45 yaşındayım.
Sanırım yaşlanıyorum…
Ama ihtiyarlamıyorum.
Yaş alıyorum.
Yol alıyorum.
Ve ilk kez, vardığım yerden çok nasıl yürüdüğüme bakıyorum.
Eskiden herkesi anlamaya çalışırdım.
Şimdi önce kendimi anlamaya çalışıyorum.
Kafamda taşıdığım insanları, kırgınlıkları, yarım kalmış cümleleri birer birer indiriyorum omzumdan.
Affediyorum.
Haklı oldukları için değil…
Ben artık taşımak istemediğim için.
Beni yoran ne varsa yol veriyorum.
Bir insan olur, bir beklenti olur, bir alışkanlık olur, bir hatıra olur…
Tutunmanın her zaman güçlü olmak olmadığını öğrendim.
Bazen en büyük güç, bırakabilmekmiş.
İlk kez kendim için bir şeyler yapıyorum.
Kim ne der diye düşünmeden.
Kime ne ispatlayacağımı hesaplamadan.
Kendimi ihmal ederek kimseyi mutlu etmeye çalışmadan.
Ve tuhaf bir şey oldu: Hafifledim.
Artık yürürken sadece yürümüyorum.
Ayağımın yere değdiğini hissediyorum.
Nefes alırken sadece nefes almıyorum.
İçime dolan havanın farkına varıyorum.
Birisi konuşurken cevabımı hazırlamıyorum.
Gerçekten ne söylediğini anlamak için dinliyorum.
Bir kahvenin sıcaklığını, sabahın sessizliğini, sevdiğim birinin yüzünü, geçip giden bir günün kıymetini daha çok fark ediyorum.
Meğer insan gençken hayatı yetişmeye çalışarak, biraz yaş alınca da hayatı fark ederek yaşıyormuş.
45 yıl bana ne öğretti derseniz:
Her savaşı kazanmak gerekmiyor.
Her insanı hayatında tutmak gerekmiyor.
Her söze cevap vermek, her yanlış anlaşılmayı düzeltmek, herkese kendini anlatmak gerekmiyor.
Çünkü bir yerden sonra insanın en büyük zenginliği, parasından, unvanından, çevresinden önce içindeki huzur oluyor.
Eskiden önümde ne kadar yol kaldığını düşünürdüm.
Şimdi başka türlü bakıyorum:
Kaç yıl yaşayacağımı bilmiyorum.
Ama kalan yıllarımı gerçekten yaşamak istiyorum.
Daha az yükle.
Daha az gürültüyle.
Daha az insanla belki…
Ama daha çok hissederek.
Sanırım yaşlanmıyorum.
Kendime yaklaşıyorum.
Almanlar bunu da küçültüp çatıya çıkardı.
Sadece 19 kg ağırlığında, rotor çapı 1,5 metre olan küçük bir rüzgâr türbini.
Maksimum gücü 1.000 watt.
Standart test koşullarındaki referans üretimi ise yılda 615 kWh.
Yani artık rüzgârdan elektrik üretmek için devasa türbinler görmek zorunda değiliz.
Asıl merak ettiğim başka:
Türkiye’nin rüzgârı bunun için yeterli mi?
Çanakkale’de mi daha çok üretir?
İzmir’de mi?
İstanbul’da mı?
Karadeniz’de mi?
Hatta daha ilginç soru:
Sizin evinizin çatısına koysanız yılda kaç kWh üretirdi?
Türkiye’nin rüzgâr haritasını bilenler yorumlara gelsin.
Belki de yıllardır çatılarda sadece güneşe bakıyoruz.
Ya rüzgârı gözden kaçırıyorsak?
1974'te Türk ordusu Kıbrıs'a çıkmasaydı, 1821'de Mora Türklüğü nasıl yokedildiyse, Kıbrıs Türklüğü de yokedilecekti. 52 yıl önce Adaya huzur ve barış getiren Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli ve en başarılı askeri harekatlarından biridir.
