“Geleceği omuzlayanlar” diye boşuna demiyoruz. 🙂
#TeknofestGüneydoğu için SON 4️⃣ GÜN! 🚀
30 Eylül - 04 Ekim'de Şanlıurfa GAP Havalimanı'ndayız.
🎟 Ziyaretçi Kaydı › https://t.co/0c79JNF8Lh
Ruh sağlıkçılarına LGBT atölyesinde eşcinsellik eğitimi veren LGBT misyoneri Türkiye Psikiyatri Derneği’nin X hesabına erişim engeli getirilmişti. TPD yeni bir hesap açtı. Bu yeni hesabının da kapatılmasını rica ederiz @adalet_bakanlik@istanbulCBS
Bugün bir kez daha söylüyorum:
Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören; insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız.
Ne yaparlarsa yapsınlar geri adım atmayacağız.
Dünyanın gürültüsünün bittiği, kalbin ritminin değiştiği yer…
Burada sadece bir mekân değil; milyonlarca duanın, gözyaşının ve teslimiyetin göğe yükselen o tarifsiz enerjisi var.
Zamanın durduğu, ruhun sükûnet bulduğu bu kutlu atmosfer herkese nasip olsun. 🕊️✨
#Mekke#Kabe
Elektronik Kitap
Prof. Dr. Ahmet Kala tarafından kaleme alınan Anadolu Sanayi Devrimi eserinde, Anadolu esnaf ve sanayicilerinin Ahi Evran ile başlayan serüveni iktisadi, sosyal ve kültürel yönleriyle ele alınıyor.
https://t.co/oFpeu6i45Y
Haberi artık yapay zekâ ajanları okuyacak
Dr. Muhammed Ersin TOY
Yapay zekâ medyayı önce içerik üretiminde, ardından haberin dağıtımında değiştirdi. Arama motorlarının kullanıcıyı bağlantılar üzerinden haber kaynağına götürdüğü düzenden, cevabın doğrudan yapay zekâ arayüzünde üretildiği yeni bir sisteme geçiyoruz. Şimdi bunun bir sonraki aşaması başlıyor. Yakın gelecekte gündemi takip eden, haberleri okuyan, kaynakları karşılaştıran ve önemli gelişmeleri seçen ilk kişi doğrudan okur olmayabilir. Bunu onun adına yapay zekâ ajanı yapacak.
Yapay zekâ ajanı, kullanıcı adına kaynaklara erişebilen, bilgi toplayabilen ve belirli görevleri yerine getirebilen bir yapay zekâ sistemi. Haber açısından bunun anlamı oldukça açık. Kullanıcı onlarca haber sitesini dolaşmak yerine ajanına “Bugün benim için önemli olan gelişmeleri anlat” diyebilecek.
Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri ABD merkezli haber kuruluşu Axios’tan geldi.
Axios, Eylül 2026’da Axios Direct adını verdiği yeni haber dağıtım modelini geliştirmeye başladığını açıkladı. İlk aşamada yatırım şirketleri gibi güncel bilgiye doğrudan ekonomik değer biçen kurumsal müşteriler, Axios’un yapılandırılmış haber akışına ücret karşılığında erişecek.
Şirketin planladığı ikinci aşamada kurumların kendi yapay zekâ sistemleri bu haber akışını doğrudan kullanabilecek. Üçüncü ve daha dikkat çekici aşamada ise bireysel abonelerin kişisel yapay zekâ ajanlarının Axios haberlerine erişebilmesi hedefleniyor. Bu son model henüz geliştirme aşamasında ve şirket bunu 2027’de daha ayrıntılı ele almayı planlıyor.
Buradaki değişim yalnız yeni bir abonelik modeli değil. Haberin kim tarafından okunduğu ve gündemin nasıl oluşturulduğu değişiyor.
