Sendikal hakları için mücadele eden #Vesuvius işçisi yalnız değildir!
Gebze Organize Sanayi Bölgesi'nde Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şubede örgütlenen Vesuvius işçileri üretimi durdurarak haklı mücadelelerine başladı
Hakları için mücadele eden Vesuvius işçilerinin yanındayız
YENİ KİTAP | TARLADAN FABRİKAYA
Şimdi önsatışla sitemizde!
Ayhan Aydoğan’ın kaleme aldığı “Tarladan Fabrikaya”, Ankara’nın o uçsuz bucaksız sarı bozkırında, Polatlı’nın “kara bebelerinin” bir rulman bileziği kadar değer görmediklerini anladıkları gün başlayan büyük uyanışın hikâyesidir.
Bu çalışma, sadece akademik bir merakın ürünü değil; işçi hareketinin hafızasına “Metal Fırtına” olarak kazınan bir dönemin, 2015 ORS direnişinin kalbinden süzülüp gelen bir anlatıdır. 2015 yılının o kavurucu Haziran sıcağında, fabrika önünde kurulan çadırlarda saz seslerinin Ankara oyun havalarına karıştığı, işçilerin kendi direniş bestelerini yaptığı ve her bir ıslık sesinde binlerce kişinin bir anda sessizleşip kenetlendiği o eşsiz atmosferin dökümüdür.
https://t.co/G0qWDNBhIN
Bugün İmran Deniz Göktaş’ı tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe "Kuyu Tipi" Cezaevi’nde ziyaret ettim.
Politik mizahın bu topraklardaki genç ve güçlü sesi, cezaevi koşullarına inat, sonraki gösterisinin notlarını kağıda dökmeye başlamış bile.
Morali de sağlığı da gayet yerinde; merak eden, destek olan herkese çokça selamı var!
Trendyol kargolarını alırken dikkat!
O paketin arkasında yalnızca barkodlar ve kutular yok.
Sendikalaştıkları ve hakları için mücadele ettikleri gerekçesiyle işten çıkarılan, insanca çalışmak için direnen GHZ Lojistik işçilerinin emeği var...
Hadi, onların sesine ses katalım!
@Trendyol
#GHZİşçisiYalnızDeğildir #TrendyolSorumlulukAl #İştenAtılanlarGeriAlınsın #SendikaHaktır
Sinemanın usta ismi #KadirİNANIR’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
"...En önde giderim, yeter ki adı ‘barış' olsun. Mecburuz, başka hiçbir şansımız yok. İnanmaya bile mecburuz..."
Yattığın yer incitmesin.
Genel Başkan Yardımcımız Levent Tüzel, sendikal hakları için mücadele eden Temel Conta işçilerini ziyaret etti.
Biz yenilirsek yalnızca Temel Conta işçisi değil, sendikalaşmak isteyen işçiler, sınıf olarak yenilecek. Kazanımımız ise işçi sınıfının kazanımı olacak.
Karşımızda fiili bir düzen ve güç ilişkisi var. Ne elde edeceksek mücadeleyle olacak.
Temel Conta patronu rahatlıkla işe gidip gelmemeli. İşyerindeki çalışma düzeni hiçbir şey olmamış gibi devam etmemeli. Dayanışma etkinliklerimizi sürdürmeli, bölge halkının, emekçilerin ve işçi sınıfının gözünü, kulağını, yüreğini burada hissettirmeliyiz.
Irkçılığa, ayrımcılığa ve göçmen düşmanlığına karşı birleşelim!
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü savaşların, ırkçılığın, yoksulluğun ve son olarak da Dünya Kupası vize krizlerinin gölgesinde karşıladık.
İsrail’in Gazze Soykırımı sonucundan 2023’ten bu yana en az 70 bin kişi hayatını kaybetti, 170 binden fazla kişi de yaralandı. Abluka nedeniyle 10 binden fazla kişinin açlıktan öldüğü tahmin ediliyor. ABD’nin İran saldırında ise ABD ve İran kaynaklı veriler değişkenlik gösterse de binlerce kişinin yaşamını yitirdiği biliniyor. Öte yandan İsrail’in Lübnan’a karşı saldırıları devam ediyor.
