İyi bir adamla iyi bir kadın neden birbirini geç bulur?
Çünkü insan çoğu zaman hak ettiğini değil, alıştığı şeyi seçer.
Kendisine kötü davrananı “tutkulu” sanır.
Peşinden koşanı “değerli” zanneder.
Kıskançlığı sevgiden, kontrolü ilgiden, belirsizliği heyecandan sayar.
Sonra gerçekten iyi biri çıkar karşısına.
Oyun oynamaz.
Kaybolup geri gelmez.
Seni kıskandırarak değerini ölçmez.
Sevgisini kanıtlamak için seni incitmez.
Ve garip olan şu:
Bazen insan, kendisine iyi davranan kişiden şüphe eder.
Çünkü kötülüğe alışmış bir kalp, huzuru ilk başta sevgi olarak tanımaz.
Bu yüzden bazı iyi adamlar yalnız kalır.
Bazı iyi kadınlar yanlış insanların peşinde yıllar geçirir.
Sorun iyi insanların az olması değildir.
Sorun, çoğumuzun iyi insanı fark edecek kadar iyileşmeden önce, birkaç yanlış insanı aşk sanmasıdır.
Sonra yıllar geçer.
İnsan değişir.
Kriterleri değişir.
Yalnızlıktan korkmamayı öğrenir.
Kendisini ucuzlatmamayı öğrenir.
Ve bir gün doğru insan karşısına çıkar.
O zaman anlarsın:
Doğru insan geç gelmedi.
Sen, yanlış insanları bırakmakta geç kaldın.
Yavaş yaşayacaksın hayatı,
acele etmeyeceksin.
Her sabah güneş doğduğunda
sanki ilk kez görüyormuş gibi bakacaksın.
Bir kahveyi soğutmadan,
bir şarkıyı bitirmeden,
bir insanın gözlerine bakmadan
geçip gitmeyeceksin.
Bırak tren biraz geçsin,
bırak yağmur biraz yağsın,
bırak dünya kendi telaşında dönsün.
Sen, bir ağacın gölgesinde
ömrünün sesini dinle.
Çünkü hayat
varılacak bir yer değil;
yolda fark ettiğin
küçük güzelliklerin toplamıdır.
Yavaşlayacaksın…
Çünkü bazı güzellikler
ancak insan durduğunda görünür.
Ve bir gün geriye baktığında
“Ne kadar çok şey başardım?”
diye değil,
“Ne kadar çok şeyi gerçekten yaşadım?”
diye soracaksın.
“Dengi olmak” deyimi, iki kişinin karakter, değerler, yaşam tarzı, beklentiler ve duygusal zekâ açısından birbirine uyumlu olması anlamına gelir. Bu dengeyi kurmak ise rastgele olmaz; bilinçli bir çaba, zaman ve karşılıklı anlayış gerektirir.
İlişkiyi tersten yaşıyorsunuz. Hak etmeyen insana her şeyinizi veriyorsunuz. Tüm benliğinizi, kalbinizi, teninizi, zamanınızı ortaya koyup tükeniyorsunuz. Sonunda elinizde kocaman bir yorgunluk kalıyor. Sonra diyorsunuz ki: "Ben artık kimse için böyle olmayacağım." Ve sonra gerçekten doğru insan geliyor. Sizi incitmeden sevmeye hazır biri. Ama siz, yanlış adamın borcunu doğru adama ödetiyorsunuz. Oysa doğru erkek sizin gardınızdan değil, kalbinizden beslenir. Siz "artık böyle olmayacağım" dediğiniz an, o bunu "beni istemiyor" diye okuyup sessizce geri çekiliyor. Yanlışa cömert olup, doğruya cimri olmayın. Doğru insana duvar değil, şans verin. Çünkü sevgi korkuyla değil, güvenle büyür. Böyle gaddar şekilde harika ilişkileri kaybettiniz.
Birini hayatından çıkarmak öyle birden bire anlık gelişen bir olay değildir.