Bugün bir okur sabah telefonunu açıyor, farklı haber kaynaklarını dolaşıyor ve kendi gündemini oluşturuyor. Yapay zekâ ajanları yaygınlaştığında ise ajan, erişim hakkına sahip olduğu kaynakları okuyacak, aynı gelişmenin farklı anlatımlarını karşılaştıracak, kullanıcının ihtiyaçlarına göre haberleri sıralayacak ve sonucu tek bir gündem halinde sunacak.
Dolayısıyla ajan yalnız haberi okumayacak. Hangi haberin önemli olduğunun ve hangi kaynağın kullanıcıya ulaşacağının belirlenmesinde de etkili olacak.
Medya açısından asıl değişim burada.
Fransız Le Monde da aynı geleceğe hazırlanıyor. Le Monde Teknoloji Direktörü Paul Laleu’nun üzerinde durduğu soru şu: Ücretli bir abone haber sitesine kendisi değil de kendi yapay zekâ ajanıyla gelirse ne olacak?
Le Monde, ajanın gerçekten ücretli bir abone adına hareket ettiğini doğrulayacak ve o kullanıcının abonelik hakkıyla içeriğe erişmesini sağlayacak teknik modeller üzerinde çalışıyor. Böylece gelecekte okur Le Monde’un ana sayfasını hiç açmadan, kendi ajanı aracılığıyla abonelik kapsamındaki haberlere ulaşabilecek.
Bu iki örnek, internet haberciliğinde yeni bir dağıtım düzeninin oluştuğunu gösteriyor.
İnternetin ilk döneminde haber kuruluşu içeriği üretiyor, arama motoru bağlantıyı gösteriyor, okur haber sitesine gidiyordu. Yapay zekâ destekli cevap sistemleriyle kullanıcı giderek cevabı doğrudan platform içinde almaya başladı. Yapay zekâ ajanlarının yaygınlaşmasıyla ise haber kuruluşunun ürettiği doğrulanmış bilgiye doğrudan kullanıcının ajanı erişebilecek.
Burada yalnız dağıtım değil, haberin müşterisi de değişiyor.
Bugüne kadar medya kuruluşlarının müşterileri okurlar, gazeteler, televizyonlar, internet siteleri ve kurumsal abonelerdi. Önümüzdeki dönemde bunların yanına şirketlerin yapay zekâ sistemleri ve bireylerin kişisel ajanları da eklenebilir.
Bugüne kadar dijital medya büyük ölçüde insanın dikkatini ekonomik değere dönüştürdü. Yeni dönemde ise güvenilir bilgiye yapay zekâ sistemlerinin erişimi de ekonomik bir değer taşıyacak.
Bu durum yeni soruları beraberinde getiriyor. Bir yapay zekâ ajanı yüzlerce haberi okuyup kullanıcısına birkaç paragraf halinde sunduğunda hangi kaynakların kullanıldığı nasıl ölçülecek? Kaynağın adı görünür kalacak mı? Haberin kullanımı karşılığında yayıncı ekonomik pay alacak mı? Ücretli bir abonenin erişim hakkı kendi ajanına nasıl aktarılacak?
Daha önemlisi, yüzlerce haber arasından kullanıcının karşısına hangi birkaç haberin çıkacağına kim karar verecek?
Çünkü kişisel ajan yalnız haber okuyan bir araç olmayacak. Aynı zamanda kullanıcının gündemini süzen yeni bir aracıya dönüşebilecek. Bu da medya açısından trafik kaybından daha büyük bir güç değişimine işaret ediyor.
Türkiye açısından da asıl tartışılması gereken alan burası.
Anadolu Ajansı gibi haber ajanslarının tarihsel gücü, doğrulanmış bilgiyi sürekli ve yapılandırılmış bir akış halinde başka kurumlara ulaştırmalarından geliyor. Bugün bu akışın müşterileri gazeteler, televizyonlar, internet siteleri ve kurumlar. Yarın bunların arasına yapay zekâ sistemleri ve kişisel ajanlar da girebilir.
