Trump, Meloni’nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için yalvardığını söyledi.
Meloni, beş dakika geçmeden Trump’a rest çekti. “Ben ve İtalya, kimseye yalvarmayız” dedi.
Aynı Trump, Erdoğan’la ilgili “ne istersem yapıyor” diye defalarca beyanat verdi.
Resmi kurumları bırak, kimliksiz troller bile görmezden geliyor.
😱"ed-Devletü't-Türkiyye"😱
🔴Mardin'e Kürdistan Demeden Önce Bir Tarih Kitabını Açmak Gerekir.
Bugün bazı siyasetçiler Mardin ve çevresini "Kürdistan toprağı" olarak tanımlıyor.
Peki tarihe dönüp basit bir soru soralım:
Yavuz Sultan Selim bölgeye gelmeden önce Mardin hangi devletin idaresindeydi?
Tarihî kayıtlara baktığımızda Mardin'in son 1000 yıllık tarihinde sırasıyla:
Selçuklu etkisi (Türk)
Artuklu (Türk)
Karakoyunlu (Türkmen)
Akkoyunlu (Türkmen)
Memlük (kaynaklarda "Devletü't-Türkiyye")
Safevî (Türkçe şiir yazan Şah İsmail)
Osmanlı (Türk)
Daha da ilginç olanı, Memlük tarihçileri bu devleti eserlerinde sık sık "ed-Devletü't-Türkiyye" yani "Türk Devleti" olarak anmışlardır.
Mardin, Urfa, Ayıntab ve çevresi uzun yıllar boyunca Kahire merkezli bu devletin sınırları içerisinde,
Yani resmi kayıtlarda "Türkiye Devleti" olarak geçen Memlüklülerin parçasıydı.
Yani bugün "Kürdistan toprağı" denilen bölge, Yavuz Sultan Selim'den önce de bağımsız bir Kürt devletinin değil, dönemin kaynaklarında "Türk Devleti" olarak anılan Memlük Devleti'nin parçasıydı.
Dahası, Mardin'in Memlük hâkimiyetinde olduğu dönemde resmî yazışma dili Arapçaydı, askerî elitin önemli bölümü Türk kökenliydi ve devlet kaynaklarında kullanılan siyasal kimlik "Devletü't-Türkiyye" idi.
Bu nedenle tarihî kayıtlar bize şunu gösteriyor:
Mardin'in geçmişinde Memlükler vardır, Artuklular vardır, Akkoyunlular vardır, Osmanlılar vardır.
Fakat uzun süre boyunca Mardin'i yöneten ve uluslararası kaynaklarda tanınan bağımsız bir "Kürdistan Devleti" bulunmamaktadır.
Bu nedenle tarihî tartışma yapılacaksa sloganlarla değil, dönemin belgeleriyle yapılmalıdır.
Önce şu soruya cevap verilmelidir:
Mardin'in bağlı olduğu devletler Türktü ve onlardan biri olan Memlüklüler kendisine ne diyordu?
Kaynakların verdiği cevap açıktır:
"ed-Devletü't-Türkiyye."
Son günlerde medyada Hantavirüs ile ilgili ciddi bir panik havası oluşturuluyor. Öncelikle şunu net söyleyelim; Hantavirüs yeni ortaya çıkmış bir virüs değil. Uzun yıllardır bilinen, ana taşıyıcısı kemirgenler olan bir zoonoz. Yani olayın merkezinde fareler var.
Virüs özellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla bulaşıyor. Fare yoğunluğunun arttığı bölgelerde risk de artıyor. Dünyanın birçok yerinde özellikle büyük şehirlerde kemirgen popülasyonlarının kontrolden çıkması artık ciddi bir halk sağlığı problemi olarak görülüyor.
Ama burada kimsenin konuşmak istemediği başka bir gerçek var.
Doğa boşluk kabul etmez. Kediler giderse fareler gelir.
Bir ekosistemin en önemli denge unsurlarından birini yok ederseniz, başka bir problem büyüyerek geri döner.
