Siz Reisinize gözyaşları dökerken bakın BM'de neler oldu?
📌AB, Hindistan, Brezilya, Avustralya, Kanada, Kenya ve Barbados, "Partners for Multilateralism" girişimini başlattılar.
Amaç: BM sistemini reforme etmek, uluslararası hukuku güçlendirmek, çok taraflılığı yenilemek ve uluslararası finans mimarisini geliştirmekti.
Türkiye yoktu. Çünkü sizi davet eden olmadı.
📌 Siz her BM Genel Kurulu açılışında içini dolduramadığınız "Dünya beşten büyüktür" sloganını tekrarlarken, Brezilya, Norveç, İspanya, Güney Afrika ve Afrika Birliği Uluslararası Eşitsizlik Paneli girişimini başlattı.
100'den fazla ülkeden 1.500'ü aşkın ekonomist bu girişimi destekliyor. Aralarında Joseph Stiglitz, Thomas Piketty, Daron Acemoğlu, Jayati Gosh ve Mariana Mazzucato gibi isimler var.
Amaç: Dünyadaki ekonomik eşitsizliği azaltacak öneriler geliştirmek, bunun için gerekli mekanizmaların oluşumuna katkı sağlamak.
Türkiye yine yok. Çünkü kimse sizi davet etmedi.
📌Siz Ortadoğu'daki otoriter liderlerle poz verirken, demokratik orta güçler yeni bir ittifak öneriyor: D7.
AB, Kanada, Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Birleşik Krallık.
Türkiye burada da yok. Çünkü Türkiye artık hiç kimsenin gözünde bir demokrasi değil.
📌Hindistan ayrıca "Visegrad 4 + Hindistan" formatını başlattı.
Amaç: Çok taraflılığı güçlendirmek ve Küresel Güney'in kaygılarını uluslararası gündeme taşımak.
Türkiye ne bu tür girişimlere davet ediliyor, ne de buna benzer bir girişime öncülük edebiliyor.
📌 Siz, Türkiye’yi Arap dünyasının otoriter liderleri arasında konumlandırdığınız için, ülkemizi artık hiçbir küresel girişime ortak etmiyorlar.
📌 Tüm bu dışlanmada sorun Türkiye'nin gücünde ve potansiyelinde değil. Türkiye’de hakların ve özgürlüklerin üzerinden buldozerle geçen saray rejiminde ve nasıl bir dış politika çizgisi izlendiğindedir.
📌 Türkiye'de adaleti yerle bir ederken, BM kürsüsünden dünyaya adalet dersi vermek de, Trump'la kurulan şahsi ilişkilere yaslanarak günü kurtarmak da bugün için kolay görünüyor.
📌 Dünya, orta güçlerin kurduğu yeni ortaklıklarla giderek çok taraflı bir yapıya bürünürken Türkiye, bu yeni tasarımda masada değil.
📌 Türkiye, Trump'ın sevdiği otoriter liderlerin masasında bir koltuk sahibi değil; demokratik, bağımsız ve etkili orta güçlerin parçası olma kapasitesine sahip bir ülkedir.
📌 Türkiye, Ortadoğu'da herhangi bir büyük gücün taşeronu değil, kendi iradesiyle hareket ederek bölgesel ve küresel ölçekte barış ve refaha katkı veren bir aktör olmalıdır.
Ya böyle bir şey olabilir mi? Limanı ver, köprüyü ver, madeni ver, hastaneyi ver, elektriği ver, tüpraşı ver, şimdi gümrüğün gelir kapısını da ver! Devletin gümrüğünü bile şirket kapısına çevirmişsiniz!
50 gümrük müdürlüğünde kamunun hizmetleri ve bu hizmetlerden doğan gelirleri tahsil etme yetkisi belli başlı kuruluşlara devredilmiş. Hatta protokollerin bazıları 49 yıllık ve 7’si de süresiz, ne zaman biteceği bile yok.
Ne ihale var, ne fayda maliyet hesabı var. Türkiye Cumhuriyeti devletinin gümrüğinden bahsediyoruz. Bina yaptırıp karşılığında kamu gelirini yıllarca şirketlere devreden adamlar devlet aklıymış da oyun kuruyormuş.
