Bağımsız Milletvekili Ümit Dikbayır, AKP'ye geçememe süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu.
"Cumhurbaşkanı benimle görüşmek istediğini açıkladı, beni Külliye'ye davet etti. Ben de gittim. Bu esnada görüşmemiz kamuoyunda konuşuldu ancak ben oradan ayrılırken 'hayırlı olsun' diyerek ayrıldım; bir kesinlik yoktu."
"Edindiğim bilgilere göre, daha önce siyaset yaptığım bir genel başkanın AKP'ye katılmama itiraz etmesi nedeniyle sürecin sona erdiğini duydum."
@drmugeoz Hocam, yeni yaşınız size yeni umutlar, yeni mutluluklar, sizi incitmeyecek yeni kişiler ve hayatınızda hep sevdiklerinizin olduğu, sevdiklerinizle birlikte sağlıkla ve huzurla yeni yaşları karşılayacağınız nice güzel yıllar dilerim 🙏
Mutlu yıllar hocam 🎂🙌🥳
Kıssadan Hisse: “Bir değirmenci ile oğlu eşekleriyle pazara gider. Önce yürürler, eleştirilirler. Baba biner, ayıplanır. Oğul biner, ayıplanır. İkisi biner, eşeğe acınır. Sonunda eşeği omuzlarında taşırlar; bu kez de herkes güler.”
CHP'nin bölünmesi sadece Tayyip Erdoğan'a yarıyor, CHP bölünmüş olduğu için 1994'te İstanbul büyükşehir belediye başkanı seçildi, CHP bölünmüş olduğu için 2002'de tek başına iktidar oldu, rejimi değiştirdi… Kurulacak partinin ismi “yeni” ama, neticesi yeni değil.
@Yilmaz_Ozdill Abi, senin idrak yolların tıkanmış!
Kalp krizi geçirirken de damar yollarının tıkalı olduğunun farkında değildin.
İktidarlar, kişiler geçicidir; kalıcı olan ise değerlerdir unutma NOKTA.
Kemal Kılıçdaroğlu, sadece CHP’nin başına butlanla getirilmiş bir isim değil, aynı zamanda bu hukuksuzluğu kabullenmesi nedeniyle seçmenlerin vicdanlarında açılan derin bir yaranın adıdır!
Madımak, yalnızca Sivas’ta yitirdiğimiz canların değil; bu ülkenin vicdanında açılan derin bir yaranın adıdır.
2 Temmuz 1993’te aramızdan koparılan aydınlarımızı, sanatçılarımızı ve yurttaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Bu acı bize; eşit yurttaşlığın, laikliğin, birlikte yaşama iradesinin ve toplumsal barışın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Onların anısı, daha demokratik ve daha adil bir Türkiye mücadelesinde yaşamaya devam edecek.
#UnutMADIMAKlımda
Kötülük bu ülkede kronik bir hastalığa dönüşmüş.
Ve maalesef kötü insanlar her türlü sağlık problemlerini tedavi edecek çözüm önerilerine sahipken, tıp bu kötü insanları tedavi edecek çözüme henüz sahip değil.
Üstelik sadece sağlık alanında değil, her alanda boy gösteriyorlar.
Bu video tanımadığım sahtekarlar tarafından bilgim dışında yapılmıştır
söylenenlerin hiçbirisi benim düşüncelerim değildir, doğru değildir, tamamen yanlıştırve tamamiyle sahte bir videodur
Paçalarınıza kadar zavallılık akıyor.
Yaptığınız tek şey, suratınıza tükürecek adamlar kazanmak.
Yorum ve beğeni sayısına bakınca, başarılı olduğunuz tek alanın bu olduğu açıkça gözüküyor.
Sevgili yol arkadaşlarım, genel başkanımızın bugün gerçekleştirmesi planlanan programı iptal edilmiştir. Bilginize sunar, anlayışınız için teşekkür ederiz.
Yılın sadece bir günü hatırlanan özel günleri hiç sevmedim.
Özellikle Anneler ve Babalar Günü’nü.
Annesini, babasını ve evladını kaybetmiş ebeveynler için hatırlanmaması gereken ticari bir gün.
