@fenerbahce
Bu oyun şekli, bu oyuncular ve ortaya koydukları performansa göre bu sene TR süper ligde ilk beşe oynar, Avrupa için ise hiç ümitlenmeyin. Talisca, Semedo, Fred gibi bitik oyunculardan çıkıp yerlerine dinamik güçlü futbolcular koyarak oyunu hızlandır ve baskıyı artır
CHP'de 2015 tasfiyeleri ve MİT'in rolü
21 Mayıs 2026 Cuma gününden beri Türkiye halkı ve CHP seçmeni "şok" halinde. Bir eski genel başkan, Saray tarafından CHP'nin başına "kayyum" olarak atandı. Bu yüzden, bir kaç gündür meydanlarda "Hain Kemal" sloganları atılıyor. Bu tarihte görülmüş bir şey değil.
24 Mayıs pazar günü ise, CHP genel merkez binasının kapıları kırıldı ve gaz bombaları eşliğinde binaya giren polisler, binayı işgal etti. Bu, "Cumhuriyet'in tasfiyesi"ni gösteren ironik bir mesajdı.
Cumhuriyeti, CHP'nin bir "eski genel başkanı"nın eliyle yıktılar. Bunu da not ediyoruz. Ama Türkiye halkının bilmesi gereken başka "notlar" var.
Bu kısa yazıda sizi 2015 ve 2018 seçimlerine götüreceğim. Bugünlere nasıl geldiğimizin ipuçları o seçimlerde saklıdır.
İki olay anlatacağım. CHP eski genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun "istihbaratın kontrolünde hareket ettiğini" gösteren olaylar bunlar. CHP, bu ağlar temelinde dizayn edilmiştir.
2011 sonrası AKP -ve özellikle MİT- belli "hassas konular"ın tartışılmasından rahatsız olmuştur. Suriye bu meselelerin başında gelir.
Refik Eryılmaz, Hatay milletvekili olarak cihatçı yamyamların Suriye'de yaptıkları katliamları güçlü bir şekilde teşhir eden bölge milletvekiliydi. Türkiye-Suriye sınırına kadar giderek cinayetleri belgeliyor, cihatçıların Hatay'da tedavi edilmesini teşhir ediyor, Şam'a giderek Türk gazeteciyi bizzat Beşar Esad'dan teslim alıyor, tek bir gün boş durmuyordu.
Refik öylesine etkiliydi ki, TBMM grubu ile "Suriye konusu" ile ilgili Amerika'ya davet edildi. Gitti ABD'de, cihatçılara desteğin Ortadoğu'daki muhtemel sonuçlarını bugünün faillerine, yani Amerikalılara da anlattı.
O yoğun haftalarda, Kılıçdaroğlu bir gün Refik'i makamına çağırdı ve "uyardı." "MİT seni izliyor, hareketlerine dikkat et" dedi. Refik'e sormuştum: "Sen Kemal beye ne cevap verdin?" Refik sessiz kalmış, sanırım bir parça endişelenmiş. Normal, herkes korkabilir. Hele ki karşında devletin istihbarat örgütü varsa.
Ama burada en önemli nokta, MİT'in CHP gibi bir partinin genel başkanını "uyarması", genel başkan olacak zatın -MİT'e "hangi hadle benim milletvekilimi izlersiniz" demek yerine- kendi milletvekiline adeta gözdağı vermesiydi.
-Refik kadar olmasa da- 2011 sonrası Suriye meselesiyle ilgilenen milletvekillerinden biriydim. Cezaevleri, Çarkın'ın itiraf ettiği faili meçhul cinayetler, toprak altındaki kimliksiz ölüler, TBMM'de cemevi, Dersim '38 meselesi. Bunlar çalışma alanlarımdı.
Hiç kimse bu görevleri bana vermemişti. Yerimde otursaydım, el kaldırıp indirseydim, CHP de, Kılıçdaroğlu da çok memnun olurdu. Yapmadım. Elbette bunun bir "bedeli" olacaktı. Biliyordum.
Genel başkana yakın bir arkadaş bir gün bana, "üstü çizilen milletvekilleri listesi"nden bahsetti. Bazı milletvekillerinin "CHP'de bir dahaki dönem olmaması gerektiği"ne "devlet" tarafından karar verilmişti (Bu "devlet"in, "hangi devlet" olduğunu tahmin edersiniz).
