Bu otel İNCELENECEK Mİ❓️
Tarkan, Marmaris'te sahne alacakmış
Ve otelin şartları
En az 2 gece oda-kahvaltı konaklama şartı
2 gece konaklama ve Tarkan konseri paket 500 bin TL
Odaların neredeyse tamamı dolmuş.
Katılanlar açıklansa, eminim Devletten vergi kaçırıyorlardır..
Stratejik Görevler hariç
Görev bittiği gün, ayrıcalık da bitmeli.
Bakanların, milletvekillerinin, bürokratların, yüksek yargı organları üyelerinin, emekli orgenerallerin ve diğer kamu görevlilerinin…
Devletteki görevi sona erdiğinde, makamın sağladığı ayrıcalıklar da sona ermelidir.
Makam aracı…
Özel şoför…
Devlete ait yakıt…
Tahsisli konut…
Sürekli koruma…
Ve kamu bütçesinden karşılanan sınırsız imkânlar…
Bunların hiçbiri ömür boyu ayrıcalığa dönüşmemelidir.
Çünkü devlet makamı, kişiye ömür boyu verilmiş bir imtiyaz değildir.
Milletin emaneti olan makam, görev süresince vardır. Görev bitince emanet sahibine, yani millete dönülür.
Vatandaş hastanede sıra beklerken, kamu görevlisine ayrıcalıklı sağlık hizmeti sunuluyorsa…
Vatandaş kendi cebinden diş tedavisi için para öderken, kamu bütçesinden lüks sağlık hizmetleri karşılanıyorsa…
Burada artık mesele makam değil, adalet meselesidir.
Benim söylediğim çok basit:
Görev varsa makam imkânı olabilir.
Görev bittiyse, ayrıcalık da bitmeli.
Devletin itibarı, yöneticisine kaç yıl ayrıcalık sağladığıyla değil; vatandaşına ne kadar adil davrandığıyla ölçülür.
Çünkü devlet, seçkinlerin değil, milletin devletidir.
Doç. Dr. Elif Gezgin'in vize isyanı:
"İngiltere’den bir hoca Türkiye’ye elini kolunu sallayarak girerken, bizim akademisyenimiz davet edildiği üniversiteye gitmek için vize kuyruklarında sürünüyor.
Sadece bir yıllık vizeye başvurmak için 16.500 lira ödedim.
Üstelik bu ücrete randevu ve evrak yükleme masrafları bile dahil değil.
Zaten başvuru diye bir şey yok, langır langır geliyorlar ülkemize.
Vatandaşın yurt dışına çıkışı bürokrasi ve harçlarla zorlaştırılırken, karşı tarafın sıfır engelle içeri girmesi adil mi?
Ya artık biz de rahatça girelim ya da onlar da başvuruyla girebilsinler."
Şu anda ana muhalefet diye bildiğimiz türün de nesli tükendi.
İkiye bölündü; ikisinin de ne yaptığı, ne işe yaradığı, neyi temsil ettiği giderek daha az anlaşılıyor.
Bir yerde iyi de oldu. Çünkü Türkiye’ye katkılarından çok verdikleri zararlarla gündeme geliyorlar.
Son olarak, Cumhurbaşkanı adayı olan ve çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklu yargılanan bir belediye başkanının eşinin, Türkiye’nin en pahalı tatil bölgelerinden birinde tatil yaparken görüntülenmesi tartışılıyor.
Mesele, ortaya çıkan tablonun hem maddi hem manevi açıdan düşündürdükleridir.
Sıradan bir Türk ailesini düşünelim.
Ailenin reisi tutuklansa, üstelik çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kalsa, o evde yalnızca hukuki bir sarsıntı yaşanmaz. Ailede adeta yas havası oluşur; herkes birbirine kenetlenir. Bir yandan da “Bundan sonra nasıl geçineceğiz, hayatımızı nasıl sürdüreceğiz?” telaşı başlar.
Burada ise kamuoyunun gördüğü bambaşka bir tablo:
Eş tutuklu, suçlamaların merkezinde çok büyük miktarlarda para ve kamu kaynakları var;
fakat ailenin hayat standardı sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Bu görüntü insanın aklına iki soru getiriyor:
Birincisi, böylesine ağır yolsuzluk suçlamaları ve uzun bir tutukluluk sürecinin ortasında, kamuoyuna yansıyan bu kaygısızlık ve mutluluk tablosu nasıl açıklanmalıdır?
İkincisi ve devletin cevaplaması gereken asıl soru:
Bu ekonomik rahatlığın kaynağı nedir?
Aile yapısının ve aile dayanışmasının özellikle vurgulandığı bir dönemde, böylesine ağır bir süreçte sergilenen bu hayat tarzının manevi tarafını da konuşmak gerekir.
Ama maddi tarafı konuşmakla yetinmemek, araştırmak gerekir.
Çünkü ortada yalnızca bir tutukluluk değil; kamu kaynaklarının kullanımı ve çok büyük miktarlarda para üzerinden yürüyen ciddi bir yargılama var.
