Allah'a inanan hiçbir insan, bir bebek katiline "villa" yapılmasını doğru bulmaz.
Masum kanı dökenleri affetmek, dünyadaki hangi dine inanırsanız inanın, Rabbin gazabına ve lanetine davettir.
‼️ Pankartta Bursa DEM Genç imzasıyla, “Em deyndare we ne” yani “Size borçluyuz” yazıyor; arkasında ise öldürülen örgüt mensuplarına ait olduğu belirtilen fotoğraflar taşınıyor.
Bu, sıradan bir siyasi açıklama veya masum bir anma değildir. Terör örgütü mensuplarını yücelten, gençlere örnek gösteren ve “size borçluyuz” diyerek sahiplenen açık bir provokasyondur. Toplumsal tepki doğuracağı bilinen bu gösteri, halkı kışkırtmaya ve kamu düzenini bozmaya elverişlidir.
Hukuki nitelendirmeyi savcılık yapacaktır; ancak görüntüler, terör propagandası ve ilgili diğer suçlar yönünden derhal yeri dahil soruşturulmalıdır. Siyasi parti faaliyeti, teröristi övme özgürlüğü değildir.
@TC_icisleri@adalet_bakanlik@BursaValiligi
DEM vekili Nevruz Uysal, PKK’nın ilk askerimizi şehit ettiği gün olan 15 Ağustos 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınlarının yıl dönümünde Şırnak’ta “kutlama” düzenledi.
Bölücü hain Nevruz iyi bilsin ki, bu süreç bittiğinde hepiniz Türk yargısı önünde hesap vereceksiniz.
Resmi kurumlar PKK ismini her yerden kaldırırken barış elçileri olarak gösterilmeye çalışılan bölücüler, PKK’nın ilk saldırısını kutluyor.
Dün akşam Mardin ve Mersin’de, PKK’nın ilk askerimizi şehit ettiği gün olan 15 Ağustos 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınları havai fişeklerle kutlandı.
Barış mı? İşte size barış.
Çözüm süreci ve çerçeve yasa tartışmaları sırasında sürekli dile getirilen meşhur bir kavram "silahlar sussun, barış ve kardeşlik olsun"
Herhalde kimse bunun aksini istemiyor. Şehitler olsun, çatışmalar olsun, devlet milyar dolarlarını teröre harcasın diye yanıp tutuşan iyi niyetli kimse yoktur sanıyorum. Fakat bu tartışma çıpası bir meselenin ciddi şekilde gözardı edilmesine sebep oluyor gibi.
Yürütülen süreç, ülke için gerçekten hayırlı bir kardeşlik doğuracak mı?
Yani sürece karşı çıkanlar barış ve kardeşlik karşıtı olduğu için değil bu sürecin böyle bir netice üreteceğinden endişe ettiği için uygulanan yöntemin amca uygun olmadığından şüphe ettiği için karşı çıkıyor.
İnsanların böyle düşünmesi için çok fazla makul gerekçesi var. En başta, yıllar boyunca terörle mücadele, inlerine girme, Karayılan dahil tüm azılı teröristlerin yok edilmesi, şehitlerin intikamının alınması gibi yok edici retorikle terörle mücadelenin en doğru yönteminin bu olduğu bu olduğu devlet yetkilileri ve siyasetçiler tarafından konuşuldu.
Hal böyleyken çözüm süreciyle başlayan bu retorik değişikliği insanlarda ulusal çıkar vaat etmekten çok siyasi manevra ve stratejik hata gibi izlenimler doğuruyor.
Şahsen çözüm sürecine baştan sonra karşı olmakla birlikte, uygulanan yöntemin de sağlıklı olup olmadığı konusunda şüpheler mevcut.