Bu neoliberal kafalar bu liyakatsız bu iş bilmez herşeyi satabileceğini düşünen zihniyet tasfiye edilecek başka yolu yok
Tevfik Göksu’nun yönettiği Esenler Belediyesi’nin Eylül ayı icraatları:
-Yandaş İlim Yayma Cemiyeti’ne maddi yardım yapmak
-Suriye’ye dört çöp toplama aracı alıp bağışlamak
-Gümüşhane’deki AKP’li Tekke Belediyesi’ne makam hizmetlerinde kıllanılması için TOGG tahsis etmek
Lütfen birisi doğru değil desin!
20 Milyar $ lık vurguna anında tepki göstermeyen SPK'nun üyesi Adalet Bakanının eşi çıktı!
Tera Holdingin sahibi Baba-oğul Tezmenler.
Baba Tezmen eski bir bakan!
'Fonlarda spekülasyon var' dendiğinde, SPK başkanı eski bakan Vecdi Gönül’ün oğlu!
18 aydır sevdikleri için mücadele eden, haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı omuz omuza duran ailelerimizin kurduğu Aile Dayanışma Ağı’nın X hesabına erişim engeli getirildi.
Ailelerden neden korkuyorsunuz?
Bir arada durmamızdan, birbirimize güç vermemizden, sesimizin duyulmasından neden bu kadar çekiniyorsunuz?
Biz, sevdiklerinin arkasında dimdik duran anneleriz, babalarız, eşleriz, kardeşleriz. Bizi bir araya getiren ne bir sosyal medya hesabı ne de bir platform. Bizi bir arada tutan; sevgimiz, dayanışmamız ve adalete olan inancımızdır.
Bu nedenle bizi yıldıramayacaksınız. Adalet arayışımızdan vazgeçiremeyeceksiniz.
Hesaplarımızı engelleyebilirsiniz ama dayanışmamızı engelleyemezsiniz. Sesimizi kısmaya çalışabilirsiniz ama adalet talebimizi susturamazsınız. Bir hesabı kapatabilirsiniz ama ailelerin vicdanını, umudunu ve mücadelesini kapatamazsınız.
Çünkü biz biliyoruz: Birlikteyken daha güçlüyüz. Ve adalet yerini bulana kadar birbirimizin yanında durmaya, sesimizi yükseltmeye, mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.
Topraklarımız böyle insafsızlık, böyle zalimlik görmedi!
Aile Dayanışma Ağı hesabını erişime engelleyerek, yeni bir ayıba daha imza atanları kınıyorum!
Gözü yaşlı ailelerin, evlatların, eşlerin, kardeşlerin zindanlardaki sevdikleri için adalet araması dünyanın her yerinde meşrudur!
İBB davası başta olmak üzere, siyasi davalarda tutuklanan yol arkadaşlarımızın aileleri, en insani ve demokratik haklarını kullanarak adaleti savunuyorlar.
Ancak ceberrut iktidar buna dahi tahammül edemiyor.
Yasaktan başka dil, zulümden başka yol bilmeyenler evrensel değerlere de, kültürümüze de yakışmayan bir merhametsizlik ile ailelerin sesini boğmaya çalışıyor.
Ailelerimizin sesi olmaya, adaleti haykırmaya her koşulda devam edeceğiz!
Eğer video olarak görmesem gerçekten şaka zannedeceğim. Zabıta teşkilatının 200. yılı nedeniyle program yapılıyor programdan sonra İBB zabıta ekibi taksim’de karanfil dağıtmak istiyor.
Maalesef ama maalesef tekrar söylüyorum çok Üzüntü verici bir şekilde maalesef polis tarafından engelleniyor. Gerçekten Ülkem adına o kadar üzgünüm o kadar üzgünüm ki böyle bir manzarayı görmüş olmaktan dolayı çok Üzüntü duyuyorum.
@ibbzabita@nuriaslan_tr
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınma gerekçesi konuşma Dökümleri diye hemen sosyal medyada kimilerince suç delili diye niteleyip paylaşılıyor.
Dedik ya bu ülke balyoz Ergenekon kumpası’nı gördü. O zaman yine medyada servis yapanlar vardı şimdi hepsi AKP medyasında yoluna devam ediyor.
Bu arada ne adalet bakanlığı ne içişleri bakanlığı ne emniyet ne adalet sesini çıkarmıyor nedense. Konu muhalefetten olunca hemen en ufak bir paylaşımda soruşturma açılıyor ama konu iktidar tarafı olunca veya iktidar lehine paylaşımlar olunca kimsenin sesi çıkmıyor.