Gerçi onlara göre 1483’te fethedilen İstanbul’da deniz olduğundan da haberleri yoktur belki.
Kimin denize girdiğini tartışmak kolay.
Asıl mesele, o hayatın hangi kaynaklarla hiç değişmeden devam edebildiğidir.
Onu da magazin sayfalarının değil, devletin ilgili kurumlarının araştırmasını beklemek herhâlde vatandaşın hakkıdır.
🛑Hilmi Tuna Kuriş neden yasa dışı yollarla yurt dışına kaçmaya çalıştı?
➡️Alihan Kuriş, 2016'da Süleymancılar cemaatinin lideri olduktan sonra çok sayıda yasa dışı işe kalkıştı.
➡️Fakat 2020'den sonra başta Aydınlık olmak üzere eski cemaat üyeleri ve kamuoyu, Kuriş'in suçlarını anlatmaya başladı.
➡️Bu tarihten itibaren Alihan Kuriş, cemaat üzerindeki resmi kayıtlarını ortadan kaldırdı.
➡️2020'den sonra kendi tabiriyle yalnızca "kanaat önderi" olmuştu. Hiçbir şirkette ve STK'da resmi kaydı kalmamıştı.
➡️Öyle ki GSM hattını bile kapatmıştı. (Gerçekte ise başkasının hattını kullanıyordu)
➡️İşte burada Hilmi Tuna Kuriş devreye girdi.
➡️Hilmi Tuna Kuriş, resmi ve gayri resmi para trafiğini yönetmede Alihan Kuriş'in eli kolu oldu.
➡️Hatta Alihan Kuriş operasyondan kurtulmak için Almanya'ya yerleşecek, Türkiye'deki işleri de Hilmi Tuna Kuriş'e bırakacaktı.
➡️Bütün planlar, işlerin Hilmi'ye devredilmesi üzerine yapılmıştı.
➡️Ama özellikle son 6 yılda Hilmi Tuna Kuriş de çok sayıda kirli işe karıştığı için süreç onun açısından da kötü ilerledi.
➡️Son olarak Alihan Kuriş'in yakalanması tüm planlarını bozdu.
➡️Hilmi Tuna Kuriş de ne yapacağını bilemedi ve cemaat içindeki bağlantılarını kullanarak kaçmaya çalıştı.
➡️İdris Naim Şahin adına kayıtlı araçla yakalanmadan Marmaris'e geleceğini ve oradan da yurt dışına gidebileceğini düşündü.
➡️Ama Türk Devleti bu oyuna izin vermedi!
➡️Hilmi Tuna Kuriş ve Fahri Candemir, "Alihan Kuriş Suç Örgütünün" iki kara kutusudur.
Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü Kaan Arslan Süleymancılar hakkında konuştu:
"81 ilde kesintisiz örgütlüler. Eksik bir yer yok. Ilçe ilçe, köy köy örgütlenmişler.
Yurt dışında 157 ülkede örgütlüler.
Süleymancılar Amerika'daki ilk kuruluşunu 1980’de kuruyor
Almanya'da 1970’lerden beri örgütlüler.
Avusturya'da 1970’lerin başından beri örgütlüler.
Hollanda'da 1970’lerin ortasında kuruyorlar.
İngiltere'deki ilk camilerini 1978-1979 gibi açıyorlar.
Sovyetler yıkıldıktan sonra Kazakistan’da merkez olmak üzere Asya'da yapılanmaya başlıyorlar.
Sovyetlerin yıkılmasından kaynaklı bir boşluk oluşuyor ve onu fırsata çeviriyorlar.
1993’te ilk kez Kazakistan'da bir yapılanma kuruyorlar ve bütün Asya'da örgütlüler."
Ankara’da başıboş bırakılan köpek tarafından kovalanan 15 yaşındaki Berat Y., son anlarında yoğun bir korku ve panik içinde yere düşerek hayatını kaybetti.
TCK’nın 85. maddesi (bilinçli taksirle ölüme sebebiyet) ve 177. maddesi (gözetimi altındaki hayvanı tehlike yaratacak şekilde serbest bırakmak) kapsamında yargılanması gereken köpek sahibi, adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış.
Bir çocuğun can güvenliğini bu kadar ucuza mal eden bu karar, kamuoyunda adalet duygusunu zedeliyor.
Sayın Adalet Bakanımız, bu dosyayı yakından takip etmenizi ve gerekli yasal sürecin titizlikle işletilmesini talep ediyoruz.
@abakingurlek@adalet_bakanlik@AnkaraValiligi
Ankara Yenimahalle OSB’de amcasının yanında çalışmaya gelmişti. 15 yaşındaki Berat Yücel evladımız, Alman kurdu bir köpeğin üstüne saldırısından kaçmaya çalışırken fenalaşarak hayatını kaybetti. HAYATINI KAYBETTİ!
Faili serbest bırakıldı.
@AnkaraValiligi@yenimahallebld@adalet_bakanlik@abakingurlek