yirmili yaşların ortasında birçok insan içten içe yas tutuyor aslında. çocukluğunun gidişine, eski heyecanlarının kaybına ve hayal kurabilen tarafının sessizliğine.
And one day you wake up and you're 23 or 25,or 27 and suddenly everything feels like it's moving too fast. You miss something can't you quite name. Not a person, not a place, just a feeling. The feeling of being young, when everything was new and the smallest moments felt big. Late night talks with friends, walking home in the dark laughing about nothing, summers that felt like forever. You just want that again - to feel alive in the little things, to slow down, to be here, really here, before it all becomes another memory.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hayal kırıklığını şöyle betimlemesi çok hoşuma gidiyor "hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti."
Sadece sen öldükten sonraki gün değil, sen üzgünken, acı çekerken, ıstıraptan kıvranırken de hayat böyle. “Dünya sana yol vermeyecek” demişti ya Cüceloğlu. Tam böyle. Dünya senin gözyaşının hatırına dönmeyi, gülmeyi durdurmayacak. İnadına yaşa o yüzden.