Bütün Kıbrıs şehidlerimizi ve harekatın icrasında görev alıp, vefat etmiş olan herkesi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.
"Bu bir Yunan işgalidir"
Bu sözler bize değil, Başpiskopos Makarios'a ait.
"Kıbrıs'ta ne işimiz vardı?" diyenler okuyun:
📌 1963-74 arası EOKA terör örgütü, Kıbrıs Türklerini köylerinden sürdü, bebekleri katletti, soykırım uyguladı.
📌 15 Temmuz 1974'te Yunanistan, adayı yutmak (ENOSİS) için kanlı bir darbe yaptı.
📌 Rum lider Başpiskopos Makarios bile BM'de: "Bu bir Yunan işgalidir!" dedi.
Yunanistan'ın Kıbrıs işgalini Makarios bile itiraf etti.
Ertesi gün Türkiye, garantör olarak adaya müdahale etti ve Yunan işgaline son verdi.
Eğer Türkiye adaya müdahale etmeseydi, Kıbrıs'ta tek bir Türk bile kalmayana dek kan akıtacaklardı.
Türkiye işgal etmek için değil, kanlı Yunan işgaline son verip soykırımı durdurmak için adaya müdahale etti.
Türk'ün çelik iradesini dünyaya gösteren, adaya barış getiren Kıbrıs Barış Harekâtı kutlu olsun! 🇹🇷
Tanrı Türk'ü korusun.
Öyle Uyduruk Kahramanlarla Karıştırmayın. Saç Telinden,Tırnağına kadar Gerçek Kahramanlardan Bolu 2.Komando Tugay Komutanı olarak Kırnı/Pınarbaşı bölgesine Havadan İndirme yapmış ve Düşmanı 48 saatte saf dışı bırakmıştır.Tuğgeneral Sabri Demirbağ Aziz ve Asil Ruhu Şad olsun 🫡🇹🇷
ABD 🇺🇸: Bize hava üslerinizi verin
İspanya 🇪🇸: Vermeyeceğiz🔥
ABD 🇺🇸: Ticaret anlaşmasını askıya alacağız
İspanya 🇪🇸: Askıya alın🔥
ABD 🇺🇸: İspanya'dan 3000 ABD askerini çıkaracağız
İspanya 🇪🇸: Çıkarın🔥
ABD 🇺🇸: İspanya'yı NATO'dan sileceğiz
İspanya 🇪🇸: Ne istersen yap🔥
İspanyol PM Pedro Sánchez ile tanışın🔥
Tarih seni bir “kahraman” olacak yazacak, cesur adam! 🔥
Nerden nereye….
Bir Haluk Levent hikayesi…
Biz seninle aynı dönemde aynı hayalleri kuruyor, aynı heyecanları yaşıyorduk. Bir gün milyonlara ulaşacağımızın hayalini kuruyorduk. Aynı yapım şirketinde, aynı çatı altında şöhret basamaklarını birlikte tırmandık.
O yıllarda sen, nasıl olduysa korkunç bir borç sarmalının içine düştün. Edindiğin kötü alışkanlıklar başına büyük belalar açmıştı. Borçların yüzünden seni Adana Karataş Cezaevi’ne, rahmetli yapımcımız Hilmi Topaloğlu ve Özcan Deniz’le birlikte bizzat biz götürdük.
O günlerde sekiz ayrı bankaya olan borçlarını kapatabilmen için, Star TV’de yaptığım diziden kazandığım parayla borçlarını ödedik. Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık.
Sonra hayat hepimizi farklı yollara savurdu…
Yıllar sonra Ahbap Derneği’yle yaptığın yardımları, ihtiyaç sahiplerinin yanında oluşunu gördükçe içimden, “Haluk Levent o karanlık günleri geride bıraktı. Çok şükür küllerinden yeniden doğdu.” diyordum. Attığın her adımla gurur duydum. Bakanlar, Valiler, Belediye Başkanları, Cumhurbaşkanının eşinden aldığın ödül, Sivil toplum kuruluşları yaptıklarını takdir etti.