📌 Bunun dopdolu bir geçmişi vardır. Anlık olan tepkindir. Yaptığı kötülükler, düşüncesizlikler, sorumsuzluklar, kabalıklar, hadsizlikler, hor görmeler parmaklara sığmıyor.
📌 Küçümsemeler, kıyaslamalar, suçlamalar.Bunlar senin değil, bir gün yine aynısını yapacaklarını bildiğimiz için hayatımızdan çıkarırız.
📌 Daha önce yaptıkları yanlışı tolere eden sen değil miydin? Sen hoş gördün, sen tahammül ettin, bir şans daha, olmadı bir daha, olmadı bir daha.
📌 Bunlar hep senin isteğinle oldu. Ama artık değişeceğine, düzeleceğine inanmadığın için, anlaşılmadığın için hayatından çıkarırsın.
Ben her gece şafağı sırf insanlara sahte gülüşler atmayayım,
Sensizliğin açtığı yaraları, çektiğim acıları göstermeyeyim diye bekliyorum “KADIN...
Kzy...🖤🥀
#Günaydın
Tanrı’ya sordum; Var gücümle isterken ederken neden hiçbir şey olmuyor ? O da şöyle cevap verdi.
Çünkü tohum ekiyorsun ve tohumların büyümek için karanlığa ihtiyacı vardır. Kökleri göremezsin ama bir şeyler filizlenmektedir.
📌 Tekrar sordum; Elimden gelen her şeyi yaptığım halde neden mutsuz olmama izin verdin ?
Dedi ki; Çünkü sen kum üzerine inşa ediyorsun; oysa ben senin kaya üzerine inşa etmeni istiyorum.
📌 Bu bekleyiş neden bu kadar çok canımı yakıyor ?
Cevap verdi; Çünkü sabır, kibrini yakıp yok eden o ateştir.
��� Peki benim vaktim ne zaman gelecek ?
Dedi ki:; Zamanlamaya duyduğun güvenden daha fazlası var oda kendine güvenmek.
İnsanlar, size verdikleri zararın arkasından hiçbir sosyal, kültürel veya isim bedeli ödemeyeceğine inanırlarsa size karşı daha cüretkar olurlar. Bu yüzden size karşı yapılan yanlışların maliyetini yükseltin. Hatalardan, eksikliklerden, insani cehalet ya da dönemlik fikir ayrılıklarından bahsetmiyorum, bunlar herkeste ve her yerde olabilir. Nihayetinde hiçbir insan bütünüyle eksiksiz ya da kusursuz değildir. Ancak kasıtlı kötülük, niyetli sabotaj ve ısrarlı onur zedeleme girişimleri kesinlikle somut sosyal maliyet üretmeniz gereken unsurlardır. Kesinlikle korkmamalı ve geri kaçmamalısınız. Kalbiniz Mahatma Gandhi kadar yumuşak olabilir, ancak eylemleriniz Muhammed Ali kadar sert olmalıdır.
Türk musikisinin efsanesi Müzeyyen Senar’ın, ömrünün son demlerini geçirdiği İzmir Güzelbahçe’deki evinde Mustafa Keser’i ağırladığı çilingir sofrasından tatlı bir kesit😍
O sofrada sadece meze değil, anılar, kahkahalar ve şarkılar da paylaşılmış… Kısa musiki dersleri de verilmiş… Alaturka ustası Mustafa Keser’in neşeli hali de sofraya renk katmış. Kulağımda bir yandan ‘Aaaloo ne koyiim’ sözü çınlıyor (Burada Levent Kırca’ya bir saygı duruşu)
İşte böyle güzel anlar çoğu zaman geçip gidiyor, sadece o insanların zihinlerinde yaşıyor.
Ancak bunu kim kayda almayı akıl ettiyse, tarihe düşülen kıymetli bir not bırakmış.
Empati üzerine güzel bir yazı.
📌 İnsanların omuzlarında ne taşıdığını asla bilemiyoruz, ama çoğu zaman her şeyi biliyormuşuz gibi davranıyoruz. Sadece davranışı görüp, arkasındaki hikayeyi kendi kafamızda anında uyduruveriyoruz.