Türkiye’nin bu nedenle yalnız “Yapay zekâ bizim haberlerimizi kullanıyor mu?” sorusunu tartışması yeterli değil.
Asıl soru şu:
Yapay zekâ sistemlerinin kullanabileceği doğrulanmış, güncel, lisanslı ve kaynak kimliği korunan Türkçe haber altyapısını kim kuracak?
İnternet önce bağlantı ekonomisini kurdu. Yapay zekâ ile cevap ekonomisine geçtik. Şimdi bunun arkasından ajan ekonomisi geliyor.
Gelecekte haberi ilk okuyan insan olmayabilir.
Ajan okuyacak, gündemi süzecek; insan sonucunu görecek.
SAYIŞTAY’DAN YÖKAK’A CİDDİ UYARI!
Sayıştay, program akreditasyonunda nihai karar yetkisinin YÖKAK’a ait olduğunu ve bu yetkinin bağımsız akreditasyon kuruluşlarına/derneklere devredilemeyeceğini tespit etti.
Peki yıllardır üniversitelerde yürütülen sistem?
Kalite komisyonları, raporlar, formlar, kanıtlar, bitmeyen toplantılar…
Akademisyenlerin giderek daha fazla yakındığı “kalite bürokrasisi” gerçekten kaliteyi mi artırdı, yoksa kâğıt üzerinde büyüyen yeni bir sistem mi oluşturdu?
Sayıştayın bu tespiti sıradan bir denetim bulgusu olarak görülmemeli.
YÖKAK artık kalite sisteminin kendisini de “kalite kontrolünden” geçirmeli.
Acaba yıllardır kalite konusunda bazı şeyleri yanlış mı yapıyoruz?
@ykalitekurulu@ukocabicak
Yapay zeka çağında Türkiye: Kiralık zekadan bizim zekamıza
Dr. Muhammed Ersin Toy — Medya stratejisti
Türkiye yapay zekayı sevdi ve çok hızlı benimsedi. Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2025’te 16-74 yaş grubunda üretken yapay zeka kullananların oranı yüzde 19,2’ye ulaştı. Bu oran 16-24 yaş grubunda yüzde 39,4’e çıkıyor. Yükseköğretim Kurulunun Türkiye Üniversite Deneyim Araştırması’nda öğrencilerin yüzde 83’ü ödevlerini yaparken yapay zeka araçlarından yararlandığını belirtiyor. Çocuklarda da benzer bir hız var. EU Kids Online Türkiye araştırmasının 10-16 yaş arasındaki 1.330 çocuğu kapsayan ön analizinde, yapay zekayı hiç kullanmayanların oranı yalnız yüzde 10. Çocukların yarısı ödevlerinde yapay zekadan yararlanıyor. Yani yapay zeka yetişkinlerden önce çocukların ve gençlerin gündelik hayatına yerleşiyor.
İş dünyasında kullanım henüz aynı hızda değil. Türkiye’de 10 ve daha fazla çalışanı bulunan işletmelerde herhangi bir yapay zeka teknolojisi kullananların oranı yüzde 7,5. Büyük işletmelerde bu oran yüzde 24,1’e, bilgi ve iletişim sektöründe yüzde 47,1’e yükseliyor. İşletmeler yapay zekayı en fazla pazarlama ve satışta, ardından üretim ve hizmet süreçleri ile araştırma-geliştirme ve yenilik faaliyetlerinde kullanıyor. Yapay zekayı kullanmayı düşündüğü halde kullanamayan işletmelerin yüzde 74,2’si ise en önemli engel olarak uzmanlık eksikliğini gösteriyor.
Tablo açık: Türkiye yapay zekaya alıştı. Şimdi ona sahip olmayı öğrenmek zorunda.