Binlerce konser verdin. Meydanlar doldu, salonlar doldu. Reklamlarda oynadın, büyük markalar sana sponsor oldu. Hayat sana milyonlarca insanın ömrü boyunca ulaşamayacağı imkânlar sundu.
Ama ah be Haluk…Şu kötü alışkanlıklarından neden kurtulamadın? Neden?
Depremde ölen insanlar için o masalara bir daha oturmamalıydın. O ekranlara bakmamalıydın. O tuşlara hiç dokunmamalıydın. Keşke ellerin kırılsaydı da bu alışkanlıklara bir daha dönmeseydin.
Bu halk seni başının üstüne koydu. En güvenilir, en çok alkışlanan sanatçılardan biri yaptı. Bağrına bastı. Sana ikinci, üçüncü, belki de son bir şans verdi.
Depremde insanlar evlatlarını, annelerini, babalarını toprağa verirken, kendi yaralarını sarmaya çalışırken milyonlarca insan elindekini avucundakini sana gönderdi. Sana güvendi.
Milyonlarca insan sana ışık yaktığı halde o karanlığın içinden aydınlığa çıkamadın. Neden o ışığı göremedin? Neden o kötü alışkanlıkların için doğruluktan ve dürüstlükten ayrıldın?
Hayat bu kadar ucuz muydu Haluk? Birkaç dakikalık heyecan uğruna, bunca sevgiye, bunca güvene, bunca emeğe sırt çevirmeye gerçekten değer miydi?
Yaptıkların sadece seni yıkmadı. Sana inananları, seni sevenleri, dostlarını da derinden yaraladı.
Ben bugün en çok seni değil… Aileni düşünüyorum. Sadece onlar için bile bütün kötü alışkanlıklarını, bütün tutkularını, bütün zaaflarını geride bırakmalıydın.
İçimde cevabını bulamadığım tek bir soru kaldı…
Gerçekten değdi mi Haluk?
Hayat; para kazanmaktan, haklı çıkmaktan, tartışmaları kazanmaktan daha büyük
Sağlığın varsa, sevdiklerin yanındaysa ve huzurla uyuyabiliyorsan aslında zenginsin
Çünkü geri gelmeyen tek şey zaman
1 Temmuz itibarıyla köprü ve otoyollara zam geldi.
Otoyol ve köprü ücretlerine gelen zamlar şöyle:
- Yavuz Sultan Selim Köprüsü: 59 TL'den 110 TL’ye,
- Osmangazi Köprüsü: 995 TL'den 1.170 TL’ye,
- Çanakkale Köprüsü: 995 TL'den 1.170 TL’ye yükseldi.
Bir söylediği diğerini tutmayan, dün karaladığını bugün göklere çıkaran, durmadan fikir değiştiren, halkı balık hafızalı sanan; tutarsız ve ilkesiz siyasetçiden kimseye hayır gelmez.
ABD ve İsrail’in başlattığı savaşa katılmayı reddeden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Türk bayraklı paylaşım yaptı:
“Türk Twitter topluluğuna selamlar…”
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor !!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes "diktatör devrildi" dedi. Alkışladı. Bazıları uluslararası hukuka aykırı dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı: Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro gitti. O hat kesildi.
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes "nükleer tehdit bitti" dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları Uluslararası hukuka aykırıdır dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı: İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Savaş başladı. O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri. Çin.
Tesadüf mü?
Hayır.
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net: Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu. Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi. Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu. Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu. Sonuç: Soğuk Savaş.
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor. Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır. Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Dışarıdan almak zorunda.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor. Devasa güçlü. Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor. Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var. Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var. Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan.
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan? İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz. Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedariğinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi. Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı. Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
-Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
-Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
-İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi. İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır? Silahları ve doları. İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu. O istikrar bombalandı.