Üsküdar’da sandıktan çıkan iradeyi bir türlü sindiremeyenlerin, yargı eliyle siyaseti dizayn etme acizliğinin yeni bir boyutunu yaşıyoruz.
30 yıl sonra Üsküdar’ı halkçı, sosyal belediyecilikle buluşturan Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’ın evinden gözaltına alındığı anların kendi gazeteci gruplarına servis edilmesi hem kişilik haklarına büyük bir saygısızlık hem de ciddi bir hak ihlalidir.
Üsküdar halkının hakkının, Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’ın yanındayız.
Bir yıldan fazla bir süredir, Silivri zindanında onuruyla direnen, ailesine, sevenlerine yapılan zulme, atılan iftiraya, onca haksızlığa rağmen bir milim eğilmeyen bir adım geri atmayan Rıza Akpolat’a selam olsun!
Aynı yolu omuz omuza yürümekten gurur duyduğum Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat bugün tarihi savunmasında “Halkın tercihlerini kendine istikamet yaparsan o yolda başın öne eğilmez çünkü siyaset halk için, milletin menfaatleri için yapılır” diyerek asıl meselenin ne olduğunu dosta düşmana gösterdi.
Kimsenin şüphesi olmasın biz Genel Başkanımız Özgür Özel öncülüğünde, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu ve mücadeleye adanmış yol arkadaşlarımızın tarihi direnişiyle milletimizin açtığı bu yolu yürüyeceğiz.
Mutlaka kazanacağız.
Hak kazanacak, halkımız kazanacak.
Sinem Dedetaş'ı ben seçtim
Rejim irademi çiğneyerek gözaltına aldı.
Bu faşistliği kabul etmeyeceğim.
Sinem hanımın hizmetlerini filan da konuşmaya gerek yok.
İsterse berbat bir başkan olsun.
Ben seçtim ben indiririm.
Mesele bu.
Elimizden alınan hak bu.
Sinem, İmam vs. değil;
Bu iş yurttaşın temel hak ve haysiyet davası...
TBMM'de görüşülen torba yasanın 26. maddesi bizim için bir KIRMIZI ÇİZGİDİR. "Öğrenci affı" başlığının gölgesinde, Türkiye'nin düşünce dünyasına kelepçe vuran bu maddeyi kabul etmemiz mümkün değildir!
7315 sayılı Kanun'u değiştirilerek üniversitelerde görev yapacak tüm öğretim elemanları güvenlik soruşturmasına tabi tutuluyor. Yani emniyet/istihbarat süzgeci geliyor.
Eleştirinin, sorgulamanın, özgür düşüncenin yeri olması gereken üniversiteyi milli güvenlik ile aynı kefeye koymak, akademiyi bir güvenlik meselesine indirger.
Teklifle genç bir araştırmacının yıllar önce katıldığı bir basın açıklaması, imzaladığı bir bildiri ya da bir sosyal medya paylaşımı, kariyerine daha başlamadan son verilebilir.
Anayasa Mahkemesi 2019'da benzer bir düzenlemeyi, keyfiliğe karşı yeterli güvence içermediği gerekçesiyle İPTAL ETTİ. Aynı mantık şimdi kelime oyunlarıyla yeniden, bu kez üniversitelere taşınıyor.
Bunun bir bedeli de nitelikli bilim insanı göçüdür. Bu madde, gitmekte kararsız binlerce genç beyne "burada size yer yok" demektir.
Bu güvenlik değil, akademiyi itirazsız, sorgusuz, tek tip hale getirme niyetidir. "Güvenlik soruşturması" adı altında üniversiteyi itirazsız hale getirmek isteyenlere izin vermeyeceğiz.
"Hepimizi içeri alsanız da bu milletin yüzü gülmeyecek. Bunlar milletin yüzünü güldürmüyor. Bu ekonomi böyle düzelmiyor. Bize istediğiniz kadar iftira atabilirsiniz, serbest!" diyerek, iktidarın yargı pratiğini ifşa eden Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş, bu sabah gözaltına alındı.
Üstelik bununla da yetinilmedi. Gözaltı görüntüleri servis edilerek, hukuki süreç daha başlamadan kamuoyu önünde bir mahkûmiyet algısı oluşturulmak istendi.
