Ne önemi var ki 3 günlük dünyada ırkımızın. Aynı topraktan geldik, aynı toprağa gideceğiz. Tüm insanları Allah'u Teala yarattı.
''Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü.'' mayasının olduğu bu topraklarda bu millet ne ara böyle ırkçı oldu. Hem de ırkçılık uğruna zalimin yanında,
SECCADEN KUMLARDI - NAAT
Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı.
Mescit mümin, minber mümin..
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere "amin"!
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı.
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!
Kapına gelenler ya MUHAMMED,
- Uzaktan, yakından -
Mümin döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
MUHAMMED ümmetiydi.
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler..
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi..
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey RESUL,
Nerde kaldın ey NEBİ?
Günler, ne günlerdi, ya MUHAMMED;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı..
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı!
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetin gözbebeği,
Göklerin RESULÜYDÜN..
Elçi geldin, elçiler gönderdin.
Ruhunu ALLAH’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, ya MUHAMMED?
Yeryüzünde, riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor..
Diller, sayfalar, satırlar
"Ebu Leheb öldü"diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey NEBİ,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kabe’ne siyahlar
Yakışmamıştı, ya MUHAMMED,
Bugünkü kadar!
Haset gururla savaşta;
Gurur, Kaf Dağı'nda derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği.
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif’tir, kimi Hayber’dir.
Fethedemedik ya MUHAMMED,
Senelerdir.
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi..
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi.
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar;
Semave’yi boşaltıp
Save’yi dolduranlar.
Atını hendeklerden-bir atlayışla-
Aşırdı aşıranlar.
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı.
Yere dökülmeyecekti, ey NEBİ,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi.
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Şu kuytu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva-ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür,
Güvercin mi kumru mu?
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?
Ey Abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, halâ,
Çöller ses verir:
"Yaleyl! " susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta MUHAMMED, yanında Ebubekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebubekir’de nur, Osman’da nurlar.
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar.
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehit olurlar.
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh.. kanatlıydı.
Konsun-yine-pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Ya MUHAMMED, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına!
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itri, bestelesin Tekbir’ini;
Evliya okusun Kur’an’lar!
Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osman’lar!
Ya Rasulullah!
Sana layık ümmet olamadık!..
Ümmetinin mazlumlarına sahip çıkamadık!..
Bizi affedip ümmetin olarak kabul eder misin?
Senin davanı yayıp zalimlere dur dememiz için bize medet eder misin?
Ya Rabbi! Habibinin mevlidi hürmetine bugün zalimlerin zulümlerini durdur.
SECCADEN KUMLARDI - NAAT
Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı.
Mescit mümin, minber mümin..
Taşardı kubbelerden Tekbir,
Dolardı kubbelere "amin"!
Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı.
Geceler ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!
Kapına gelenler ya MUHAMMED,
- Uzaktan, yakından -
Mümin döndüler kapından!
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
MUHAMMED ümmetiydi.
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler..
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi..
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey RESUL,
Nerde kaldın ey NEBİ?
Günler, ne günlerdi, ya MUHAMMED;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı..
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı!
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetin gözbebeği,
Göklerin RESULÜYDÜN..
Elçi geldin, elçiler gönderdin.
Ruhunu ALLAH’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, ya MUHAMMED?
Yeryüzünde, riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor..
Diller, sayfalar, satırlar
"Ebu Leheb öldü"diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey NEBİ,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kabe’ne siyahlar
Yakışmamıştı, ya MUHAMMED,
Bugünkü kadar!
Haset gururla savaşta;
Gurur, Kaf Dağı'nda derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği.
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Taif’tir, kimi Hayber’dir.
Fethedemedik ya MUHAMMED,
Senelerdir.
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi..
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi.
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar;
Semave’yi boşaltıp
Save’yi dolduranlar.
Atını hendeklerden-bir atlayışla-
Aşırdı aşıranlar.
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı.
Yere dökülmeyecekti, ey NEBİ,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi.
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!
Şu kuytu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva-ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür,
Güvercin mi kumru mu?
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?
Ey Abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, halâ,
Çöller ses verir:
"Yaleyl! " susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de, bir hac günü,
Başta MUHAMMED, yanında Ebubekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebubekir’de nur, Osman’da nurlar.
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar.
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehit olurlar.
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh.. kanatlıydı.
Konsun-yine-pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Aminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Ya MUHAMMED, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına!
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itri, bestelesin Tekbir’ini;
Evliya okusun Kur’an’lar!
Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osman’lar!
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır." (Müslim, Zikr 39.)
ÜZÜCÜ!