İsrail, tıpkı Gazze’de olduğu gibi Lübnan’da sivillerin yaşadığı alanlara saldırıyor. İran-ABD arasında imzalanan mutabakata rağmen İran’ın Lübnan’a dönük saldırılar nedeniyle masadan kalkması barışın sağlanamadığının son göstergesi.
Günden güne savaş bütçesini katlayan NATO üyesi ülkeler, yeni bir hazırlık içinde olduklarının sinyalini veriyor. Halkların en temel haklarından kesilip savaş sanayine ayrılan bütçeler, özellikle mültecilerin kazanılmış haklarına saldırılar geniş hak ihlallerine yol açıyor. 7-8 Temmuz tarihinde Ankara’da toplanacak NATO Zirvesi öncesi Ankara halkına adeta bir sıkıyönetimi reva gören Saray rejimi ve diğer üye devletler; NATO eliyle yeni savaşlara göz kırpıyor, mülteciliği kader haline getirmek istiyor.
Avrupa Birliği (AB) ise yeni Göç ve İltica Paktı’nı “daha güvenli sınırlar, hızlı prosedürler ve dayanışma” gibi kavramlarla servis etse de bu süslü ifadeler insanlık dışı uygulamaların makyajı niteliğinde. Zira bu paktla birlikte mülteci hakları artık gündem maddesi olmaktan çıkarılıyor.
“Çekirdek Avrupa” etrafında örülen teknolojik ve askeri duvarlar; gözetleme sistemleri, dikenli teller ve özel güvenlik şirketleriyle tahkim edilen “Kale Avrupa” modeli tahkim ediliyor. “Güvenli üçüncü ülke” kılıfıyla Türkiye, Tunus ve Fas gibi ülkeler birer tampon bölgeye dönüştürülürken; AB, ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü elekten geçirip “yük” olarak gördüğü mültecileri para karşılığında bu ülkelere hapsetmeyi hedefliyor. Bu gelişmelere paralel mültecilere yönelik düşmanlık da artmaya devam ediyor, devletler eliyle yaygınlaşıyor.
Tüm dünyanın gündeminde yer alan FIFA Dünya Kupası da ABD’nin vize krizleriyle gündemde. Afrika ve Ortadoğu’dan turnuvaya katılan takımlarının heyetlerinde yer alan kişilerden oyuncuların yakınlarına; vize alamayanlar, saatlerce havalimanında sorguya çekilen futbolcular dünya gündeminde yer edindi. Milli takım futbolcularına, teknik heyet personellerine “kaçakçı” muamelesi yapılması ABD hükümetinin ırkçı ve ayrımcı politikalarının bir yansıması olarak kayda geçti. ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) polisleri yıl boyunca “mülteci avına” çıkarak mültecileri doğrudan hedef aldı.
Bu politikalar mültecilere yönelik provokasyonlara da zemin hazırlıyor. Örneğin bir önceki genel seçim döneminde Türkiye’nin pek çok yerinde mültecilere yönelik saldırılar artış göstermişti. Bu haziranın ikinci haftasında da Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’ta ırkçı provokasyonlar saldırıya, saldırılar lince dönüştü.
Saldırılarda bir Türk berberin dükkanı ateşe verildi. Türkiye’de Suriyelilere dönük ırkçılık ile Kuzey İrlanda’da Türkiyelilere yönelik ırkçılık aynı çürümüş, kokuşmuş, barbar kapitalist düzenden kaynaklanıyor.
