23 EYLÜL 1821
Tripoliçe şehir düştü. On binlerce Türk vahşice katledildi.
Ve katliam, şehir düştüğü anda bitmedi. Tam tersine günlerce sürdü. Kadınlar. Çocuklar. Bebekler. Yaşlılar.
Yunan isyancıları ve Filhelen destekçileri tarafından Tripoliçe’deki Türklerin tamamı vahşice katledildi. Tarihçiler kesin bir rakam veremiyor ama kaynaklar onbinlerce insandan söz ediyor.
Kolokotronis kendi anlatımında, şehre girdiğinde atının yere basmadığını, heryerin katledilen Türklerin cesetlerle kaplı olduğunu söyler. İngiliz tarihçi William St Clair ise Mora’daki kıyımın, öldürülecek Türk kalmayınca sona erdiğini yazar. Ama iş insanları öldürmekle bitmedi.
Mezarlıklar yıkıldı.
Camiler yok edildi.
Evler, eserler, iz bırakan her şey silindi.
Sanki orada hiçbir Türk hiç yaşamamış gibi.
Bir halk, hafızadan da silinmeye çalışıldı.
23 Eylül.
1821’de Tripoliçe’de öldürülen sivilleri hatırlamak için bir gün.
Tarih, yalnızca taç giyenleri değil, mezarı bile bırakılmayanları da anlatmak zorundadır.
Tripoliçe’nin kadınlarını, çocuklarını, bebeklerini, yaşlılarını ve şehirde vahşice katledilen onbinlerce insanı unutmayalım.
23 Eylül 1821
Tripoliçe Katliamı.
Unutmak tarih değildir.
Hatırlamak, intikam değil hafızadır.
@tcbestepe@MFATurkiye
23 Eylül 1821 - Tripoliçe Soykırım�� Ulusal Anma Günü ilan edilsin!
@eczozgurozel Yazıklar olsun. Defalarca yazıklar olsun. Atatürk ün kemiklerini sızlatan ''evet'' kararınız için yazıklar olsun size İktidar ve Kılıçdaroğlu ile aynı yerden yönetildiğinizi artık açıkça herkese gösterdiniz.Yaziklar olsun....
O gün gelecek:
Mehmet Ali Çelebi, yeni Sevr’e imzayı ağabeyinin attığını söyleyecek.
Faik Öztrak; “CHP’ye ve TBMM’ye kazınmış (çökmüş) bir soyad taşıyorum. Atatürk… Cumhuriyet… Kem…Küm…” diyecek.
Hulusi Akar; “15 Temmuz… Ben… Asker… Şey… Fetö… O gece…” diyecek.
Nureddin Nebati, “Epistemolojik olarak yoktum; başkası atmış olmalı” diyecek.
Kürşad Zorlu, “Türk dünyasından zorunlu taşınırken nakliye kağıdı diye imzalattılar.” diyecek.
Hulki Cevizoğlu “Ceviz kabuğunu doldurmayacak bir imzaydı.” diyecek.
Tuğrul Türkeş, “Mezardan babam çıksın ki ben imzalamak istemedim. Babamın kızına da söyleyecektim. Kavga çıktı, fırsat bulamadım.” diyecek.
Şebnem Bursalı, “Ben yine bir gün Monako’da ıstakoz yiyordum. Haberim yoktu.” diyecek.
X kişi “Şoförüm kağıdı getirdi. Onu görünce her şey değişti.” diyecek.
Y kişi “Çok sarhoştum, hatırlamıyorum” diyecek.
Z kişi “ Ben ‘yasa’ değil, ‘yalı’ dedim. Peşinat bölünür, yalı bölünmez. Krediye imza attım. Yanlış yermiş.” diyecek.
…
Onlar türlü bahaneler ileri sürecekler.
Bizi ikna edemeyecekler.
Ama iş işten de geçmiş olacak.
#çerçeveyasa
Tarih: 22 Ocak 2022
Tayyip Erdoğan: “Terör örgütü PKK elebaşını bırakacak tek bir iktidar olur.
O da HDP’nin içinde olduğu zillet ittifakı iktidara gelirse böyle bir şey olabilir.”
Mehmet Nuri Ersoy derhal elindeki çakmağı bırak!
Kültür ve Turizm Bakanı, Kartalkaya faciasındaki dehşet verici sorumsuzluğunun ardından, şimdi de dünyanın en büyük Vakıflar Arşivini yok etmenin peşinde.
8 Temmuz 2025 itibariyle;
Ankara Ulus’taki, içinde 50 bin vakfa ait vakfiyenin ve bin yıllık eşsiz belgelerin bulunduğu Vakıflar Arşivi sahipsiz bırakıldı.
Bakan, önce Vakıflar Arşivini koruyan ve araştırma yapan uzman yetkilileri binadan ayırıp, başka adreste görevlendirdi.
Sonra da binayı içindeki arşivle birlikte Yunus Emre Vakfı’na teslim etti.
Bu paha biçilmez dünya arşivi, göz göre göre;
Adı naylon fatura yolsuzluğuyla anılan sabıkalı Yunus Emre Vakfı’nın insafına terkedildi.
Yani kediye ciğer emanet edilmiş durumda!
Derhal bu yanlıştan dönün, arşivin koruyucusu uzman yetkilileri binaya geri getirin ve sabıkalı Yunus Emre Vakfı’na bu bina tahsisini iptal edin.
Aksi taktirde bu Arşivi yok edebilecek tüm yangınların sorumlusu şimdiden ‘sizsiniz’!
Yani AK Parti!
Kimi zaman bir gecede 1, kimi zaman bir gecede 34 şehit verdiğimiz oldu, ameliyat masasında saatlerce hayata tutunmaya çalışan askerlerimiz vardı.
Ben hiçbir zaman bir valinin gidip kapıda sabaha kadar beklediğini, siyasi parti liderlerinin telefon yarışına girdiğini, MİT Başkanının hastaneye gittiğini, sanatçıların patır patır paylaşım yaptığını, hastaneden haber yapan gazetecinin göz yaşları içinde kaldığını görmedim, duymadım.
Meclisin çalışmaları durdurduğuna, tüm Türkiye’nin gündeminin bu olduğuna; devleti yönetenlerin, siyasilerin, sanatçıların vs vs kimsenin şehit ve gazi aileleriyle sabahı sabah ettiğine, onlarla dertlendiğine şahit olmadım.
Yine aynı cümleye geliyoruz ve bu cümlenin rezaletinden ne yapsak çıkamıyoruz;
“Türk’ün en garip olduğu yer, kendi vatanıdır.”
@samsunmem Siz ne yapmak istiyorsunuz.Tüm öğrenciler yola çıktı zaten. Bir okul servisi yolda kalsın kaza yapsın diye mi bekliyorsunuz. Ondan sonra mı tatil kararı vereceksiniz. Bu çocuklar sonrasında nasıl geri gelecek hiç düşünmüyor musunuz....