"Çin Gezisi"nden dönen Kemal Kılıçdaroğlu istifamı istedi, "partiye zarar vermemek için istifa ediyorum" tek cümlesiyle, mavi kalemle imzaladım, kendisine verdim dilekçeyi. Bir kaç gün sonra danışmanı TBMM'de odama geldi, "patron dilekçeyi işleme koymayacak, istifaya zorladılar derler" dedi. Sonra seçimlere bir yıl kala, resmen disipline verdiler ("Beykoz Konakları" eleştirilerim), yine güçleri yetmedi, yine atamadılar.
2015'in öncesinde, Kemal beye yakın isimler -hararetle ve memnuniyetle- yine bir "MİT listesi"nden bahsediyorlardı. "Milletvekili olmayacaklar" listesi.
Tahmin ettiğiniz gibi, Refik de, ben de listede başlardaydık -Ne tuhaf bu "sayfa"lardan hep onur duymuşumdur-. Refik yeniden milletvekili olmak istedi, yapmadılar -Sonra belediye başkanı oldu ama-.
Ben zaten en az altı ay evvelden, "aday olmayacağım" diye açıklama yapmıştım. Meşum "liste"den değil ama, CHP'lilerden her gün "dayak yemek"ten bıkmıştım, bir gün bir milletvekili (Şu an Erdoğan'ın gadrini tadan Tanju Özcan onların başında gelir), ertesi gün Balıkesir'de bir ilçe (mesela Sındırgı) belediye başkanı -basın önünde- hakaret ediyordu, cevap veremiyordum. İnsan bir kavgaya girerse, "arkadaşı" ile kavga edemez ki -Sonra "arkadaşlar"la da kavga edilebileceğini öğrendim ama-.
Listeye alınmamız "yeni" değildir ve sebepleri de uzundur: Kısaca -ben ve Refik'ten kaynaklanmayan en az beş yüz yıllık geçmişi- ve dört yıllık aktif meclis faaliyetlerine dayanır.
Hep "devletlü" olan Kılıçdaroğlu, 2015'te biz "ufak lokmaları" yedikten sonra, 2018 seçimlerinde bu defa "partinin sol kanadı"nı kırıp attı. "Altılı Masa", Meral hanım ve arkasındaki -derindeki güçler-, CHP'de "solcu" istemiyordu. -Bugünlerde adı sıkça basında yer alan Veli Ağbaba'yla konuşmuştum, bizzat o bana söylemişti: "Bu, CHP sol kanadın tasfiyesidir!"-
Kılıçdaroğlu'nun "kayyum" olarak CHP'ye atanması ve "CHP'nin işgali" sonrası, tarihte kalmış bu "sayfalar"ın herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşündüm.
(Hüseyin Aygün, 25 Mayıs 2026)
One month after starting the war in Iran, this is the statement of the President of the United States on Easter Sunday.
These are the ravings of a dangerous and mentally unbalanced individual. Congress has got to act NOW. End this war.
Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir?
PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş.
Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim.
Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor.
///
Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım:
“O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.”
Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır.
Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür.
Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır?
Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır.
///
Peki sözlerinin anlamı nedir?
Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir.
Açalım:
• Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır.
• Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü.
• “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır.
Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır.
• “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor.
• Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir.
• PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir.
• Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır.
Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar.
Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur.
“Suç yok” demek şu anlama gelir:
• Köy basmak suç değil.
• Çocukları öldürmek suç değil.
• Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil.
• Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil.
• Mayın/EYP döşemek suç değil.
• Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil.
• Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil.
• Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil.
• Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil.
• Siyasi suikastlar suç değil.
• Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil.
• Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil.
Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır.
Bununla;
• Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar.
• Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar.
• Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar.
• “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar.
Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur:
• Terörü “çatışma”ya çevirmek,
• PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak,
• Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak,
• Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak.
Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir.
Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor?
Çünkü:
• Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor.
• Bazı medya yapılarına sızılmış durumda.
• Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor.
• Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor.
• Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor.
İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor.
Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor:
• “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.”
• “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.”
Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.”
Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK;
• Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya,
• Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor.
Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar.
Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır.
Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var.
• Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var.
• Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir.
Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz.
Son sözüm:
Terör bitmeli midir?
Evet, kesinlikle evet.
Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil.
Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir.
Böylece af dilemelidir.
O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir.
Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur.
Gerisi karanlıktır.
Saygılarımla
30 Kasım 2025
Bir 'ticaret sicil' skandalının hikayesi!