Çünkü yapay zekayı kullanmak, yapay zekaya sahip olmak anlamına gelmiyor. Kendi modelini, verisini, hesaplama gücünü ve altyapısını geliştiremeyen ülkeler bir süre sonra yapay zekadan kiralık zekaya geçebilir. Bugün en gelişmiş modellerin, çiplerin ve veri merkezlerinin önemli bölümü birkaç ülke ve şirketin kontrolünde. Dünya Bankasının 2026 Dünya Kalkınma Raporu da bu yoğunlaşmanın gelişmekte olan ülkeler açısından bağımlılık riski oluşturduğunu söylüyor. Bu nedenle önerdiği yol çok net: Benimse, uyarla ve ilerlet. Mevcut teknolojiyi kullan ama yalnız kullanmakla yetinme; kendi diline, verine ve ihtiyacına göre şekillendir, tek bir sağlayıcıya bağımlı kalma ve zamanla kendi kapasiteni oluştur.
Asıl mesele tam da burada başlıyor. Yarın Amerika veya başka bir ülke, “Bu modeli artık ülkem dışındaki kullanıcıların erişimine açmıyorum” derse ne yapacağız? Bu ihtimal teorik değil. Haziran 2026’da ABD yönetiminin Anthropic’in Fable 5 ve Mythos 5 modellerine yabancı uyrukluların erişimini sınırlandırması üzerine şirket iki modeli bütün kullanıcılarına geçici olarak kapatmak zorunda kaldı. Kısıtlama daha sonra kaldırıldı ancak ortaya çıkan gerçek değişmedi: Yapay zekaya erişim yalnız şirketlerin ticari kararlarına değil, devletlerin güvenlik ve ihracat politikalarına da bağlı olabilir.
Zekayı kiralarsak, zekanın sahibi vermediğinde kullanamayız. O yüzden evin sahibi biz olmalıyız.
Bu, dünyadaki her şeyi Türkiye’de üretelim demek değil. Ancak kritik alanlarda kendi kapasitemize sahip olmak zorundayız. Kendi büyük dil modellerimizi geliştirmeli, kendi yapay zeka destekli arama ve bilgi erişim sistemlerimizi kurmalı, verimizi korumalı, hesaplama gücümüzü büyütmeli ve gerektiğinde başka bir sağlayıcıya geçebilmeliyiz. Millî İstihbarat Akademisinin de dikkat çektiği gibi dijital egemenlik yalnız yerli yazılım geliştirmek değildir. Veri üzerinde denetim kurmak, modellerin güvenilirliğini sınamak, kritik hizmetlerin sürekliliğini sağlamak ve kriz anında dış bağımlılığın doğuracağı riskleri yönetebilmek de stratejik özerkliğin parçasıdır.
Ama sahiplik yalnız altyapı meselesi değildir. Yapay zekanın değerlerini, kelimelerini, kavramlarını ve dilini de bizim üretmemiz gerekiyor. Çünkü sosyal medya hangi içeriği göreceğimizi belirliyordu; yapay zeka ise artık cevabın kendisini kuruyor. Daha önce bunu katalog egemenliğinden cevap egemenliğine geçiş olarak tanımlamıştım. Gazeteden platforma, platformdan cevaba geçiyoruz. İnsan giderek on bağlantıya bakmak yerine yapay zekaya “Ne oldu?”, “Doğru bilgi hangisi?”, “Bu olay ne anlama geliyor?”, “Ne yapmalıyım?” diye soruyor.
Yapay zeka bu nedenle yalnız haberciliği ve medyayı değiştirmiyor. Bilgi kaynaklarımızı, araştırma biçimimizi, eğitimi, mühendisliği, üretimi ve karar alma süreçlerini de dönüştürüyor. Artık yalnız kendi haberimizi üretmek yetmiyor; haberi, bilgiyi ve nihayet cevabı üreten veriye, modele ve altyapıya da hakim olmak gerekiyor.