Aramayı kesen bir dostumuzun artık bizi önemsemediğini düşünüyoruz genelde. Ya da yolda bize sert çıkan bir yabancının doğuştan kaba biri olduğuna anında karar veriyoruz. Akşam yemeğinde dalıp giden eşimizin bizi dinlemediğini varsayıyoruz. Sadece o anki tepkiyi görüyor, o noktaya gelene kadar öncesinde yaşananları tamamen kaçırıyoruz. Belki sessizleşen arkadaşımız, içinden çıkamadığı derin bir kaygıyla boğuşuyor. Belki o yabancı, hayatının en kötü haberini henüz almış durumda. İnsanlar bazen nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri kadar çok sorunu aynı anda sindirmeye çalışıyorlar.
📌 Baskı altındayken kimse tam anlamıyla kendi gibi davranamaz. Daha hırçın, daha sessiz, daha savunmacı ya da çok daha yorgun olabiliyoruz. Elbette bu kimsenin kırıcı davranışını meşrulaştırmaz. Ama o davranışın ne anlama geldiğine dair kesin bir yargıya varmadan önce kısa bir es vermek gerekiyor. Sadece gözümüzün önündeki yüzeye bakıp not vermek en kolayı. İletişimde asıl doğru karar mekanizması merakla başlıyor.
Karşınızdakini bir kalemde silip atmadan önce bir soru daha sorun. İnsanlara toparlanmaları için biraz daha alan tanıyın. Kendi kendinize senaryolar yazıp aniden tepki göstermeden önce arka planda gerçekten neler olup bittiğini anlamaya çalışın. Ben böyle yapmaya başladığımdan beri çok daha huzurluyum.
📌 Çünkü nezaket bir zayıflık veya nahiflik göstergesi değil. Aksine, hikayenin tamamını öğrenene kadar kendi yargılarını erteleyebilme iradesidir. Ve nazik olmayı da unutmamalıyız.
Bazı insanlar tartışmayı fikir alışverişi olarak değil, kendi doğrularını kabul ettirme çabası olarak yaşar. "Tartışmayı kazanmayı boşver, dinle." cümlesi tam da bu noktada önemli bir yere oturur.
Çünkü mesele çoğu zaman konu değil, kişinin kendi fikrinin dışındaki hiçbir fikre tahammül edememesidir. Dinlemek ise, yalnızca sessiz kalmak değil; farklı olana alan açabilmektir.
İnsanların çoğu cinselliği sadece fiziksel bir eylem sanıyor. Oysa kimsenin anlayamadığı şey şu: Keyif veren cinsellik, iki bedenin değil, iki ruhun da birbirine dokunabilmesidir. Karşılıklı istek, güven, anlayış ve sevgi olmadan yaşanan yakınlık, geçici bir hazdan öteye gitmez. Asıl insanı yenileyen, huzur veren ve toparlayan şey; kendini gerçekten istediğin birinin yanında güvende hissedebilmektir. Ten unutabilir ama ruh, kendisine nasıl hissettirildiğini kolay kolay unutmaz. Bu yüzden cinselliğin en güçlü tarafı beden değil, kurduğu duygusal bağdır. Bunu yaşayan bilir; çoğu insan ise ne yazık ki hala sadece görünen kısmını konuşur. Hatta bunu kötüler, oysa bunlar bütündür. Bağ kurarken hepsi bir arada yaşanmalıdır. Yoksa ilerleme olmaz.
Artık farklı birisin. Değiştin, dönüştün ve bunun için ciddi bir bedel ödedin. Çektiğin acıya duyarsız kalanlar şimdi sana ulaşmaya çalışıyor. Eski seni özlüyorlar. Tek yapman gereken inandığın yolda devam etmek. Anlamalarıyla ilgilenme.