Bu eğitimi açıp başvuruları alırken fark ettiğim ve üzüldüğüm bir şeyi söylemek istiyorum.
-Hanımlardan çok talep var bu çok sevindirici ve güzel. Ümmetin hanımları ilim öğrenmek, çocuklarını doğru yetiştirmek ve çevrelerine faydalı olmak istiyorlar. Ne kadar güzel.-
Ama beyler? Yoklar! Çoğunun maalesef bir bahanesi var. Ve ilme karşı iştiyakları yok. O kadar üzüyor ki beni bu durum.
Önce kendisinden, sonra ailesinden, sonra bir çok alanda yönetimde ve lider konumda olan, yön veren, sorumlu olan erkeklerden çok az başvuru var maalesef.
Bir kısmının iş güç bahanesi var. Ne zamana kadar dünya için çalışacaksın?
Tüm bahaneleri ortadan kaldırmaya yönelik bir sistem geliştirme gayretine girdik.
Hiç bir ücret talep etmiyoruz.
Online, dilediğin yerden izle, dinle diyoruz.
Kaydediliyor, dilediğin zaman, dilediğin kadar izle, dinle diyoruz.
Hadi kendinin bahanesi var.
Çocuklarını yönlendir. Hani 14-18 yaş arası gençler nerede. Ailelere soruyorum niye çocuklarınızı kaydetmiyorsunuz.
Okul okurken katılabilsinler diye yaptık bu sistemi. Hani neredeler, neredesiniz?
Ne zaman bu Dünya'nın geçici olduğunu, ahiretin asıl ve sonsuz olduğunu anlayacaksın. Ne zaman dünyanın renklerine yüz çevirip yönünü ahirete çevireceksin?
Hiç mi üzmüyor seni ailene, hanımına, kardeşine, çocuğuna ilim anlatamamak? Niye ayağına gelen bu sisteme girip öğrenmiyorsun?
Uzunmuş!.. 7 yıl.
Kaç yıl okul okudun?
Kaç yıldır çalışıyorsun Dünya için?
Bırak bahaneleri. Ömrünü ilme harcaman gerekirken 7 yılın neresi çok. Sonsuz ahiretten çok mu?
Etraf iki cümleyi bir araya getiremeyen beylerle dolu. Artık hanımlar kocalarına , çocuklar babalarına ilim öğretir, ibadet telkin eder olmuş. Bu hiç mi zoruna gitmiyor? Hiç mi pişman olmuyorsun öğrenmediğine?
Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz?
Ya yapamazsan da dene! Ahirette denedim en azından de! O halkaya bir kere gir!
Büyükler buyurmuşlar:
"İlim meclisinde oturan bir kimse cennet bahçesinde oturuyorum dese yalan söylemiş olmaz."
Ne duruyorsun? Cennet bahçesi önüne gelmiş. Yüz çevirmek yerine niye girmiyorsun oraya. Bi adımını at en azından. Tamamlamak bizim elimizle olan bir şey değil ki.
Biz çabalarız tevfik Allah'tan. Bir adım at!
Ahkam kesmeyi biliyorsunuz sağda solda. Kadınlar, gençler hakkında konuşmayı biliyorsunuz.
Ama kendinize gelince! Ah ah!...
Öğrenip yaşamak, örnek olmak fırsatı var burada. Gel işte gel neyi bekliyorsun?
En büyük nimet ilim, en büyük amel ilim öğrenmek!
Ebû Hüreyre radıyallahu anh 'den rivayet editdiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bir cemaat Allah'ın evlerinden bir evde toplanır, Allah'ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler etraflarını kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında anar." (Müslim, Zikr 38.)
Bak bak bu müjdelerden niye mahrum kalıyorsun?
Adım at!
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır." (Müslim, Zikr 39.)
Çık yola! Hadi! Gel ve kayıt ol!
@bedirmedrese
İbni Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah'ın kendisine Kur’ân verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah'ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O'nun yolunda harcayan kimse."
Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, Müslim, Müsafirîn 266- 268.
Gel ve gıpta edilen ol!
Selamun aleyküm,
Merhaba,
Şimdi sorduğunuz tüm soruları açıklıkla, detaylı bir şekilde cevap verir nitelikte, hem kendimizi hem eğitimimizi hem kurumumuzu hem işleyişi ve dersleri anlatan detaylı açıklama yapacağız. Lütfen hepsini büyük bir dikkatle okuyunuz.
Bedir Eğitim Kurumları yeni kurulmuş bir kurumdur. Herhangi bir kurum veya kuruluşla bir bağlantımız yoktur. Açıklanan online sistem yeni kurulmuş olup ilk eğitim dönemine 23 Eylül 2024'te başlayacaktır. 1 Ekim 2024 tarihine kadar olan başvurular kabul edilecek daha sonra bu sene için başvurular kapatılacaktır. Seneye yeni eğitim dönemine kadar açılmayacaktır.
