İktidar da Esad ile barışmaya çalışıyordu zaten. Muhalefetin ciddiyetsiz oluşu iktidarı daha başarılı yapmıyor.
Link’teki haber Esad düşmeden bir ay önce yapılan açıklama
https://t.co/t1cFI6srtU
Tanamen sallamış.
Ecevit, 17 Ağustos günü öğlen saatlerinde helikopterle deprem bölgesine gidiyor. Hatta orada TRT’ye röportaj veriyor, görüntüleri var.
Başbakan TV’den yardım istedi diyor, montajlı görüntü veriyorlar. O görüntünün kesilmemiş halinde “Deprem nedeniyle telefon hatları kesik, Ankara’ya telefonla direktif veremiyorum, buradan sesleniyorum” diyor.
2023 teknolojisiyle bile depremde telefonların çalışmadığını unutmamak lazım.
Bir gün Türkiye yeniden demokratikleşecekse, bunun yolu farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği bir kamusal alan yaratmaktan geçiyor. Bir akademisyen olarak çeşitli risklere rağmen katıldığım mecralarda görüşlerimi ve eleştirilerimi uygun bir üslupla dile getiriyorum. Söylediklerimin de arkasındayım.
Bu ülkeye barışın gelmesini çok isterim. Bunu hiçbir grubu dışlamadan, farklı düşünenlere hakaret etmeden ve eleştiriyi düşmanlaştırmadan yapabileceğimizi umuyorum. İsteyen görüşlerime katılır, isteyen eleştirir. Ama kimsenin hakaret etme veya hedef gösterme hakkı yok.
Farklı düşünenleri linç ederek barışçı ve demokratik bir toplum kurulamaz. Bu tür hedef gösterme kampanyaları, bugün neden birçok entelektüelin susmayı tercih ettiğini de açıklıyor. Arayan, soran, mesaj atan ve destek veren herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!
@mustafa_oks@BesimCanZirh Evet tüm yayınlar renkli değildi. Biz nispeten erken almıştık renkli tv. Benim izlediğim ilk renkli trt yayını Kenan Evren’in Pakistan gezisi idi. Şimdi baktım Eylül 1982 imiş.
Bu videoda borsada getirinin kalbi olan pozitif serbest nakit akışına değindim. Genelde temettü mü yoksa büyüme mi sorusu sorulur ama bu soruya bir de farklı açıdan yaklaştım. İyi seyirler.
https://t.co/bi5PMBZEuH
Bundan önceki süreçte (2013-2015) AKP aynı anda hem MHP'ye hem de HDP'ye oy kaybetmişti. Süreci toplumsallaştırma çabaları başarısız olmuş, Anadolu'da biriken milliyetçi tepki MHP'ye yönelmişti. Aynı zamanda eli güçlenen HDP de Demirtaş liderliğinde, sürecin Erdoğan'ın gücü elinde toplaması için kullanılmasına set çekmişti. 2013 Nevruz'unda Diyarbakır'da mektubu okunan Öcalan ise bugün olduğu gibi siyasi aktöre dönüşmemişti. Suriye'de de İŞİD'i Kobane'de durduran YPG, Amerikan askeri desteğiyle ülkenin yaklaşık üçte birinde hâkimiyet kurmuştu.
Bugün ise tamamen farklı bir tablo var. Otoriter rejimin de Kürt hareketinin de süreci geniş toplumsal kesimlere mal etme ihtiyacı çok daha düşük. MHP artık muhalefette değil; iktidarın planının parçası. Amerikan askerleri bölgeden çekilirken YPG-PYD Suriye'de ciddi mevzi kaybetti ve Şam yönetimine entegre ediliyor. Yaklaşık on yıldır siyaseten susturulan Demirtaş'ın yerine ise Öcalan, Kürt hareketinin meşru ve merkezi lideri olarak öne çıkarılıyor.
Bu yeni güç dengesi ana muhalefeti iki taraftan da sıkıştırıyor. Yeni Parti aynı anda hem DEM'e hem İYİP'e oy kaybediyor. Her iki parti de iktidarı doğrudan zorlamak ya da ondan somut taleplerde bulunmak yerine, 2024 yerel seçimlerinde güçlenen ve ardından yargı operasyonlarıyla önü kesilen ana muhalefeti hedef almayı siyaseten daha kolay ve avantajlı görüyor.
Yeni Parti liderliği de süreci yanlış okuduğu, evet-hayır ikileminin dışına çıkamadığı ve kendi alternatif stratejisini geliştiremediği için bu oyunu bozamıyor. Oysa asıl ihtiyaç, iktidarın kurduğu kutuplaşma eksenine sıkışmadan hem Kürt sorununun demokratik çözümünü savunan hem de sürecin otoriter rejimi tahkim etmek için araçsallaştırılmasına açıkça karşı çıkan üçüncü bir siyasi hat kurmak idi.