İyiliğin karşılığını her zaman iyilikle alamazsın. Bazıları samimiyetini zayıflık, sessizliğini fırsat sanır. Ama bu, seni değiştirmemeli. Çünkü karakter; başkalarının sana nasıl davrandığıyla degil, senin onlara ragmen nasıl biri olarak kaldığınla ölçülür. Herkes kendi niyetinin yükünü taşır. Sen ise vicdanını hafif tut.
O mükemmel değil… Sen de değilsin. Zaten aşk, iki kusursuz insanın birbirini bulması değil; iki eksik yüreğin birbirine sığınacak bir liman olmasıdır. Kusursuzluk, insanın değil hayallerin sıfatıdır. İnsan ise biraz yara, biraz umut, biraz da affediştir.
Eğer seni bir tebessümle en karanlık gününden çıkarabiliyorsa, sessizliğinde bile sana huzur verebiliyorsa ve hatalarıyla birlikte yine de kalbinde yer bulabiliyorsa, onu sadece sevme; ona emek ver. Çünkü sevgi, söylenen güzel sözlerden önce sabırla taşınan yükün adıdır.
O, her an seni düşünmeyebilir; ama sana emanet ettiği kırılgan bir kalbi vardır. Bir kalbi incitmek, cam kırmak gibi değildir; camı değiştirirsin, ama kırılan güveni bazen ömür boyu onaramazsın. Bu yüzden değiştirmeye çalışma; anlamaya çalış. Beklentilerini büyütmeden sevgini büyüt. Çünkü gerçek muhabbet, almakla değil, vermekle çoğalır.
Sana gülümsediğinde o gülümsemenin kıymetini bil. Seni kırdığında öfkenle değil, hikmetinle yaklaş. Yanında olmadığı zamanlarda onu özle; çünkü özlem, sevginin zamana yazdığı en sessiz mektuptur. Varlığını sıradan sanma; zira insan çoğu nimetin değerini, onu kaybettiğinde öğrenir.
Eski şairlerin dediği gibi: “Muhabbet, kusuru örtmeyi bilen gönüllerin dilidir.” Bir gönül, sevdiğinin ayıbını değil, yarasını görmeye başladığında aşk kemale erer.
Divan ehlinin hikmetini hatırlatan bir söz vardır: “Sadakat, aşkın gölgesi değil; güneşidir. Güneş çekildiğinde gölge de kaybolur.” İşte bu yüzden sevgi, sadece güzel günlerin değil, zor zamanların da omzunda yürüyebilmektir.
Ve unutma… İnsan hayatında birçok güzel yüz görebilir; fakat yalnızca bir çift göz, onun ruhuna yuva olur. Aşk, gözle başlayan bir hayranlık değil; kalpte kök salan bir vefadır.
Çünkü en büyük sevda, “Seni hiç incitmeyeceğim.” diyenin değil; “Seni incittiğimde kalbini onarmaktan vazgeçmeyeceğim.” diyebilenin yüreğinde yaşar.
Sevgi; kusursuz birini bulmak değil, kusurlarıyla birlikte bir insanın elini bırakmamayı bilmektir. Zaman güzelliği soldurabilir, yıllar sesi değiştirebilir, yollar insanları ayırabilir. Ama kalbinde vefa taşıyan bir insan için mesafeler sadece rakam, zaman ise yalnızca takvim yapraklarından ibarettir.
Çünkü gerçek aşk, “Seni seviyorum.” demekle başlamaz; “Her şeye rağmen yanındayım.” diyebilmekle ömrünü tamamlar.
Hayatta bazen kaçırdığımızı düşündüğümüz fırsatlar, aslında bizi tam da olmamız gereken yere hazırlayan süreçlerdir.
Kendi ritminizi başkalarının takvimiyle kıyaslamayın.
Her şey, olması gerektiği zamanda yerini bulur. 🖤
"Felsefe ne işe yarar?" diye soranlar, genellikle ondan bir alet olmasını bekler. Oysa felsefe çivi çakmaz, ev inşa etmez, para kazandırmaz. Ama o evi neden yaptığını, o parayı neden istediğini ve sonunda ne uğruna yaşadığını sorgulatır.