Hırsızın, yolsuzun, uğursuzun, eşkıyanın dini, mezhebi, partisi vs. olmaz. Kimse suç işlemekten, hata yapmaktan, yanlışa düşmekten beri değil. Onun için bir takım olayların savcılığına, bir takım kimselerin de avukatlığını yapmaya çok da hevesli olmamak gerek. Keser döner, sap döner gün gelir hesap döner. Bir bakmışsın keser elinde kalmış, sap gibi kalakalmışsın. Ne hesabı ödeyebilmişsin, ne de hesap verebilmişsin... Olur mu olur.
Seyyid Muhammed Ebu'l Huda Sayyâdî er-Rıfâi kuddise sirruhu hazretleri •[Hidâyeti's-Sâ'î/sf.39]• eserinde şöyle buyurmuştur:
"Tarîkat-ı Aliyye-i Rıfâiyye'nin postuna oturup, şeyh olduğunu söyleyen çok kimseler gördüm; bu yolun ne aslını, ne usûlünü, ne furû'unu ne hâlvetini, ne celvetini ve ne de evrâdını asla bilmiyorlardı.
Çoğu insânlar da cehâletlerinden zannediyor ki; Tarîkat-ı Aliyye evrâdsız, usûlsüz, hâlvetsiz ve sulûksüzdür.
Zirâ bu câhil insânlar; Tarîkat-ı Aliyye'yi, ilk olarak zikrettiğim -bu tarîkatın câhili olarak şeyhliğini ilan edenler ve onların takipçilerinden- ibaret bilmiş ve Tarîkat-ı Aliyye'yi; ateşe girmek, yılan ve akrep tutmak, vücuda şiş sokmak gibi oyunlar zannetmiştir.
Bu tarîkatın câhili olarak şeyh olanlar; ancak kerâmet, hâl ve harikalara itibar edip hakîkatların hakîkatine eremeden, bütün tarîkatın maksadını kerâmet üzerine inşâa etmiş ve sâliklerine ve muhiplerine de bunu vaaz etmişlerdir. Şiş sokmuşlar, yılan ve akrep tutmuşlar, ateşe girmişlerdir. Sonra da bütün bu hâllerin kendilerinden sadrolduğunu iddia etmişlerdir. Hâşâ ! Bütün bu bereket ve hakîkat, hâl ve kerâmet, harika ve acaiplikler; aslen ve esâsen, tümüyle bu tarîkatın sâhibinin [kaddesallâhu sırruhu] esrârı ve yüceliğinin hatırına meydana gelmektedir.
Bu kerâmetlerin, câhillerin ellerinde dahî meydana gelmesinin; ateşten, yılan ve akreplerden, silâh ve şişlerden korunmaları ve himâye altında olmalarının sebebi ise Allâh'ın bir keremi olarak tarîkatın sâhibi, Hazret-i Gavs-ı Sened Ahmed [kaddesallâhu sırruhu] hazretlerine verilmiş bir sırdır. O, bu tarîkatın müntesiplerini korkudan setretmiştir, bu sebeple de Allâh teâlâ, bu tarîkatın şerefini, avam önünde rezil olmaktan koruyor ve bu hâller (yılan/akrep tutma, ateşe girme, şiş sokma, silah ile kendi kendini vurma) -ruhsat olmadığı- hâllerde dahî inkişaf ediyor.
Ancak, Seyyid Ahmed Rıfâi (kaddesallâhu sırrıhu) hazretleri şöyle buyurmuştur: 'Kim ki kasten evliyânın burhânını ifşâ ederse, yahut harika, kerâmet, hâl izhâr etmeye rağbet ederse; bununla da iftihar edip, itibar devşirip, para kazanmaya çalışıp, bu hâline hüsn-i zann ederse; ahiret gününde o benden uzaktır, ben de ondan uzağım; o bana düşmandır, ben de ona düşmanım.'
Tarîkatımızda esâs olan şudur: Kerâmet izhar etmeye, şiş sokmaya, ateşe girmeye, akrep ve yılan tutmaya, kendi kendini silâh ile vurmaya ruhsat, ancak şu durumlarda verilmiştir: Bir kimse dîni inkâr eden bir kâfir ise ve bu dînin hakîkatine zâhiren delîl isterse; yahut bu dînin müntesiplerinin harikalarından bir harika ister de keramet talep ederse, bu durumda ona, ancak ve ancak, gördükten sonra şehâdet getirmesi, müslüman olması, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizin dînine dahil olması şartı ile bu kerâmetler ve hâller gösterilir. Bu şekilde hâllerin ve kerâmetlerin izhar edilmesi; ister hâfi ister ayân caizdir. Bunların haricindeki tüm durumlarda, kat'an bu kerâmetleri izhâr etmeye, bu hâllere rağbet ile iştigal etmeye ruhsat yoktur. Kim ki, bu ruhsatları tutmaz, bu hâller ile iştigal edip sebepsiz izhâr ederse; harâma düşmüş ve şeriata asi gelmiştir."
Halkın Ahlak Durumu = İdareci
İmam Malik, bir idarecinin azgınlaşıp zorba kesildiğini görünce, bunu halkın durumunun bir yansıması olarak görürdü. Çünkü ona göre halk, âdil olup kendi haklarını bilirse, sorumluluklarını yerine getirir ve kendi idarecilerini kontrol ederse,
Fitne ve ayaklanma çıkarmadan, bu idareci değiştirilmeye çalışılmıyorsa, tüm ümmet günahkârdır. Fitnenin gürültüsü ve hır gürleri içinde Hakk’a kulak verilmez, iyileşecek yaraya kılıç çalınır. Bu durumda mümine yaraşan, kılıcını alıp bir taşa çalmaktır.
İmam Şâfi Hz.lerinin meşhur sözü:
İlmi sahifelerden, Kur'ân'ı da mushaftan alma. Kur'ân'ı canlı Kur'ân'dan, ilmi de hâlim ve Hannan olan Allah'tan korkan bir âlim'den al.