Sevgi kalpte yaşar, takvim yapraklarının belirlediği günde değil.
#BabalarGünü
Yıllardır A Milli Takım başarılı olsun diye her şey denendi.
Unuttukları bir şey var ki; başarı parayla değil, ruhla oluyor.
Görmemezlikten gelinen kadınlar, Milli Takıma tanılan her türlü ayrıcalığa inat başarılarıyla görülmeye devam ediyor.
#FileninSultanları
Yemekte asla su içmeyin!
Prof. Dr. Hüseyin Nazlıkul: “Doğada yemek yerken su içen hiçbir canlı yoktur. Yemek sırasında su içmek mide sıvısını genişletip sindirimi şaşırttığı için 12 parmak bağırsağı ülserinin en büyük nedenidir”
Bazı insanlar dolu gibidir; Yıllarca emekle, çabayla, özveriyle ektiğin tohumun tam karşılığını almak üzereyken, bir dolu vurur ve bütün emeklerini alır.
Bir gençlerin geleceğinden bahsedene baktım, bir de gençlerin tam hasat zamanına gelirken yok olan mahsulüne.
Geleceğimizin Güvencesi, Sevgili Evlatlar;
Yarın, büyük bir emek, sabır ve fedakârlıkla uzun bir süre içerisinde hazırlandığınız liselere giriş sınavına gireceksiniz.
Aylardır verdiğiniz mücadele, döktüğünüz alın teri ve gösterdiğiniz gayret için hepinize şimdiden teşekkür ediyorum.
Şimdi, bu emeğin karşılığını alma ve kendinize inanma zamanı.
Sınav salonuna girerken bilmenizi isteriz ki; anne, babalarınız ve bizler için sizler; alacağınız puanlardan çok daha değerlisiniz.
Unutmayın ki hayat, tek bir sınavdan ibaret koca bir düzlük değildir.
Önünüzde binbir farklı yolun açılacağı uzun ve güzel bir hayat var.
Hepinize yarın gireceğiniz sınavda başarılar dilerim.
KULİS: Ankara Başsavcısı görevden alındı, yerine Akın Gürlek’in yardımcısının atanacağı iddia ediliyor
Gözler Özgür Özel ve Ankara’daki belediye dosyalarında
https://t.co/JRDgIchxgp
Dünden beri bu savunmayı okuyup okuyup kötülüğün, iğrençliği, ahlaksızlığın nasıl bir şey olduğunu öğrenmeye çalışıyorum.
Bu yazıyı okuyunca; kötülüğün insanı taklit eden, insanımsı özelliklere sahip bir yaratık olduğunu düşünüyorum.
İnsan bu kadar kötü olamaz olmamalı.
Fatoş Pınar Türker’in savunmasının son bölümü salonda bulunan herkesi ağlattı. Mahkeme heyeti de etkilendi ki ara verdiler…Narin, iyi yetişmiş, istese yurtdışında yaşayabilecek,İstediği makamlarda olabilecek bir kariyere sahipken yaşadıkları dram film sahneleri gibi…her cümlesi okunmalı. Bölümler halinde eksiksiz paylaşacağım. Hem ibretlik hem tarihe not düşmelik…
Medya Aş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Geçen sene benim kızım lise sondaydı Başkanım.Yurt dışında okuyacak, Koç Lisesi'ni bitirmişti. UCL diye Londra'daki dünyanın en iyi okullarından bir tanesinden bir yani kabul almıştı. Fakat şartlı kabul. Dediler ki 13 Mart 14 Mart'ta görüşmeye çağırdılar Londra'da. Biz de 13 Mart'ta ben, büyük kızım Nehir, küçük kızım ‘ben de geleceğim’ dedi. Onunla birlikte Perşembe Londra'ya gideceğiz, pazar günü döneceğiz. 14'ünde de Nehir'in görüşmesi var. Pasaport kontrolünde biz sabah güle oynaya gittik. Bana şey dediler, "Zay kaydı" var pasaportunuzda. Dolayısıyla biz gidemedik. Pasaportuma el konuldu. Ekte uçak biletlerimi görebilirsiniz. Ondan sonra da hemen ben savcılığa, yani anladık ki bir şey var, dilekçe vererek, aynı gün ifade vermek istediğimi belirttim. 14 Mart'ta bir kere daha cevap alamadık. 14 Mart'ta bir daha ve 18 Mart'ta bir daha dilekçe verdik. Ama 3 dilekçemize rağmen 1 gün sonra hayat durdu. Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar.Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
İşte çocuklarım ağlıyor, diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedi ki "Kaşe var mı". Dedim. "Ne kaşesi". "Şirket kaşesi" dedi. "Yok" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedi; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç unutmayacağım, ama çok insani polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm.Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz, çünkü Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."…
Devamı 👇
Yıllarca fantastik, bilim kurgu, polisiye ve benzeri kitapları okudum; o kitapların satırlarında dahi kötülük böylesine somutlaşmamıştı.