Türkiye’de sendikasızlık işçi sınıfının başat sorunları arasında yer alırken mülteciler ayrıca sigortasız, güvencesiz asgari ücretin yarısına mahkum ediliyor. İSİG Meclisi verilerine göre 2025’te Türkiye’de en az 2105 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirirken hayatını kaybedenlerin en az 91’i mülteci işçiydi. Avrupa Birliğinden, Birleşmiş Milletlerden ayrı ayrı fon alarak mültecilerin koşullarının iyileştireceğini iddia eden Saray rejimi, 2026 Türkiye’sinde mülteci işçilerin sendikasız, sigortasız çalıştırılmasına ve düşük ücrete mahkum edilmesine müsaade ediyor.
Mülteciler/göçmenler seyahatten sağlığa, eğitimden sosyal yaşama en temel birçok insani haktan mahrum yaşamaya devam ediyor. Sınır dışı tehdidi ile işle ev arasına sıkıştırılan mülteciler için Geri Gönderme Merkezleri cezaevlerine ve hatta yer yer işkence merkezlerine dönüşüyor.
Tüm bu karanlık tablonun karşısında, Türkiye’de ve dünyada tüm işçi sınıfının kaderi ortak. İnsanca çalışmak, insanca yaşamak her insanın en doğal hakkıyken milyonlarca insanın bu haktan mahrum bırakılması kapitalizmin dünyayı bugün getirdiği noktanın somut sonuçlarıdır. Tüm dünya emekçilerinin ve halkların kurtuluşu, işçi sınıfı ve halkların enternasyonal birliği, dayanışması ve mücadelesiyle mümkündür. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bütün ülkelerin sömürülen işçilerine ve ezilen, ayrımcılığa uğrayan halklarına birleşme çağrısı yapıyoruz.
Seyit Aslan Emek Partisi Genel Başkanı
Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlere ek zam talebimiz için Cevahir AVM önündeydik.
🔴 Asgari ücret yoksulluk sınırının üzerine çıkarılsın!
🔴 Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın, servet vergisi getirilsin!
Vergide adalet, insanca ücret için birleşelim!
Genel Başkan Yardımcımız Sedat Başkavak ve Bölge Örgütümüz, Varto’da köylülerin Amerikan menşeli İgnis Enerji şirketinin kurmak istediği JES projesine karşı sürdürdüğü nöbet eylemine destek ziyaretinde bulundu.
📌Bu mücadeleler, küçük küçük yerlerde enerji ve maden şirketlerinin yıkımına karşı her kazanımda, başka coğrafyalardaki köylülere, tarım alanlarını ve yaşam alanlarını koruma mücadelesi veren bütün halka örnek oluyor. Demek ki mücadele edince kazanabiliyoruz.
📌Ne zaman enerji şirketlerini buradan kovarsak, ne zaman çeşitli bahanelerle yapılan sondajları durdurursak o zaman hepimiz rahat edeceğiz. Bu mücadele hepimizin. Birleşerek ilerleteceğiz, birbirimizden güç alacağız.
📌Enerji ve maden şirketlerinin topraklarımızı bir işgale geldiğinin ve bunun bir göç ettirme politikası olduğunun farkındayız. O nedenle bu mücadele aynı zamanda bir gelecek mücadelesidir.
📌Eğer Varto’da gerçekten bir kazanım elde edilirse, bu durum ülkenin dört bir yanında ekoloji mücadelesi veren diğer tüm canlara ve ekoloji gruplarına büyük bir ilham olacaktır. Hiçbir yere gitmeyeceğiz ve mutlaka kazanacağız.
15-16 HAZİRAN’IN MİRASIYLA SARAY REJİMİNE KARŞI MÜCADELEYE!
1970 yılında gerçekleşen 15-16 Haziran işçi direnişi, Cumhuriyet tarihinde o güne dek gerçekleşen en büyük işçi eylemliliği olmasıyla beraber işçi sınıfının özneleştiği bir tarih olarak hafızalara kazındı. Tarihin nasıl sadece egemenler değil, direnenlerin ve dönüştürenler tarafından da yazılabileceğini gösteren 15-16 Haziran direnişi; kendisinden sonra gelen sınıf mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.
