açık iletişim aptallığıyla gencecik insanları zehirliyorlar böyle bir iletişim biçimi ne romantik ilişkiler bağlamında ne de diplomatik dil olarak dünyanın hiçbir yerinde yok kullanılmıyor artık son örneği ahmet davutoğluydu o da esad düşmeyince bıraktı 2014de
Kişi, tanıdığı ve bildiği (can yakan bile olsa) bir bağın yokluğuyla yüzleşmektense, o zehirli bağı sürdürmeyi veya zihinde canlı tutmayı zihinsel olarak daha güvenli bulabilir. Çünkü tamamen kopmak, bilinmeyen bir yalnızlık denizine açılmak gibi korkutucu hissettirir dedi.
gittikçe içime kapanıyor, daha sessiz ve daha ciddi birine dönüşüyorum, içimde her geçen gün biraz daha derinlere gömülüyor kendime biraz daha yaklaşırken dünyadan biraz daha uzaklaşıyorum, ve biliyorum ki bir gün bu derinlik beni yok edecek..
Fromm’un bakış açısından ise; ‘İnsan korktuğu için tanıdık olan alıştığı acıya sığınır,’ öğrendiği şey ne ise o olur. Ve insan sadece korktuğu için değil, acı çekmek, onun bu dünyada bıraktığı en gerçek, acının varoluşsal gerçekliğinin içindeki o cehennemden çıkmak istemez.
Dostoyevski, insanın her şeye en korkunç koşullara bile alışabilme yeteneğini hem bir lütuf hem de bir lanet olarak görürdü. Ölü Evinden Anılar’da Sibirya’daki kürek mahkumiyetini anlatırken şöyle yazar:
bir zamanlar her seye ragmen koparamadigim baglar, günün birinde ne
yaparsam yapayim kurtulamadigim zehirli
sarmasiklara dönüstügünde daha iyi
anladim. bazen kaybetmek cok sey kazandirir
erkekler güzelliğine, götüne, memene, ayak numarana, amının rengine, neşene, enerjine, geçmişine, eğitimine, sohbetine, mutfak ve yatak odası becerilerine, babanın zengin olmasına da bakıyorlar ama dönüp bir aynaya bakmıyorlar