NOT: İnternet sitemiz tadilatta olup kısa sürede bitmiş olacaktır. Dileyenler oradan başvuru yapabilecektir. Formdaki bilgiler yeterli görülmüş ve yoğunluk olduğundan dolayı mülakat kaldırılmıştır.
Biz Kimiz?
Bedir eğitim kurumlarının kurucusu Molla Bedir'dir. @mollabedirt 31 yaşındadır. Meşhur biri değil şöhretten kaçan birisidir. Kendisi doğu usulü diye bilinen klasik medrese usulünde 10 yıl kapsamlı eğitim almıştır. Bunun yanında birçok farklı alanda eğitimler almış ve araştırmalar yapmıştır aynı zamanda ticaretle uğraşmaktadır. Hali hazırda eğitimler almaya devam etmekte akademisyen olma yolunda ilerlemekte olup ömür boyu talebe olduğunu söylemiştir.
Köklü bir medresede eğitim almış değerli bir ses ile de icazetnamesi bulunmaktadır.
İtikat olarak Ehli Sünnet vel Cemaatiz. Ashab-ı Kiram Efendilerimizin yolundan gitmeye çalışıyoruz. Tüm ashabı Kiram başımızın tacıdır.
Vahabiler, mealciler, tekfirciler hadis inkarcıları ve tasavvuf düşmanlarından da uzağız. Ehli Sünnet alimlerimizin eserlerini okumaya özen gösteriyoruz.
Kurum olarak bir bağlılığımız olmasa da hocamız ve ekibimiz nakşibendi tarikatına mensuptur. Israrlı soranlar için nakşibendi menzil koluna intisaplıyız.
Ancak dediğimiz gibi sanal medresemizin bir bağı yoktur, kaldı ki biz tarikat dersi vermiyoruz, ilimle meşgul oluyoruz. Ehli Sünnet olan, dileyen herkes eğitimlerimize katılabilir.
Seydamızın (Hocamızın) Seyda'sının (Hocasının) "Artık anlat, ders ver, online ders ver." demesiyle, büyüklerin duasıyla bu yola baş koymuş, Allah için ilme Ümmeti Muhammed'e hizmet gayesi ile yola çıkmış bir avuç insanız.
Eğitim sistemimiz bilgi, tecrübe, araştırma ve müşahede sonucu yeni oluşturulmuş bir sistemdir.
Eğitim sistemi ile ilgili bilgilerin bir kısmı görsellerde sunum şeklinde verilmiştir. Daha fazla ve açık şekilde tüm dataylar şimdi paylaşılacaktır.
Eğitimimiz klasik medrese usulüne göre 7 yıl sürecektir. Çok kapsamlı bir eğitim olduğu için bu süre ancak yeterli olmaktadır.
Eğitimi tamamlayan kişiler kur'an-ı Kerim'i hadis-i şerifleri ve asıl olan klasik eserleri arapçasından okuyup doğru bir şekilde anlayabilecektir. Zaten bir kısmı derslerde okunacaktır.
7 yıl eğitimden sonra ilimde daha derinleşmek isteyenler için ihtisas eğitimi açılacaktır.
Sistemimizde hafızlık eğitimi yoktur.
Eğitimimize katılmak isteyenlerin kur'an-ı Kerim'i okumayı bilmeleri gerekmektedir. Bilmeyenler bu sene öğrenip seneye eğitimimize katılabilirler. Veya hızlı bir şekilde iyi bir gayretle 1 Ekim'e kadar öğrenip katılabilirler.
Eğitimimizi tamamlayanlara bir diploma veya icazet vermiyoruz. Ancak 7 yılı başa ile tamamlayan öğrencilerimize sertifika verilecektir.
İcazet ciddi bir konu olduğundan dolayı kişinin yaşantısının ahlakının ilim ile olan bağının ve dersleri nasıl anlattığını bilinmesi gerektiğinden dolayı online eğitim ile icazet sözü veremiyoruz. Şayet daha sonra yatılı medresemiz olup başarıyla tamamlayanlar burada birkaç yıl staj yaparlarsa o zaman icazet söz konusu olabilir.
Eğitimimiz tamamen ücretsizdir. Ancak ders kitaplarını kendiniz almanız gerekmektedir. Bu da belirli bir miktar bütçe gerektirir.
Kitap almakta güçlük yaşayan kişilere kitap temin etmek isteyen olursa onları kitap alımı için iletebiliriz kişisel olarak talebenin kitaplarını temin edebilirsiniz biz bağış kabul etmiyoruz.
...