#salı
BİM A101 Niye bu marketlerde Raftaki Etiket fiyatı Kasada alınan Etiket fiyatı farklı oluyor? Bunun adı Hırsızlık.!
BİM İndirim diyor 30lu Yumurtayı 74TL ye satıyor, birgün sonra 139TL.!
Bunlar mı yüzde 1 ile mal satıyor?
@abakingurlek@omerbolatTR@ibrahimyumakli
Provokatöre bakın. Kadına soruyor: "Erken seçim olursa kim kazanır?" Kadın da güzelce, mantıklı bir şekilde konuşmaya başlıyor. Kadına verecek cevabı olmayınca, "Cumhurbaşkanı kadınlara sürtük dedi." diyor, "Hain dedi." diyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan kimlere "sürtük" demişti peki? Gezi terör eylemleri sırasında camiye girip ortalığı yakıp yıkan, hatta camiye pisleyenleri kastederek o sözleri söylemişti.
"Hain" dedikleri de FETÖ'cülerdi.
Peki bu oğlan, elinde mikrofonla sokakları daha ne kadar provoke edecek? Neden izin veriliyor?
Konuşan kardeşime helal olsun. Mikrofonu monte etmiş resmen.
@TC_icisleri@mustafaciftcitr@abakingurlek@iletisim@dmmiletisim
🚨 Takipçilerden gelen mesaj..
Migros'ta 3 kiloluk Yoğurt 5 gün arayla 2 zam.. önce 142 liraya sonra 192 liraya çıkarmışlar..
Ve ne hikmetse aynı zam 5 markette de oluyor, bunların daha önce old gibi whatsap grubu olabilir mi sizce..🤔
Her şey palavra!
Netanyahu hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinin tutuklama kararı var.
Ancak Netanyahu Amerika'ya uçarken;
Yunanistan, İtalya ve Fransa hava sahasından geçti.
ABD'ye yaklaşırken de Kanada hava sahasına girdi.
Oysa bu ülkelerin tamamı Uluslararası Ceza Mahkemesine taraf olan ülkeler.
Yani hava sahalarından geçen Netanyahu'nun uçağını indirmeleri gerekiyordu!
Söz konusu İsrail olunca, her şey hikaye...
Ayasofya, 86 yıllık hicranın ardından yeniden asli hüviyetine 6 yıl önce bugün kavuştu…
Bu kutlu mabet, inşallah ebediyete kadar semalarımızı ezan sesleriyle süslemeye devam edecek…
Ayasofya’nın dirilişi mübarek olsun…
MİGROS’a MAHKEMEDEN 4️⃣. KEZ TOKAT GİBİ KARAR!
Daha önce bozuk ürün sattığı için 3 gün süreyle kapattığımız Migros’un mahkemeye yaptığı itirazlar 3 defa reddedilmişti.
Geçen hafta küflenmiş ve bozulmuş ürün sattığı için bu kez 7️⃣ GÜN süreyle kapattığımız Migros’un mahkemeye yaptığı itiraz yeniden reddedildi.
Migros’a tavsiyemiz, bizi mahkemeye vermek yerine son kullanma tarihi geçmiş, bozuk ve küflenmiş ürünleri satmayı terk edin.
Halkımızın sağlığı kırmızı çizgimiz. Denetimlerimizi aralıksız sürdüreceğiz.
#Şahinbey #Gaziantep
#perşembe
Yaptırdığımız halk anketinde Marketler için para cezasının tekrar MİLLET'e Zamlarla Geri döndüğünün
Kanaatindeler. Ki DOĞRU...
Halk'ın yüzde 95'ine yakını Kapama Hapis ve Ruhsat iptali cezasının aynı Anda gelmesi gereklidir, demekte.!
Gereğinin yapılmasını arz ederiz.!
@RTErdogan@oktay_saral@abakingurlek
Bak bak şunlara bak… Hareketlere bak…
20 metrekarelik bir odada çay kahve eşliğinde 7 milyar TL topladılar.
Şimdi her gün, bıkmadan usanmadan aynı soruyu AHBAP’a soracağım:
7 milyar TL nerede?
Şeffaf ve belgeli bir açıklama yapılana kadar bu sorunun peşini bırakmayacağım.
Son günlerde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin üzerinden alevlenen ve müfredattan "Kurtuluş Savaşı" ibaresinin çıkarıldığı iddialarıyla büyüyen tartışma, ne yazık ki tarihi gerçeklerden kopuk, çarpıtılmış bir zeminde ilerliyor.
