Üçüncü kitabım el-iksir ile karşınızdayım. Habis Kıssa ve İsimsiz Kitap gibi onu da bizzat ciltledim ve kitap haline getirdim. Hatta bu sefer mücellitliğin de ötesine taşarak ciltçi tezgahlarını yapabilmek adına marangozluğa ve kitabın başkahramanı sayfaların dışına taşabilsin diye de damıtıcılığa göz kırptım. Diğerleri gibi yalnızca 666 kopyayı hedefliyor ve sipariş geldikçe ciltliyorum. Bir kopyayı bitirmem şişesiyle birlikte on günü buluyor. Yapım sürecini içeren video film hacmini buldu ama yapacak bir şey yok sabrı sebatı olmayana göre değil zaten yazdıklarım da…
En temizi hazır şansı varken en kallavisinden bir mareşal kostümü diktirmek ve omzuna sik sok rütbeler, göğsüne antin kuntin madalyalar iliştirdikten sonra; "ölene kadar ben!" oyunu oynamak... Gerçi öylesinin de sonu pek belli olmuyor ama yakışır haspama.
İki yıldır bu işle yatıp kalkıyoruz. Kehanetler yazıp çizdik ve eski yöntemlerle baskılarını aldık. Üzerine o kadar düştük ki ciğerimizi söndürüp sağlığımızdan olduk. Bir süre dinlenesim var ama duramayacak kafam biliyorum. Kırk tilki kafamda birbirini kovalıyor daha şimdiden ve en önemlisi evi bu sefer kesin bitirmem lazım. Velhasıl iki senedir kafanızı gravür baskı diye şişirmemin esas sebebi buydu ve bitti. Büyük kitap 66 kopya, küçük kitap 666 kopya; alınız, aldırınız. Evin bitmesi gerek :)
Gönderinin yorum ve alıntılarında biraz fazla ileri gittiğinizde niyetliyken göte su kaçırmanın orucu bozmadığına dair detaylı açıklamalara bile ulaşabiliyorsunuz. Boşuna dememişler; kolaylık dini…
Bu arada nümismatik işi çok keyifli ve güzel bir uğraş olmakla beraber aşırı zor bir alan. Çünkü bu Hadrianus’un buradaki gibi sadece Tanrıça Diana figürlü en az dört farklı darbı var. Ok tutan, mızraklı, geyikli vs. vs. Her konsül oluşunun şerefine veya edindiği her ünvanı duyurmak için para basıyor. Bu bir yandan onun şanın şöhretini yayma yolu tabi. Keşke memlekette rafine zevkler yaşamaya fırsat ve imkan bulsak da böyle işler kovalasak sadece…
M.S 125-128 arası basılmış İmparator Hadrianus dinarı. 3 gramın biraz üzerindedir ağırlığı. Gümüş olması ve pek ender bulunmayan bir para olması yüzünden yurtdışındaki müzayedelerde 100 dolar civarında edinilebilir. O döneme ait paralarda bu tip aşınma çok görülür. Bu da paranın çok dolaştığı anlamına gelir. Dinar halkın parasıdır. Alışveriş onunla yapılır, askerin maaşı bununla ödenir. İmparatorluğun en cafcaflı dönemi olduğu için çok el değiştirmiştir ve bu kıymetini ona biçilenden daha fazla yapar bence.
Ya açık konuşayım, devletin himayesine güvenip güvenmemek bir kenara bir şey onun kurumlarınca sergileniyorsa benim gözümde değeri sıfırlanıyor. Hatta kirletilmiş, iğfal edilmiş gibi görünmeye başlıyor bana. Ben kör göze parmak karşı ve düşmanım… ne yazık ki ancak böyle tahammül edebiliyorum ülke farketmeksizin vatandaşlığa. Siz sigorta primlerinizi aksatmayın, verginizi ödeyin ve makul birer vatandaş olun elbette ama ben böyleyim.
Şu tweeti İsviçre'de atsa Kültürel Varlıkların Uluslararası Transferine İlişkin Federal Yasa gereği kendini hakim karşısında bulur.Eritme ibaresi nedeniyle de o çok övdüğü koleksiyonerler tarafından aşağılanarak yok edilirdi. Ama Türkiye'de atıyor ve biz de "mal" deyip geçiyoruz.
