Kamuoyunun Dikkatine,
Milletvekilliği görevim süresince;
AKP’nin yaptığı yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararları üzerine kamuoyunu aydınlatmaya çalışıyorum.
Bu nedenle AKP’nin ve türlü güç odaklarının hedefinde ve tehdidi altında olduğumun farkındayım.
Fon vurgunu konusunda yaptığım açıklamalar ve üzerinde çalıştığım dosyalar nedeniyle AKP’nin saldıracağını biliyordum.
Ama bunu eşim üzerinden yapacak kadar alçalacaklarını tahmin etmiyordum.
Konu, bana dokunamadıklarından ailem üzerinden beni tehdit etmelerinden ibarettir.
Hem geçmişte hem de bugün, geniş bir kadroyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunların arasında danışmanlarım, çeşitli alanlardaki uzmanlar, hukukçular ve siyasetçiler vardır.
Ortaya atılan asılsız iddianın amacı, fon vurgunu meselesinin konuşulmasını engellemektir.
Bana buradan, hem de eşim üzerinden saldırmak bir itibar suikastı ve susturma girişimidir.
Bu operasyonu yapanlar açıkça şunu diyorlar: “Sen ve partin, bu fon vurgunu meselesini daha fazla kurcalamayın!”
Benim üzerimden tüm milletvekillerine ve ailelerine verilmek istenen bu aşağılık mesajı reddediyorum.
Bu tehdide, bu alçaklığa pabuç bırakacak değilim. AKP’nin yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu zararlarının üzerine gitmeye kararlılıkla devam edeceğim.
@ihsankacarr Bunu hep yapıyorlar😡ellerine ne geçecek ki? Hakikat çıkıyor işte kardeşim İhsan’ın objektifinden🙏❤️emeğine sağlık canım benim. Tekrar hoşgelmiş sevgili başkanımız Mızraklı🐞🙏✌️
6-7 Eylül 1955 Pogromu
Başta Rumlar olmak üzere gayrimüslim halklara ve insanlığa karşı işlenmiş ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici saldırı tarihsel bir dönüm noktasıdır.
Hafızalardaki yerini korumakta ve gelecek için uyarıcı olmaktadır.
Unutmayalım.
Bugün Kürt siyasetçi Mehmet Sincar’ın katlinin yıl dönümü. 4 Eylül 1993 de kontra güçler tarafından katledildi. Katilleri serbest hala! ‘Bu devlet size ne yaptı?’ diye soranlar, duydunuz mu? Hatırladınız mı? #MehmetSincar
Süleymaniyeli Kürt gazeteci Sinur Kerim: Kendi evindeki ailevi sorunları çözemeyenler çıkıp Rojava’ya ne yapmaları gerektiği konusunda akıl veriyor.
“Eğer Güney Kürdistan’ın siyasi çevreleri, elitleri, aydınları ve ‘dijital medya entelektüelleri’ 34 yıldır bu kadar güçlü bir siyasi ve stratejik vizyona sahipse, neden Kürdistan Bölgesi’nin durumunu düzeltemiyorlar?
Neden Bölge her geçen gün parçalanmaya ve dağınıklığa, halk da giderek daha fazla yoksulluğa ve açlığa sürükleniyor? Neden her geçen gün bölgesel ve uluslararası siyasi dengeler içerisinde daha da küçülüyor, sıfıra doğru ilerliyoruz?
Madem kendi durumumuzda A’dan Z’ye kadar hiçbir şeyi değiştiremiyorsunuz, o halde Mazlum Abdi’ye ve Rojava’ya danışmanlık yapmayı bırakın. Bölgenin 34 yıllık yıkım ve başarısız yönetim deneyiminden ders çıkarıp Rojava’ya öğretmen, danışman ve uzman kesilmeyin.
Kendi evindeki ailevi sorunları çözemeyenler çıkıp Rojava’ya ne yapmaları gerektiği konusunda akıl veriyor.
Bölgenin bütün yurtseverlerini bir araya getirsek bile, Mazlum Kobani’nin halkı için bir gecede duyduğu sorumluluk ve fedakârlığa ulaşamayız.
Artık yeter, dijital medya entelektüelleri…” Kaynak, The Reporter
Ben barışa karşı değilim.
Terörün bitmesini, silahların susmasını, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini istiyorum.
Ama barış istemek başka, AKP’nin getirdiği her düzenlemeye sorgusuz sualsiz “evet” demek başkadır.
Ben bu iktidara güvenmiyorum.
