var mı yok mu, kumardır. Balık tutmaya gittin, tutabilecek misin? Haftalardır beklediğin köşedeki evi sarmış mor salkım çiçek açtı mı açmadı mı, kumardır. Bunlar ve sayamadığım niceleri insana dopamin (ve elbette diğer mutluluk nörokimyasalları da) salar. Bunun da hafızaya ve motivasyona katkıları saymakla bitmez. Ben niye anlatıyorum? Peyzaj mimarları, şehir plancıları, mimarlar toplumları mutlu, hafızalarını güçlü, iş gücünü verimli hale getirebilirler. Kentliler de kendi hayatlarında böyle “insani, zararsız, sonu belli olmayan ama ne olursa olsun zararlı olmayacak” etkinliklerle fark oluşturabilirler. Kumar felakettir. Ondan uzak durmanın bir yolu da dopamin açlığı yaşamamak.
Bologna çok güzel şehir, takımı mis. Parma, Empoli cabası. Futbol sevmiyorsan basketbolda Virtus var. Otomobil sporları desen Imola, Maranello yarım saat. Emilia-Romagna bir gastronomi ve kültür cenneti. Deniz istersen yazın Rimini. Mis gibi yaşanır