Birincisi, siyaset, yok edici retorikten kuruc önder söylemine geçerken bu değişikliği doğuran sebepler üzerinde hiç durmadı. Tek söylenen PKK'nın boyun eğdiğine dair beyanlar... Bunların da altının dolu olup olmadığı tartışılır. İnsanlar bir gün uyandı ve yok edici siyasetten kurucu önder söylemine geçişe tanık oldu.
İkincisi, etnik ayrılıkçı terör kavramı bu topraklara hiç de yabancı değil. Meseleye aşina olan tarih okurları ve vatanseverliğini geçmişe merak salarak, ders çıkararak yaşayan bilinçli yurttaşlar geçmişte, Osmanlı'nın son asrında ortaya çıkan etnik ayrılıkçılık bölünme, isyanlar, savaşlar ve bu hadiselere karşı uygulanan İttihad-ı Anasır, İslamcılık ve Türkçülük gibi politikaları değerlendirdiğinde bugün yürütülen sürecin müspet netice verip vermeyeceği konusunda haklı ve makul şüphelere sahip.
Kaldı ki siyaset, süreci yürütürken ikinci maddede belirtilen hususları derinlemesine tartıştırmamıştır. Akademisyenler televizyonlarda bu hususları değerlendirmemiştir. Tarihçiler özgürce konuşmamıştır. Hatta ve hatta bu hususları ileri sürerek çözüm sürecine karşı duranlar kandan beslenmekle kardeşliğe aykırı hareket etmekle itham edilmiş ve süreci baltalamak gerekçesiyle haklarında soruşturma bile başlatılmıştır.
Netice itibari ile bir sabah uyanıldığında insanların karşısında bulduğu süreç, doğru mu değil mi diye tartışılmamış, aksine en doğru ve en makbul süreç olarak sunulmuştur.
Dolayısıyla süreç ondan şüphe duyanları kazanmak yerine kenara itmek gibi mahsurlu bir politika gütmüştür.
Üçüncü ve son olarak süreç kapsamında atılan fiili adımlar, yasa tasarıları içeriği özgürce tartışılan ve belirlenen çalışmalar olmaktan çok hazırlanmış belirlenmiş ve kabul edilmesi zorunlu tutulmuş çalışmalar olarak sahneye çıkarılmıştır. Bu durumda insanlarda bilhassa Sürece karşı olan insanlarda mahsurlu bir takım politikaların olduğu bittiye getirilmek suretiyle hayata geçirildiği izlenimi oluşturmuştur.
Hal böyleyken sürece karşı makul ve haklı endişeler taşıyan insanların bu biçimde kenarda bırakıldığı bir sürecin yine o insanların bağlı bulunduğu bir millet nezdinde barış ve kardeşlik sağlayabileceğine inanılması makul müdür?
Son olarak sürecin yürütülmektense sürükletildiği, ikna etmekten çok dayatıldığı, tartışılmaktan çok oldu bittiye getirildiği yönünde de çok kuvvetli, çok yerleşmiş bir kanaat bulunmakta.
Ben bir vatandaş olarak görmüş olduğum bu kanaati aktarmayı anlatmayi ve bir realite olarak ifade etmeyi borç bilirim.
Doruk Madencilik’te çalışan Türk Maden-İş üyesi madenciler, Ankara’da düzenleyecekleri eylem için Beypazarı’ndan yürüyüşe geçti.
Polisin yürüyüşe izin vermemesi üzerine madenciler ablukaya alındı.
Bir madencinin “Ben şehit evladıyım” dediği duyuluyor.
İşçi hakkını aramak için neden bu muameleye maruz kalıyor?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’li olduğunu anlamaları 13 sene sürdü. Özgür Özel’in kürtçü olduğunu, DEM’in de Türk ve Atatürk düşmanı teröristlerle dolu olduğunu anlamaları da bi 20 sene sürer bunların.
Madencilere desteğe gelen halka biber gazı sıkmak nedir? Bir isim koyamıyoruz, anlam veremiyoruz.
Bu halk orada Apo sloganı atsaydı, aynı muamele görülecek miydi?