Rezil bir şehir. Bir avuç adam keyfine göre takılıyor. Koltuklar yumuşacık, karınlar tok. Yumuşak koltuklardan birini bir şekilde kaptıysanız sorun yok. Kapamadıysanız geçmiş olsun.
Ertuğrul Özkök’ün anlattığından ve videodan da bağımsız olarak “ülkede diktatörlük olsa bunu diyemezsin” kadar klişe ve saçma bir argüman çok azdır. Bunun neden saçma olduğunu soracak adama da açıklama yapmaya gerek yok zaten.
Ülkede diktatörlük olsa, sen bu konuşmayı yapmaya cesaret dahi edemezsin Ertuğrul Özkök…
Yıkılan bir şey varsa o da sizin hükümranlığınız…
Bu arada bu konuşmayı yapanın yaşının 79 olması ayrı bir bohem:)
İstanbul Üniversitesi’ndeki e-diploma ve e-yemin meselesi gündem olmuş yine. Bir süredir devam eden bir uygulama. Zamanında sırf bunun için evet sırf Islak imzalı diploma almak için İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nde dava açmıştım. İlgili yönetmelik maddesini iptal etmedi,
Ancak talep halinde islak imzalı diploma verilmesi gerektiğine hükmetti. Bence herkes talep etmeli. Sırf bu keyfi kararın uygulanmasının önüne geçmek için.
İstanbul Üniversitesi’ndeki e-diploma ve e-yemin meselesi gündem olmuş yine. Bir süredir devam eden bir uygulama. Zamanında sırf bunun için evet sırf Islak imzalı diploma almak için İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nde dava açmıştım. İlgili yönetmelik maddesini iptal etmedi,
Türkiye Barolar Birliğinin bu dönem seçilen yeni yönetimine bence önemli bir görev düşüyor. Bu konuya sadece bir reklam yasağı bağlamında yaklaşamayız. Artık tadının kaçtığı, meslek etik kurallarının ihlal edildiği bir noktaya gelmiş durumdayız. Mutlaka ve acil olarak, tıpkı yargıçlarda olduğu gibi, Sosyal Medya Kullanımında Etik Kurallar çalışması yapılmalı. Üzgünüm ama bu mesleği korumak istiyorsak bazı şeylere avukatlarla değil, avukatlara rağmen yapmak zorundayız.
@emrahztrk5 Maalesef ilk derece mahkemeleri bu durumda beraat vekâlet ücretini vermiyor. “Uygulamada bu şekilde” diyorlar. Müvekkiliniz şayet beraat kararını bir an önce kesinleştirmek isterse süreci uzatmamak adına ikilemde kalıyorsunuz.
İstanbul'dan taşraya taşınmak bende türlü travmalar yarattı.
İstanbul'daki çevremin Türkiye ortalamasının çok üzerinde olduğunu anadoluya göçünce anladım benim hatam o oldu.
Önceki hafta yapay zekadan sanattan uzaydan edebiyattan sohbet ederken bir anda kemerine anahtarlık takan insanlarla bir arada oluyorsun ve çok bi sohbet konuları da yok. Yani ayak uydururum sandım. Çünkü zannediyorsun ki "Burada da çiftçilikten meyveden mahsulden hayvandan konuşulur biz de bunları öğreniriz yeni bilgiler ediniriz halkı geliştirir bizi"
Ama hiç öyle olmuyor. O kadar faydasız ve birbirini tekrar eden dedikodular konuşuyorlar ki ayak uyduramadım. Benim oğlum şurdan arsa aldı passata biniyor falan muhabbetler bunun ötesinde değil. Her gün dinlersiniz. Heeer gün aynı sohbet.
İnsana sohbet lazımmış gençler. Bana lazımmış. Kaliteli sohbet gerekliymiş. Önemsememişim. Kimseyi bulamıyorsunuz. Evde parfüm falan yapıyorum yağlıboya tablo falan yapıyorum... Ama dışarda sosyalleşme imkanım yok.
Bu yüzden Twitter benim için ekmek gibi su gibi bişey haline geldi siz olmasanız konuşacak kimse yok. Hepinize çok teşekkürler kahrımı çekiyorsunuz. Kusura bakmayın. İyi ki varsınız.
Bizatihi ilişkinin sağlıklı ve huzurlu olmasını istemeden ziyade Pinterest görsellerindeki gibi olduğunu gösterip çevreden "maşallah" övgülerini toplama arzusunun bir yansıması gibi.
Pinterestten görsel bulup nişanlandim temalı twit atanlarin (şaka yapiyorum gülelim falan diye yaptim da deseler) psikolojik rahatsızlığı olduğunu düşünüyorum :/ ve bunu düşünen tek kişi olmadığıma eminim
Gerçekten kibar bir şekilde konuşan, ılımlı bir hayvansever var mı acaba ya? Sokak köpeklerini hemen yandaki boş tarlada değil de sitenin otoparkında beslemek kadar aptalca bir hareketi hakaretler savura savura savunmak nedir. Saldırdıklarında taş attılar diye çocuklara kızmak vs