Çünkü bir taraftan “demokrasi ve toplumsal barış” diyorsunuz, diğer taraftan demokratik siyasetin alanını her geçen gün daraltıyorsunuz.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının diploması iptal edildi, kendisi cezaevinde.
Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor, görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Muhalefet partilerinin yöneticileri hakkında soruşturmalar ve fezlekeler gündemden düşmüyor.
Meşru, demokratik ve silahsız siyaset yapan insanlar ceza hukukuyla karşı karşıya bırakılıyor.
AYM kararlarının gereği yerine getirilmiyor.
AİHM kararları uygulanmıyor.
Kayyum uygulaması devam ediyor.
Sonra aynı iktidar bize “demokrasi”, “hukuk” ve “toplumsal barış” diyor.
Ben de soruyorum:
Mevcut hukuku uygulamayan bir iktidarın yeni hukuk vaadine neden güvenelim?
Ayrıca bu çerçeve yasanın gelecekteki seçimlerin, Meclis aritmetiğinin veya başka siyasi hesapların aracı olmayacağının güvencesi nedir?
Ben AKP’nin siyasi hesabına ortak olmayacağım.
Çünkü kalıcı barış siyasi hesaplarla değil; hukukla, demokrasiyle, adaletle ve toplumsal güvenle kurulur.
Önce AYM kararlarını uygulayın.
Önce AİHM kararlarının gereğini yerine getirin.
Önce sandık iradesine saygı gösterin.
Önce iktidara da muhalefete de aynı hukuku uygulayın.
Sonra bize demokrasi ve hukuk devleti anlatın.
Benim tavrım çok açık:
Barışa EVET.
Terörün bitmesine EVET.
Silahların susmasına EVET.
Demokratik çözüme EVET.
Ama hukuksuzluğa HAYIR.
Çifte standarda HAYIR.
Barışın siyasi ve seçim hesaplarına alet edilmesine HAYIR.
Benim HAYIR oyum barışa değil, bu iktidarın güven vermeyen hukuk ve demokrasi anlayışınadır.
Bu nedenle bu hâliyle çerçeve yasaya oyum nettir:
HAYIR.
Akıl değil el verelim! Her karede ve daha da yüzlercesinde umut, mücadele, acı ve özlem var!
Yeryüzünü aşkın yüzü yapacak olan da tabii ki bu iktidar ya da bir diğeri değil bizleriz!
Abdurrahman Kasımlo , 13 Temmuz 1989 da Avusturya’da İran hükümet yetkilileri ile yapılan görüşme sırasında diğer iki Kürt yetkili ile yakın mesafeden vurularak katledildi. Avusturya Yargı makamı İran’lıların katliamdan sorumlu olduğuna karar verdi. Kalplerde bir yara #Kasımlo
89 yıl sonra Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam fotoğraflarını bulduk...
89 yıl önce Seyit Rıza, oğlu ve beş Dersîmli önderi idam ettiler. Fotoğrafları ortadan kaldırarak hafızaya dair bir görsel bırakmak istemediler. 89 yıl sonra hafızanın görselleri ayyuka çıktı. Hukuksuz bir infazın rövanşı alındı. Darağacında ayakkabılar düşer bazen. İnsan idam edilince ve bedeninden ağırlık çekince, beden gevşeyince önce ayakkabı gider. Kimse bunu planlamaz. Kimse bunu hatırlamaz. Ama fotoğrafta kalır. Dersîm kadınlarının kış gecelerinde ördüğü o nakışlı yün çoraplar; kırmızısı, sarısı, geometrik bordürü ile bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin elleriyle dokunmuştu o ayaklara. Belki geçen kış... Belki daha önceki kış... Soğuk geçer diye, yol uzun olur diye… O eller o ayakların bir darağacında sallanacağını bilmiyordu oysa. İdam fotoğrafları çoğunlukla yüzleri yakalar ya da yüzlerin olmadığı yeri... Ama bu fotoğraflarda gözler aşağıya kayıyor: Ayaklara... Düşmüş bir ayakkabıya. Ve içinde kalan nakışlı çoraplara… Nakış hâlâ duruyor. Ruh bedenden çekilmiş, isim silinmiş, yüz kazınmış ama o çorap duruyor; Dersîm'in rengini taşıyarak, onu dokuyan elin sıcaklığını taşıyarak. Biz tarihçiler belgeleri okuruz; ama bazen belge bir çoraptır. Ve o çorap, hiçbir arşivin söyleyemeyeceği şeyi söyler: Burada bir insan vardı. Sevilmişti. Üşümesinden korkulmuştu.