“Gözleri göz değil, acı boncuğu birer çocuk.”
Şükrü Erbaş
Bu sabah işe giderken otobanda arabaların arasında, para toplamaya çalışan sokak çocuklarını gördüm.
Şairin dediği gibi insan olan yerlerim acıdı.
Diyeceksiniz ki: “Eee, onlar hep varlar!”
İşte sorunumuz da bu zaten.
Sokak çocuklarına alıştık.
Kırmızı ışıkta cam silen çocuğa, mendil satana, çöpün kenarında yalınayak dolaşan çocuğa alıştık.
Artık sadece gözümüz görüyor yüreğimize düşmüyor sızısı.
“Biz sokak çocuklarına alıştık.”
Oysa alışılacak şey mi bu?
Sokağın çocuğu mu olur?
Çocuğun sokağı olur.
Arkadaşlarıyla oynadığı, acıkınca evine koştuğu, oynarken düşüp dizini kanattığı,annesine sarıldığı sokak…
Sokağın büyüttüğü bu çocuklar büyüyecek elbet. Eğer talih yüzlerine gülerse; başlarına bir iş gelmeden, bir suça bulaşmadan, hayatta kalmayı başararak büyüyecekler.
Ve diyelim ki talih bir kez daha güldü.
En iyi ihtimal gerçekleşti; varlıklı, güvenli bir hayat süren yetişkinler oldular.
Yine de çocuklukları yakalarını bırakmayacak.
Ayakkabısız, çorapsız, asfalta bulanmış ayakları yaşam boyu peşlerinden gidecek.
Edip Cansever’in de dediği gibi, “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.”