Terörün sona ermesi, silahların susması, can kayıplarının son bulması ve toplumsal barışın güçlenmesi hepimizin ortak arzusudur. Barışın tesis edilmesini sağlayacak geçici ve özel bir hukuk çerçevesine ilke olarak karşı değilim. Ancak kalıcı barış, hukuku askıya almaktan kaçınarak, hukuk devletini herkes için güçlendirerek kurulabilir.
Bu nedenle çerçeve yasanın amacı kadar içeriği ve uygulanma yöntemi de önemlidir. Kimlerin hangi nesnel şartlarla düzenlemeden yararlanacağı, ceza ve soruşturma ertelemelerinin süresi, siyasi hakların ne zaman ve nasıl iade edileceği açıkça belirlenmelidir. Bu alan yürütmenin veya idari bir kurulun sınırsız takdirine bırakılamaz. Bağımsız yargı denetimi, TBMM gözetimi, eşit uygulama, şeffaflık ve toplumun rızası güvence altına alınmalıdır.
Bununla birlikte Türkiye’nin adalet sorunu, bu sürecin teknik sınırlarından çok daha geniştir. Ekrem İmamoğlu, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Deniz Göktaş, Oğuzhan Uğur, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Sinem Dedetaş, Selahattin Demirtaş, Nasuh Mahruki ve daha nice insan özgürlüğünden yoksun bırakılmışken; seçilmişlerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, bürokratların ve sanatçıların tutuklulukları ya da mahkumiyetleri hukuk devleti, ölçülülük ve adil yargılanma bakımından ağır itirazlara konu olurken, yalnızca belirli bir süreç için istisnai bir hukuk alanı açılması milletin adalet duygusunu onarmaz. Aksine, hukukun kişiye, kimliğe ve dönemin siyasi ihtiyaçlarına göre uygulandığı düşüncesini güçlendirir.
Elbette bu dosyaların tamamı aynı nitelikte değildir ve bunları silah bırakma süreciyle aynılaştırmıyoruz. Fakat suçtan uzaklaşanlara hukuki bir yol açılırken demokratik siyaset, düşünce, ifade ve basın alanında yaşanan adaletsizliklerin görmezden gelinmesini de kabul edemeyiz. AYM’nin Can Atalay hakkında verdiği ihlal kararları ile AİHM’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarının gereği yerine getirilmeden; tutuklamanın peşin cezaya dönüşmesini önleyecek, seçilmişlerin iradesini ve ifade özgürlüğünü koruyacak eş zamanlı adımlar atılmadan toplumsal barış eksik kalacaktır. Geçiş hukuku, seçici hukuk olamaz.
Geçmişte, anayasal sakıncalar açıkça dile getirildiği halde dokunulmazlıkların kaldırılmasına verilen desteğin sonuçlarını hep birlikte gördük. Bir düzenlemenin çoğunluk tarafından zaten geçirileceği düşüncesiyle “Biz oy vermesek de geçecek, öyleyse biz de evet diyelim” demek doğru bir siyasi tutum değildir. Bir oy Meclis aritmetiğini değiştirmeyebilir; fakat tarihe düşülen kaydı, milletle kurulan güveni ve hangi ilkelerin savunulduğunu belirler. Aynı hatayı yeniden üretmemeliyiz.
YENİ Parti’ye düşen sorumluluk, barış umudunu zayıflatmak veya süreci bütünüyle reddetmek değildir. Tam tersine; eksikleri ve yanlışları açıkça söylemek, somut değişiklik önerileri sunmak, bu düzenlemeyi daha geniş bir hukuk ve demokratikleşme iradesiyle tamamlamak, şehit ve gazi ailelerinin, mağdurların ve toplumun bütün kesimlerinin sesini dinlemek ve kayıtsız şartsız bir “evet” yerine ilkeli bir siyasi mücadele yürütmektir.
Destek, ne kuru kuru itiraz ne de sessizlik değildir. Evet oyu da yürütmeye verilmiş bir açık çek olmamalıdır.
