“Hiç ummadığı yerden rızıklandırırız” Ayeti stres yönetimi üzerine okuduğum bir kitap vesilesiyle zihnimde çok güzel bir yere oturdu. Kitapta, hayattaki fırsatların çoğunun, umulmadık bir zamanda ve hiç beklenmedik şekilde karşımıza çıktığından bahsediyor
aleyhisselâmın öğretmenliğine hayranım. dikkat çekeceksin, eğer elinle gösterebileceğin, somutlaştırabileceğin bi şeyse, öyle yapacaksın. bir şeyi bir şeye benzeteceksin ki, karşı tarafta bi karşılığı olsun; zihninde onu hayal edip iyice kendini ikna etsin.
kur’an okuyanı portakala benzetmesi de; subhanallahi ve bi hamdihi diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa bile affedileceğini söylemesi de; Allah’ın mülkünü anlatırken, herkes toplansa ve Allah’tan istese, Allah da herkesin istediğini verse, iğne denize daldırılıp çıkarıldığında iğnenin ucunda kalan kadar Allah’ın mülkünden eksilir, demesi de hep bundan.
takvâ buradadır deyip göğsünü işaret etmiş. üç kere. dönüyorsun, dolaşıyorsun, kalbine geliyorsun. “kalbini tırmalayan şey kötülük, kalbini yatıştıran şey iyiliktir” demesi de bundan. birbiriyle bağlantı kurduğunda, hadislere uzaktan değil, kendinden bi şeymiş gibi baktığında göğsünde olan o huzur; insana biricikmiş gibi hissettiriyor. biricik ama herkes gibi aynı zamanda. Allah katında biricik, insanlar nezdinde herkes gibi. herkes senin gibi telaşlanma. Allah katında biriciksin; unutma.
son yıllarda yaşım (26), mesleğim (psikolog) ve çevrem (etrafımdakilerin çoğundan büyüğüm) sebebiyle kendimi hep mentorluk yaparken buluyorum. dengemi bozuyor bu durum.
ben derviş olmak, talebe olmak istiyorum. yol göstersin yolu yürümüşler. akıl versin birileri. ihtiyacım var 🥲
şimdi kulağımda çalan can bonomo-güneş şarkısında “sen korkma yeniden doğar güneş” derken de bu ayete ışık tutuyor bilmeden.
yol kenarındaki çimleri sulayan fıskiyenin renk cümbüşü, minik gökkuşağı şovu da bu ayetin delillerinden.
az evvel daha önce görmediğim türde bir böcek gördüm. burda, şehrin ortasında ne işi var diye düşündüm. sonra mevsimseldir, bu dönemde ürüyorlardır belki diye geçirdim içimden.
sonra dün çiçek açmamış bir ağacın çiçeklendiğini gördüm.
anladım; O her an yaratma halindedir🪲🌺✨
Bize düşen tek şey var aslında: zihnen, ruhen ve bedenen doğru yerde durmaya çalışmak. Hayatın irademize bakan yönü bundan ibaret gibi. Bunun dışındaki hiçbir şeyi yönetebilme, yönlendirebilme ihtimalimiz yok.
"Cesaret" kelimesi, Arapçada "köprü kurmak, geçit yapmak, üzerinden geçmek" anlamına gelen (c-s-r / cisr) kökünden gelir. Bir duruma karşı cesaret göstermek veya cesur olmak, sanıldığının aksine hiç korkmamak veya aklı devreden çıkarmak demek değildir. Etimolojik olarak; insanın bizzat duyduğu o korkunun ve belirsizliğin üzerine kendi elleriyle bir "köprü kurması" ve o korkuyu ayaklarının altına alıp, doğrudan üzerine basarak karşıya geçmesidir. Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkunun bizzat üstüne basılarak aşılan o onurlu köprüdür.
bu da özgüveni doğuruyor. ne yapabileceğini bilirsen; aşağılık komplekslerine girmene, kaygılanmana, yetersiz hissetmene gerek kalmıyor. izzetli olduğun kadar aciz olduğunu, potansiyelin olduğu kadar limitlerinin de olduğunu biliyorsun. özgüvensiz bir durum kalmıyor yani :)
inanç, bilinmeyenin zihin tarafından tamamlanmasıdır. bilmediğini bilen yegane canlı da insan olduğundan inanmak insana has kılınmış oluyor. Yaratıcı gizli olanı da biliyor. melek, hayvan ya da diğer mahlukat bilmediğini bilmiyor.
kendi bilgimize değil O’na güvenmek. kendi sınırımızı, haddimizi, kim olduğumuzu, neyi bilip neyi bilemeyeceğimizi bilmek. beceri ve yetkinliklerimizin farkında olmak. ve Hakk’ın hududunu aşmamak. kul olduğunu yani kendini bilen Rabbini de biliyor çünkü.
"Af" kelimesinin eski dildeki en çarpıcı kök anlamlarından biri "rüzgârın esip çöldeki ayak izlerini silmesi"dir. Birini gerçekten affetmek, o kişinin hatasını yok saymak değil; içimizde çiğneyip geçtiği o ağır ayak izlerinin zamanın rüzgârıyla silinip gitmesine izin vermektir.
kafelerin sokağa taşan masalarında insanları seyretmeyi özledim. botanik bahçede açan rengarenk bahar çiçeklerini özledim. sohbetlerimizi ve sarılmalarımızı özledim 🫂 içimin kıpır kıpır oluşunu ve yazı deli gibi özledim ☀️❤️🔥
kışın hem yeni döndüğüm hem de almanyanın kışı soğuk ve sert geçtiği için henüz özlememiştim. ama nisan itibariyle havalar güzelleşti ve münsteri özledim. insanlarını ayrı yaz aktivitelerini ayrı özledim.
bisiklet sürmeyi dehşet özledim. acaba bisikletim hbf bisiklet otoparkında duruyor mu hala?? kahvemi alıp aasee kenarında kitap okumayı, yürüyüş eşliğinde podcast ya da müzik dinlemeyi, mini piknikler yapmayı özledim. dondurma ya da frozen yogurt yemeyi özledim.