Size bugün karşılaştığımıza benzer bir olayı hatırlatayım...
* Yıl 2010. Gazeteci arkadaşım Özlem Akarsu Çelik, Akşam gazetesinde mühim bir haber yayınlıyor.
* Anayasa Mahkemesi üyesi Serruh Kaleli’nin, Çalık’ın ortak olduğu Çukurdere Madencilik’te 2009 yılında ‘denetmenlik’ görevine getirildiğini yazıyor. Kanıt olarak da ticaret sicil gazetesini sunuyor.
* O günlerde ticaret sicil internet ortamında olmadığı için ulaşmak kolay değil. Ticaret odasına gidip, izin alıp, matbu belgeye bakmanız lazım. Özlem çok uğraşıp şirketin yönetim kurulu kaydını buluyor.
* Olay oluyor. Çünkü Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun ‘Üyelikle Bağdaşmayan Haller’ başlıklı 11’inci maddesini hatırlatıyor Çelik: “Başkan ve üyeler asli görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar, görev alanlar çekilmiş sayılır.”
* Kaleli'nin AYM üyeliğinin hemen düşmesi lazım. Peki ne oluyor dersiniz?
* Çalık Grubu yaptıklarının yasalara aykırı olduğunu fark ediyor ve 16 Ekim 2009 günkü Ticaret Sicil Gazetesi’nde düzeltme yayımlıyor. Serruh Kaleli’nin ‘sehven’ atandığı bildiriliyor. Şirket milyonlarca insanın arasından bula bula yanlışlıkla Anayasa Mahkemesi üyesinin ismini bulmuş yani!
* Olay böyle kapatılıyor. Lakin Özlem'in başı fena ağrıyor. Siyasi baskı, yargı sopası derken gazete mecbur "olay sehven olmuştur" diye tekzip yayınlamak zorunda kalıyor.
* Sonuçta ne oluyor biliyor musunuz?
* O yüksek yargı üyesi emekli olduktan sonra Ziraat Bankası yönetimine atandı. Hala da bu görevde.
* Bir ara yönetimine girdiği şirket bugün İliç maden faciasının sorumlusu.
* Özlem ise şu an işsiz bir gazeteci...
Emperyalist-siyonist alçaklığında son nokta!
Trump'ın son ateşkes önerisini konuşmak üzere Hamas Siyasi Bürosu yetkilileri Katar'ın başkenti Doha'ya davet ediliyor. Haberli İsrail Doha'da Hamas yöneticilerini vuruyor. ABD ise Katar savunmasını engelleyerek İsrail'in saldırısını kolaylaştırıyor.
ABD ve İsrail ikilisi, dünyanın görüp görebileceği en ahlaksız, en alçak ikilisi durumunda!
2008-10 yılları arasında Üsküp Büyükelçiliği yaptım. Uluslararası Balkan Üniversitesi başta Davutoğlu, Veysel Eroğlu olmak üzere, o dönemdeki AKP akademik kadroları tarafından kurulan içi boş bir tabela üniversitediydi. 17-25 sürecinde ayakkabı kutusu+
PKK’nın elinde rehinken “şehit düştüğü” açıklanan MİT Daire Başkanı Aydın Günel bir saat önce Cebeci Asri mezarlığında defnedildi.
Bazı bilgiler:
Ailesi, Aydın Günel’in ölümünü dün öğrendi.
Cenaze, aileye gösterilmedi.
MİT Başkanı İbrahim Kalın cenazede yoktu.
İçme Suyu Hatlarımıza Yapılan Sabotaj Girişimi Üzerine Balıkesirli Hemşehrilerime Üzülerek Duyurumdur
Kıymetli Hemşehrilerim,
Erdek’te günlerdir vatandaşlarımızı mağdur eden su kesintilerini çözmek için yaptığımız çalışmalar sonucunda bizleri dehşete düşüren bir gerçekle karşılaştık. BASKİ ekiplerimiz, sahte plakalı bir araç ile bölgeye gelen dört kişinin Erdek ilçemizde içme suyu temini sağlayan TM1 su alma altyapısına sabotaj girişiminde bulunup su alma altyapısına müdahale ederek suyun akış yönünü değiştirdiğini tespit etti. Olay emniyet güçlerimize intikal ettirildi. Şüpheli şahıslar suçüstü yakalandı ve savcılığa sevk edildi.