Tarihin doğru tarafı, yalnızca çoğunluğun bulunduğu taraf değildir. Tarihin doğru tarafı; barışın, hukukun, eşitliğin, demokrasinin ve millet iradesinin birlikte savunulduğu taraftır. Bizim tutumumuz da terörsüz, adil ve demokratik bir Türkiye’yi birlikte kurmaktan yana olmalıdır.
Ramazan’a diyorum ki: 2020 model Peugeot 508 1.6 PureTech Prime paket mi alayım, yoksa 2012 model BMW 520d Comfort paket mi? Diyor ki: Karaman Ermenek’te 20 dönüm arazi al.
◾️Mısır'a giden İngiliz aktivist, polislere Gazze'ye yürümelerine izin vermeleri için böyle yalvardı:
''Kalbiniz nerede?
Sevgi için, insanlık için, İslam için İslam halkının yanında durun.
Kadınlar ölmekte olan bebeklerini beslemeye çalışıyor ama göğüsleri boş...
Bunun nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz?
Size yalvarıyorum, Gazze'ye yürümemize izin verin''
@caremiiii@mabelmatiz Melek , Zeynep , Hüsnü arkan ve mabel ve Cem hepsi aynı tarikat ve sen bunların müridisin ne oldu bizim güzelim sanatçılarımıza ne oldu Semincenk, Lvbelc5 , Ati, killa hakana ne oldu da dinlemez oldun
Kırklareli Belediyesi Hayvan Barınağı hakkında ciddi bir şikayetimi iletmek istiyorum.
Önceki belediye döneminde barınağa teslim ettiğim hasta ve yaralı hayvanlar tedavi edilip geri gönderiliyordu.
Devamı yorumlarda- #Hayvan#kedi
Bu ülkede “fakir çocuk” annesi çöp toplamaya gidince yanarak öldü, “ayrıcalıklı çocuk” yangın tedbirsiz otelde öldü, “Türk çocuk” önünüze katıp çatışmaya götürdüğünüz için öldü, “Kürt çocuk” zırhlı araç çarptığı için öldü, “işçi çocuk” okulu bırakıp fabrikada kolunu kaptırıp öldü, “Suriyeli mülteci çocuk” kaçak çalıştığı yerde asansöre sıkışıp öldü, “üniversiteli çocuk” sokakta dövdürdüğünüz için öldü, “tarikata verdiğiniz çocuk” üstüne kapı kitlendiği için yanarak, dayanamayıp intihar ederek öldü, “mezun çocuk” iş bulamadığından öldü, “aşiret çocuğu” koca köy organize olup öldürdüğü için öldü, “mendil satan çocuk” tecavüz edilip öldü, “yeni doğmuş çocuk” hastane çetelerinin elinde, “kaykay yapan çocuk”, “harçlığını çıkarmak için çalışan çocuk” sokak güvenliği olmadığı için, “sitede oturan çocuk” kolonu kesilmiş bina yüzünden “sporcu çocuk” inşaatı denetlenmemiş otel yüzünden öldü. Siz hangi çocuğu koruyup kollayabiliyorsunuz da ne yüzle çocuk istiyorsunuz?
Filistin için Taksime yürüme çağrısından sonra metroların kapanacağı açıklandı.
Hem Taksim yasağını delecek, hem de iktidarın Filistin konusundaki samimiyetsizliğini göstermiş olacak.
Disk misk uyusun hala amk. Ben Özgür Che’lik e güvenirim artık.
https://t.co/7JcM6FTElB
2 Yaşındaki Minik Kızın “Duman - Kufi” Performansı
Henüz 2 yaşında olan minik bir kız çocuğunun, Duman grubunun sevilen şarkısı “Kufi”yi ezbere söylemesi viral oldu.
Artık anayasa, kanun, yargı diye bir şey yok. İktidar bir şeye suç diyor ve o şey anında suç oluyor. Bugün boykot yapmak, yarın kot pantolon giymek, ertesi gün nefes almak suç olabilir. Distopik monarşi.