60’ların sonlarında ekonomik bunalımın yükünün işçi sınıfına yıkıldığı; ücretlerin baskılandığı, çalışma koşullarının ağırlaştığı, iş kazalarının sıklaştığı bu dönemde işçiler çeşitli fabrikalarda işgallere başlayarak sermaye sınıfına karşı mücadele etmeye başlamışlardı. Bu tepkinin daha örgütlü hale gelmesinde, DİSK’in kurulması ve sınıfın devrimci mücadelesini temsil eden bir odak haline gelmesi iktidarı ve sermaye çevrelerini rahatsız etmişti. İktidar; toplu iş sözleşmeleri, grev ve sendikalara dair yasalarda değişiklikler yaparak işçilerin sendika seçme özgürlüğünü kısıtlayan, DİSK’in faaliyetlerini durdurmayı amaçlayan bir yasa tasarısını gündeme getirdi.
Yasa tasarısının kabulünden kısa süre sonra, 15 Haziran 1970’te işçi sınıfı cevabını verdi: İlk gün yaklaşık 70 bin işçi fabrikalarda üretimi durdurdu, ikinci gün bu sayı 150 bini aştı. Polis şiddeti, tutuklamalar, silahlı müdahalelerin karşısında “gücümüz birliğimizden gelir” sloganıyla emekçiler birbirlerine sahip çıktı, kararlılıkla mücadeleye devam etti ve yasa tasarısı geri çekildi.
O günden bu güne iktidarlar değişse de tuttukları sınıf değişmedi. Bu sene asgari ücret Türkiye tarihinde ilk defa açlık sınırının altında açıklandı. İşçi ve emekçilerin yoksulluğu mutlaklaşıyor, sömürünün şartları gittikçe ağırlaşıyor. Ülkenin, ucuz işgücü başta olmak üzere tüm kaynakları yabancı sermayenin talanına, sömürüsüne açılmış durumda. Grev yasakları, sendikal engeller, her türlü hak mücadelesinin önüne dikilen barikatlar bu iktidarın imzası haline gelmiş durumda. Bunların karşısında ise işçi sınıfının huzursuzluğu yükseliyor; yasakların karşısında artan grevler, direnişler ile sınıf örgütlenme deneyimleri ediniyor.
15-16 Haziran direnişi bize, işçi sınıfının burjuvazinin aygıtlarının karşısında yürüteceği örgütlü mücadelenin değiştirici gücünü anlatıyor; yaşadığımız yoksulluk, baskı ve yasaklar karşısında kurtuluşun sınıfın safında mücadeleyi büyütmekte geçtiğini söylüyor.
Saray rejimine karşı geleceğimiz için snıfın safında mücadeleye, Emek Gençliğinde örgütlenmeye!
Göç ve iltica meselesinin giderek daha fazla güvenlik eksenli ele alındığı, aşırı sağın Avrupa siyasetindeki etkisinin arttığı bu dönemde kabul edilen Göç ve İltica Paktı; yalnızca Avrupa ülkelerini değil, Türkiye başta olmak üzere AB ile göç alanında iş birliği yapan ülkeleri de doğrudan etkilemeye devam edecektir.
Göçmenlerin ve mültecilerin sınırlara hapsolmuş geleceğini tartışmak ve birlikte mücadele olanaklarını konuşmak için sizleri düzenlediğimiz “AB’nin Yeni Duvarları: Göç ve İltica Paktı Ne Getiriyor?” adlı çevrimiçi etkinliğe davet ediyoruz.
17 Haziran 2026 Çarşamba
18.00 – 20.00
Google Meet: https://t.co/B1IY0PNnrE
Genel Başkanımız Seyit Aslan "uyuşturucu ile mücadele" adı altında sürdürülen sanatçılara dönük uyuşturucu operasyonlarına ve cezaevlerindeki işkence uygulamalarına tepki gösterdi.