Bu arada defineci değilim. Romanlarda kullandığım öğelerin gerçeğe yakın olması için özellikle geç antik çağa dair gereğinden fazla bilgiye sahibim. Paralar, gemicilik, örgü ile dokuma teknikleri ve hatta cerrahi alet edevata kadar gerçek hayatta işime yaramayacak tonlarca bilgi ve detayla dolu kafamın içi.
Bu solidus minimum 4.3 gr. gelir. Ayrıca II. Nikeforos Fokas devrinde basılmış yani Bizans sikkelerinin en yüksek saflık derecesi olduğu bir dönemin parası. Her türlü 22 ayarın üstündedir. Yani eritse ve satsa 25 bin liradan fazla ederdi. Fotoğraf kötü çekildiği için detaylar anlaşılmıyor ama en azından iyi ortalanarak darbedilmiş bu sikkenin kondisyonu da fena değil, İsviçre’de falan bir müzayedede ise en az 100 bini görebilirdi.
Etik insanları gelip yargı dağıtmaya başlamış yine. Ulan müze depolarında buharlaşan eserlerden, kalıntılardan hiç mi haberiniz yok sizin. Kendi tarihi mirasına ağırlığı kadar değer biçmeyen devletin bir koleksiyonerden daha mı iyi muhafaza edecek kültür varlığını?
@MehmetA53310639 Kürtlerle 80 lere kadar barış içinde yaşamak mı ? sizin taifenin gerçekle hiçbir alakası olmadığı gibi hakikati sindirecek bir havsalanız da yok.
Gözde’nin videosu buralara kadar gelmiş. Çoğu kişi “Karadeniz hep milliyetçi muhafazakardı” diye karşı çıkmış burada söylenenlere. Ahalinin yakın tarihten haberi olmadığı gibi yüz yıl önceden de haberi yok. Bugün homojen sandığımız Karadeniz, 19. yüzyılda çok daha parçalı ve çok katmanlıydı. Bu dönüşüm, sadece doğal bir değişim değil; savaşlar, zorunlu göçler ve kırılmalarla şekillendi. Bazı bölgelerde azınlıklar neredeyse yarı yarıyaydı. Hatta bazı bölgelerde azınlıklardan yöneticiler bile çıktı. Yorgi Kostantinidi Paşa 1885-1904 yılları arasında Giresun, Mardiros Şirinyan 1913-1914 yılları arasında
Ordu belediye başkanıydı. 1878 yılında Fatsa belediyesi kurulur ve ilk belediye başkanı Kirkor Ağa’dır, tam iki farklı dönem yönetir kasabayı. Şu videonun altında milliyetçi muhafazakar pozu kesenler aslında Rum ve Ermeni ahaliden boşalan yere konmuş çoğu yerli bile olmayan başka devrin muhacir nesilleri aslında. Evvela Türk kimliğine, yetmeyince ümmet edebiyatına sarılarak gasp ve çöreklenme üzerine kurulu kazanımlarını hak gibi göstermek mecburiyetindeler.
Beni rahatsız edip etmemesi önemli değil, o kadar önemsemiyorum şahsi hislerimi. Sonucunun bu ülkeye etkisini anlamaya çalışıyorum. Ama sizin ekseninizden bakınca ironik ilerliyor hikaye. Rum ve Ermeniyi gönderince Kürt ve Arap kaldı bir tek elinizde. Keyifli bir varolma metodu sunmuyor olmalı bu size.
@iamroquentin@Mert217172 Tamam yani anlaşamadığımız konu ne? Ben ulus devletin kuruluşunun kaçınılmaz olduğunu düşünerek kendi mücadelelerini verdiler ve neticesinde kıyımla sürüldüler diyorum siz ise buna ek olarak, hak ettiler diyorsunuz sadece. Yanlış mı anlıyorum?
@Mert217172 Osmanlı’nın yıkılıp içinden bir Türk ulus devleti çıkacağını öngören herhangi bir azınlığın yapacağı şeylerdi ihanet dediğiniz şeyler. Neticesinde de kıyımla sürüldüler. Haklı haksız bağlamında değerlendirmiyorum tarihi, olanları söylüyorum.
@sembusek_ Rum ve Ermenilerin bölgeden sürülmesiyle boşalan alanı doldurma yarışında en çok muhafazakarlaşanların hep en kazançlı çıkması Karadeniz’in kültürel kodlarını oluşturan temel dinamikti.