Yüzyıllardır, hatta binlerce yıldır insanların farelerle mücadelesindeki en doğal kontrol mekanizması kediler oldu. Bu sadece romantik bir “hayvan sevgisi” hikayesi değil, aynı zamanda şehir biyolojisi ve halk sağlığı meselesi.
Bugün Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde geceleri kaldırımlarda görülen dev fareler artık kimseyi şaşırtmıyor. Paris’te, Londra’da, New York’ta insanlar kemirgen istilasını normalleştirmiş durumda. Çünkü şehirlerden kediler çekildi ama fareler çekilmedi.
Bizim coğrafyamız ise yüzyıllardır başka bir kültürün içinden geldi.
Mahalle kedileri… Liman kedileri… Cami avlusunda yaşayan kediler… Depoları, sokakları, mahalleleri koruyan kediler…
Yani bu ülkenin sessiz ama gerçek muhafızları.
Şimdi düşünün… Bir tarafta sokaklarında farelerin cirit attığı ama tek bir kedi göremediğiniz “gelişmiş” şehirler… Diğer tarafta ise yüzyıllardır kedilerle birlikte yaşamayı bilen bir toplum…
Bazıları hala çıkıp kedileri toplatalım, sokaklardan silelim, yok edelim diyebiliyor. Sonra da farelerden yayılan hastalıklar konuşulunca panik başlıyor.
Kediler bugün bu ülkenin problemi değil. Hiçbir zaman da olmadı. Tam tersine bu ülkenin doğal savunma hattı onlar.
Veba döneminde de bunu gördük. Bugün Hantavirüs konuşulurken de aynı gerçeği görüyoruz.
Hantavirüsten Avrupa korksun. Farelerin şehirleri ele geçirdiği ülkeler korksun. Bir tek kedi göremeyip kanalizasyonlardan kemirgen taşan şehirler korksun.
Türkiye’nin hala sokaklarında yaşayan milyonlarca kedisi var. Ve insanlar farkında olmasa da bu kediler sadece vicdanın değil, ekolojik dengenin de parçası.
Yüzlerce yıl önce olduğu gibi bugün de bu coğrafyanın evcil muhafızları kedilerdir.
Bunu kimse ama hiç kimse unutmasın.
Dr. Tarkan Özçetin
İkizköylüler “acele kamulaştırma kararı” geri çekilsin diye Anayasa Mahkemesi önünde toplanmış.
Bu manzarayı “Cumhuriyeti Böyle Kazandık” pankartlı fotoğrafa çok benzettim.
Buradaki pankarta “Cumhuriyeti Böyle Kaybettik” yazılsa, haksız sayılmazlar.
Bu kadar para hırsı, bu derece doyumsuzluk, bu çeşit açlık, ne gördüm ne duydum…
Muhalefet değil; artık sadece hayret ediyorum.
Reklamlda Shaquille O'Neal'ı köylerde Shaq Shaq Shaq diye damat halayı oynatmayı biliyorsunuz ama biz salondan; mutfağa, yatak odasına geçince bırak interneti Telefon çekmiyor. Nasıl olacak bu iş sayın @Turkcell ailesi? #shaq#türkcell#millitakım#Türkiye#bizimçocuklar
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz: ne demişti: "Biz Türk Partisi Değiliz."
Bu kadar açık beyanı anlamamak için salAk olmamız lazım zaten😀
Dr Turhan Çömez'i dinleyince çok iyi anladık. Lütfen Dr Turhan Çömez'i dinleyip paylaşalım.
Devletimize İhanet Projesi olan BOP'u yani Büyük Ortadoğu Projesi'ni birde Dr. Turhan Çömez'den dinleyelim ve NEDEN Mansur Yavaş'ın 2027'de yapılacak seçimde,
Zafer Partisi, İyi Parti ve CHP'nin ortak aday olarak gösterilip, Başkan seçtirilmesi gerektiğini öğrenelim(1)
@ComezTurhan