📌Baronlar Türkiye’ye tonlarca uyuşturucu getirecek ancak sanatçılara operasyon yapılacak. Bu ülkede güvenlik güçlerinin resmi araçlarla uyuşturucu taşıdığını gördük. Ancak iktidar bunun peşine düşmedi.
📌Bu operasyonlar uyuşturucu ile mücadeleyi değil, toplumu sindirmeyi amaçlıyor. Amaç uyuşturucu ile mücadele ise baronları tutuklayın, uyuşturucu trafiğini engelleyin, uyuşturucu trafiğine yol veren kamu görevlilerini yargılayın.
📌İktidar "İşkenceye sıfır tolerans" diyordu. Türkiye İnsan Hakları Vakfına gelen şikayetlerin yüzde 48’i çıplak arama dolayısıyladır. İnsan onurunu kırıcı tüm uygulamalardan vazgeçilmeli ve işkence son bulmalıdır.
Ankara Valiliğinin bu yıl 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek 36. NATO Zirvesi için aldığı eylem ve etkinlik yasağına kararına karşı iptal ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açtık.
📌Açıkça hukuka aykırı bu karar hakkında valiliğin karşı savunması alınmaksızın derhal yürütmenin durdurulması kararı verilmeli ve yasal ve anayasal güvence altındaki demokratik hakların gasbı anlamına gelen karar iptal edilmelidir.
📌Türkiye’de darbeler, katliamlar düzenleyen, dünyanın dört bir yanında savaşlar, işgaller başlatan, emekçi halklar için kan ve yoksulluktan başka bir şey ifade etmeyen NATO’ya karşı sesimizi birlikte yükseltelim.
🌿 Emek Yaz Kampı'nda buluşuyoruz!
11-18 Temmuz'da Selçuk Pamucak'ta; denizin, güneşin ve dayanışmanın buluştuğu bir haftalık ortak yaşam deneyiminde bir araya geliyoruz.
Söyleşi, gezi, çocuk etkinlikleri, spor ve daha fazlası...
📍 Selçuk / Pamucak
📅 11-18 Temmuz
Fezlekeler, dokunulmazlık tehditleri, cezaevi sopası… Hepsi halkın seçme ve siyaset yapma hakkına saray operasyonunun parçası.
Seçilmiş milletvekillerine ve siyaset yapma hakkına yönelen her saldırı, doğrudan halkın iradesine yönelmiştir.
Bunu geçmişte kabul etmedik, şimdi de tam karşısındayız!
Saray, Bahçeli, mutlak butlancılar... Aynı yerden, aynı dilden söylüyorlar, halkın ayağa kalkmasından öcü gibi korkuyorlar!
Düzenin bam teli tam da budur!
31 yıl önce bir haziran gününde, işçilerin, emekçilerin ve alın teriyle yaşayanların sesi olmak için yola çıktık
Bir tomurcuk olarak başladığımız yolculukta, bugün de leylak gibi dirençle yarına uzanıyor; emeğin, hakikatin ve mücadelenin yanında durmaya devam ediyoruz
“gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor”
🗞️ #Evrensel31Yaşında
💬Eğer kendi yasalarına uymayacaklarsa, bu yasaları çiğneyen patronlara müdahale edip bu adaletsizliği gidermeyeceklerse o zaman aradan çekilsinler, işçiler patronlarına bildiği gibi hesaplaşsın
💬Doğrudan bir patron iktidarı, patron devletine dönüşmüş bir gerçekle karşı karşıyayız
💬Eskiden bu ülkede işçiler sendikalar yeni haklar için grev yapardı. Sendikalı olmak için, daha iyi ücret almak için grev yapardı
💬Buna da engel olurlardı ama artık geldiğimiz noktada işçiler yasal olarak zaten açlık sınırının altında olan ücretlerini, tazminatlarını almak için bile yürümek, grev yapmak, direniş yapmak zorunda kalıyor
💬Bize diyor ki iktidar, bu ülkede artık işçiler için yasal hukuk kanun yok