Cümlelerim, bu iğrençliği kusacak kelimeler bulmakta zorlanıyor.
Evet, bu kötülüğü yapanlardan ve sebep olanlardan derhal arınmamız lazım.
Fatoş Pınar Türker, tutuklandıktan sonra savcının yeniden ifadesini almak için çağırdığını söyledi. Türker, avukatları olmadan ifade vermek istemediğini söylemesi üzerine İBB dosyası savcısının, “Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin. Artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını” dediğini anlattı.
Türker, şunları söyledi:
“Savcı dedi ki:
‘Ya Fatoş, şimdi anlarsın.’
Böyle karşımda durdu.
‘Ben sana ne dedim?’ dedi. ‘Ben sana ne dedim?’
‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamların sana kumpas kuracağını söylemedim mi? Niye konuşmadın sen?’ dedi.
‘Verecektin ifadeni, gidecektin’ dedi.
Ben de dedim ki:
‘Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.’
‘Bak şimdi’ dedi. ‘Sen git, eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin burada bana ifadeni vereceksin. Buradan da çocuklarına gidersin.’
Ben de dedim ki:
‘Savcım, yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım.’
Şimdi karşındaki savcı. ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok. Ben de bilmiyorum hakikaten. İlk kez tutuklanmışız.
‘Tamam’ dedim. ‘Ben avukatıma bir danışayım.’
Böyle yaptı.
‘Hâlâ avukat diyorsun bana’ dedi.
‘Sen bu kafayla çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi.
‘Sen bekârsın değil mi?’ dedi.
‘Evet.’
‘Velayetleri de sende?’
‘Evet.’
‘Senin çocukların reşit de değil mi?’
‘Değil’ dedim.
‘E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denilir mi?
Sonra dedi ki:
‘Sen bakıyordun değil mi?’
‘Evet.’
‘Bak’ dedi, ‘mal varlığına tedbir için karar var benim elimde.’
‘Ama ben’ dedi, ‘28 mahkeme gününe saygı için ne kadarsa süre, o kadar bekletiyorum.’"
‘Savcım, bunu…’ dedim.
‘Ve o gün tebliğ edilir’ dedi.
‘Ya bana gelir konuşursun ya da…’”
@esenol Çok geçmiş olsun hocam.
Çarpan araba değil, cehalet, Kompleks, kendini bilmezlik, Şöhret ve mevkinin getirdiği güç zehirlenmesi olmuş demek daha doğru olur.
Bıktık artık bu sakil insanlardan.
"İNSANLARIN 140 YAŞINA KADAR YAŞAMASI ÇOK NORMAL"
Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu:
İnsan ömrü 140 yaşına kadar çıkabilir. Ancak modern tıp çoğu zaman yanlış adrese bakıyor. Gerçek şu ki; sağlığımızın anahtarı kalbimizde veya testlerde değil, mutfağımızda.
Tabağınızdaki yemekler ve bardağınızdaki bitki çayları, doğrudan hücrelerinizin geleceğini belirliyor. Sağlıklı bir yaşamın sırrı doğru beslenmekten geçiyor.
Bir siyasetçinin iktidara çalışıp çalışmadığını anlamak için yapacağınız tek şey, iktidar kanallarının o kişiye ayırdığı süreye bakın.
Turnusol kağıdı gibi sırıtıyorlar.
Kimileri 80 yaşında dede olur torun sever, kimileri de istenmeyen genel başkan olur halk söver.