Hemşehrilerimizin sağlığına, kamu hizmetine ve en temel yaşam hakkına yönelik yapılan bu saldırının cezasız kalmaması adına hukuki süreci hassasiyetle takip edeceğiz.
Yıllardır “görünmez” denilerek ihmal edilen altyapımız için göreve geldiğimiz ilk günden itibaren gece gündüz demeden çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. Tüm hemşehrilerimiz müsterih olsun; suyumuzu, toprağımızı, hakkımızı sonuna kadar koruyacağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Sam Altman says the perfect AI is “a very tiny model with superhuman reasoning, 1 trillion tokens of context, and access to every tool you can imagine.”
It doesn't need to contain the knowledge - just the ability to think, search, simulate, and solve anything.
Son siyasi tartışmalar hakkında görüşlerim II:
CHP Kurultayı’nın mutlak butlan kapsamında iptal edilmesi hakkında yapılan tartışmaları bir örnek olayla ele almak istiyorum. Son yazımla kırdığım, gücendirdiğim arkadaşlarım varsa bu örnek olay üzerinden beni daha iyi anlamış olurlar… Örtüyü kaldırmaya, mutlak butlan rezaletinin arkasındaki gerçeği görmeye hazır mısınız? Haydi başlayalım.
Bu örnek olayda CHP Kurultayı hakkında en çok konuşan gazetecinin faaliyetlerini özetleyeceğim ve Kurultayımıza yönelik iddiaların neden okyanus ötesi menşeli olduğunu açıklayacağım. Bu gazetecinin adı Nuray Başaran neredeyse bir buçuk yıldır CHP Kurultayı hakkında açıklamalar yapıyor. Hem de ne açıklamalar. Savcılıktan neredeyse canlı yayın. CHP Kurultayı’nda şaibe söylemi bu hanımefendiyle başlıyor ve savcılıktan eriştiği mahrem bilgiler iddiasıyla kartopu gibi büyüyor. Büyüdükçe de dikkatimi çekiyor ve odağımı kendisinin üzerine yöneltiyorum.
Açıklamaları sonrası Nuray Başaran’ın 2000’lerde Akşam Gazetesi’nin Ankara temsilcisi olduğunu öğreniyorum. Allah Allah Ankara temsilciliği gibi önemli bir görev yapmış gazeteciyi nasıl tanımam diye düşünüyorum. İnternete girince şunu anlıyorum ki Sayın Başaran yıllardır ortalarda görünmemiş ve adını unutturmaya çalışmış. Bu neden olabilir sorusunun peşinden gidince Yiğit Bulut’un Nuray Başaran hakkında bir açıklamasına denk geliyorum. Şöyle diyor Bulut: “Bir gazeteci ABD konsolosluğu ile haftalık rutin bir şekilde görüşüyorsa ve bu bir gazetenin Ankara temsilcisiyse, konsolosluk görevlilerine bilgi veriyorsa, bu gazetecilik değildir casusluk faaliyetine girer ve bunun da gereği Savcılar tarafından yapılır”. İpin ucunu çekmeye devam edince WikiLeaks belgelerini hatırlayarak bilgisayar ekranının karşısına oturuyorum ve Aman Allahım ne göreyim. Nuray Başaran’ın adının geçtiği onlarca Amerikan belgesi WikiLeaks’te duruyor. Meraklısı internette bu belgelere erişebilir ama şu kadarını söyleyebilirim ki hanımefendinin ABD’li diplomatik misyon görevlileriyle temasları gazetecilik faaliyetlerinin çok ötesinde. Metinleri burada vererek Sayın Başaran’ı hedef haline getirmek istemiyorum ama kendisini yıllarca neden unutturmak istediğini çok iyi anlıyorum. Kriptolara göre siyasetçilerin özel hayatları hakkındaki bazı bilgileri bile yabancılarla paylaşan bir kişiden bahsediyoruz. AKP içi klikler, TSK ile bilgiler, Türk-Rus ilişkileri hakkında özel aktarımlar. Daha neler neler. Belgeleri okudukça Türkiye’nin iç ve dış politikası hakkında yabancılar için önemli bir kaynak olduğu sonucuna ulaşıyorum. 👇 👇 👇
İsrail ile ticaretin devam ettiğini belgeleriyle açıklayan Metin Cihan'ın hesabına erişemezsiniz artık çünkü birileri öyle istiyor! Metin Cihan'ın mesajını elden ele ulaştıralım👇