Bir gazeteci olarak meselenin özüne ve kavramların tarihi yolculuğuna baktığımızda, ortada bir "silme" veya "unutturma" değil, aksine tarihi aslına döndürme çabası olduğunu görüyoruz.
Bugün birçok kişinin geleneksel ve değişmez sandığı "Kurtuluş Savaşı" ifadesi, aslında Türkiye'nin kuruluş yıllarındaki ders kitaplarında veya resmi kurumlarda 1960 yılına kadar hiç yer almamıştır.
Bu destansı süreç, bizzat o dönemi yaşayanlar ve o destanı yazanlar tarafından her zaman "Milli Mücadele" veya "İstiklal Harbi" olarak anılmıştır.
Hatta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat kaleme aldığı Nutuk’un ilk baskılarında ve meclis konuşmalarında "Kurtuluş Savaşı" ifadesi geçmez; Atatürk bu varoluş savaşını "Milli Mücadele" kavramıyla tanımlar.
Peki, "Kurtuluş Savaşı" ifadesi ne zaman bu denli yaygınlaştı?
Bu kavram, 1960'lardaki askeri darbeler sonrasında Türk Dil Kurumu'nun (TDK) dilde sadeleşme çalışmaları kapsamında literatüre sokulmuş ve zamanla ders kitaplarına yerleştirilmiştir.
Yani bugün "kaldırılıyor" diye kıyamet koparılan kavram, aslında sonradan üretilmiş ve 1960 sonrasında yaygınlaştırılmış bir ifadedir.
Bakanlığın yeni Maarif modeli ve söylemleri analiz edildiğinde hedeflenen şey tarihi olayları kendi döneminin ruhunu, anlam dünyasını ve orijinal kavramlarını kullanarak yeni nesillere aktarmaktır.
Bakanlık, Atatürk'ün kendi eseri Nutuk'ta kullandığı, dönemin resmi belgelerinde yer alan orijinal terminolojiye (Milli Mücadele) geri dönerek tarihsel bir hassasiyet sergiliyor.
Bu tercih doğrudur, dönemin ruhunu, fedakarlığını ve millet olma şuurunu yansıtır. "Milli Mücadele" demek; o günün şartlarına ve vatan uğruna verilen mücadelenin kendi tarihi bağlamına sadık kalmaktır.
Sonuç olarak; Bakan Yusuf Tekin'e yönelik başlatılan bu linç kampanyası, maalesef tarihi belgelerden ve kavramların evriminden bihaber bir çarpıtmanın ürünüdür.
Tarihi olayları, siyasi kutuplaşmaların malzemesi yapmak yerine belgelerin ve gerçeklerin ışığında okumak, her şeyden önce bu büyük mücadeleyi veren ecdadımıza karşı en büyük sorumluluktur.
📌 Bulgar yazar Sophia Proneikos,
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde en etkileyici bulduğu anları paylaştı:
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar,
çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
@Pergament_F
HELAL OLSUN DEVLETE…
ACIMAYIN BU KARTELLERE…
AYNI UYGULAMAYI ETTE VE ÜÇ HARFLİLERDE DE BEKLİYORUZ…
Beyaz et karteline operasyon: Kayyum atanan 13 şirketin gizli yazışmaları raporlarda! https://t.co/HwXIQEuOTL
CHP'nin yıllardır diline doladığı "128 milyar dolar" yalanına AYM "iftira" dedi
Uzun lafın kısası Berat Albayrak haklı bulundu.
CHP'liler utanın diyeceğim de sizde utanacak yüz yok.
Bu arada hırsız görmek istiyorsanız, İBB'nin 540 milyarını çalan Ekrem'e bakın...
Mağusa Limanı’ndaki güzel sesin kulağımızda, acın hâlâ yüreğimizde.
Terör örgütü tarafından bir karne günü çok sevdiği öğrencilerinden koparılan Şehit Şenay Aybüke Yalçın öğretmenimizi ve tüm şehitlerimizi hayırla ve rahmetle yâd ediyorum.
Kabri nur, mekânı cennet olsun.🇹🇷
Rams Park’taki orkestra, taraftara duyguyu resmen iliklerine kadar hissettirdi. Müziğin, tribünlerin ve şampiyonluk coşkusunun birleştiği o anlar ortaya eşsiz bir atmosfer çıkardı. Bu fikri kim düşündüyse gerçekten Nobel’i hak ediyor.