Hukukun amacı gerçeği ortaya çıkarmaktır; kanunsuz emir ile hareket edenler kameralar eşliğinde itibar süikastı yapıyorlar.
Türkiye, ağır bir dönemden geçiyor. Ekonomiyi konuşan, espri yapan, hukuku hatırlatan, seçmenin iradesini savunan herkes yargının konusu yapılıyor.
Kamu vicdanını susturmaya çalışan bir algı düzeni kuruldu.
Oysa gerçeklerin böyle bir dili yoktur. Hayat pahalılığını böyle gözaltılarla ortadan kaldıramazsınız. Adalete duyulan güvensizliği böyle geri getiremezsiniz. Yoksulluğu tüm Belediye Başkanlarımızı içeri alsanız da gizleyemezsiniz.
Çünkü hiçbir yargı işlemi, vatandaşın her sabah uyandığında karşılaştığı ekonomik gerçeği değiştirmiyor.
Bugün Sinem Dedetaş'a yönelen bu süreç, herhangi bir adli işlemin ötesinde, demokratik siyasetin hareket alanını daraltma iradesinin yeni bir halkasıdır. Sandıkta yenemediğini yargı marifetiyle bertaraf etmeye çalışmak, hukuk devletini zayıflatırken milletimizin adalet duygusunu da örseliyor.
Tarihin hiçbir döneminde zulüm ile abad olunduğu görülmemiştir. Bir siyasi kadronun eleştirileri bastırarak sonsuza kadar iktidarda kaldığı duyulmamıştır. Aksine hakikatten uzaklaşan iktidarlar kendi meşruiyet zeminlerini aşındırmışlardır.
Bugün Tek Adam rejiminin ve aparatlarının akıbeti de aynı olacaktır.
Ne yaparsanız yapın, beyhude!
Gerçekleri gözaltına alamaz, vicdanı tutuklayamaz, milletin iradesini ise hiçbir soruşturma dosyasına sığdıramazsınız.
Yönettiniz, tükettiniz ve gidiyorsunuz.
@sdedetas
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’a neden operasyon yapıldı diye merak ediyorsanız;
“Kamuya ait 32 yerin hukuki altyapısı yoktu. Ensar, TÜGVA gibi vakıflar ‘biz buradan asla çıkmayız’ dediler, hala davalıyız.”
Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş’a @sdedetas mı geldi sıra.
Hiç mi utanmanız, hiç mi insafınız yok.
Siz ne biçim insanlarsınız.
Bu kadar işini gücünü bilen başarılı bir bürokratken yıllardan beri kazanamadığınız Üsküdar’ı seçimle kazanan bu tertemiz kadın siyasetçimizi nasıl olup da kendi koltuğunuz için suçlarsınız.
Utanın, utanın yaptıklarınızdan hatta bu kadar kötü amaçlarla hareket eden varlığınızdan utanın.
Bakın bu adam devletin valisi!
Oğlu Gülistan Doku’yu öldürüyor!
Kendisi karısıyla birlikte cesedi yok ettiriyor!
Devletin polisine delilleri kararttırıyor!
Evinden adam aldırtıp, işkence yaptırıyor!
Devletin imkanlarını suç işlemek için seferber ediyor!
Peki bu adam gerçekten devletin valisi mi, yoksa 24 yıldır ülkeyi yöneten zihniyetin valisi mi?
"ERDOĞAN BUNUN BEDELİNİ ÖDEMELİ!"
🟥Özgür Özel'den canlı yayında Erdoğan'a çarpıcı çıkış:
"Ekrem İmamoğlu'nun aday yapılmaması için yapılan her şeyin bedelinin Tayyip Erdoğan ve AKP tarafından ödeniyor olması lazım."
"Tayyip Erdoğan rakibinden korkan, kendi diplomasını ispat edemediği halde rakibinin diplomasını iptal ettiren ve rakibi aday olmasın diye onu hapse attıran birisidir ve bunu göze almıştır. Bunun siyasi bedelini ödemelidir."
"Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin adayına karşı kendinden sonraki Cumhurbaşkanı'na darbe yapmıştır. Kendinden sonraki iktidar partisine darbe yapmıştır. Bir partinin Cumhurbaşkanı adayını, genel başkanını ve kurumsal kimliğini hedef almıştır."