Benim daha önce kullandığım ifadeyle medya egemenliği veri egemenliğine, veri egemenliği altyapı egemenliğine bağlanıyor. Şimdi buna model ve cevap egemenliğini de eklemek gerekiyor.
Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı’nın önemi burada ortaya çıkıyor. Plan, veri merkezi kurulu gücünün 2030’a kadar en az 1 gigavata çıkarılmasını, yapay zeka ve veri merkezi alanında en az 10 milyar dolarlık özel sektör ağırlıklı yatırımın harekete geçirilmesini ve yıllık 10 teravatsaat düşük karbonlu elektrik alım anlaşması hacmine ulaşılmasını hedefliyor. “Herkes İçin GPU” programıyla girişimlerin, KOBİ’lerin ve araştırmacıların hesaplama gücüne erişiminin kolaylaştırılması da amaçlanıyor.
Çünkü yapay zeka yalnız yazılım değildir. Enerji, çip, veri merkezi, bulut, hesaplama gücü, veri, model ve insan kaynağı aynı zincirin halkalarıdır.
Google’ın Finlandiya’da 2027-2028 döneminde veri merkezleri ve destekleyici altyapı için en az 13 milyar avroluk yatırım açıklaması bu yarışın ölçeğini gösteriyor. Şirket aynı zamanda Fortum’la, Loviisa Nükleer Santrali’nin üretim kapasitesinin yüzde 50’sine kadarını kapsayabilecek 22 yıllık elektrik alım anlaşması yaptı. Yapay zeka politikası artık enerji politikasıdır. Türkiye de yapay zeka için yalnız yazılımcı değil, elektrik ve hesaplama kapasitesi üretmek zorunda.
Bir de meselenin kültürel hegemonya boyutu var. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın yapay zekanın ekonomik, teknolojik ve kültürel bir hegemonya aracına dönüşebileceği yönündeki uyarısı tam da bu noktaya işaret ediyor. Hollywood aynı filmi milyonlarca insana gösteriyordu. Yapay zeka ise milyonlarca insana milyonlarca kişiselleştirilmiş cevap verebiliyor. Bu nedenle geleceğin kültürel mücadele alanı yalnız ekran değil, cevabın kendisi olacak.
TÜBİTAK BİLGEM tarafından geliştirilen BİLGE’nin önemi de burada. BİLGE, Türkçeyi başka bir dilden çevrilen ikincil bir dil gibi değil, birincil düşünce dili olarak ele alma ve Türkiye’nin kültürel bağlamını merkeze alma hedefiyle geliştiriliyor. Çünkü Türkçe büyük dil modeli yalnız teknik bir proje değildir. Türkçenin, Türkiye’nin kavramlarının, değerlerinin, tarihinin ve kültürel hafızasının geleceğin bilgi sistemlerinde nasıl temsil edileceği meselesidir.
Yeni güç mücadeleleri de yalnız tank, uçak veya füze üzerinden yürümeyecek. Veriye, algoritmaya, modele, hesaplama gücüne ve cevabı üreten zekaya sahip olmak da güç olacak. Bunun ekonomik boyutu var, kültürel hegemonya boyutu var, bilinç savaşı boyutu var, hakikat meselesi var.
Türkiye yapay zekayı sevdi ve hayatına aldı. Şimdi mesele onu yalnız kullanmak değil; üretmek, yönetmek ve kendi değerlerimizi ona taşıyabilmek.
Bu dönüşümü kiralık zekayla izlememeliyiz. Evin kiracısı değil, sahibi olmalıyız. Türkiye’nin hedefi kiralık zekadan bizim zekamıza geçmek olmalıdır.
Gaziantep İl Müftüsü Mustafa Soykök’e sorduk:
“Bugünün esnafı ve iş dünyası, Ahilik kültürünü yeniden kazandırabilir mi?”
Esnaflıkta dürüstlük, güven, helal kazanç ve dayanışmanın önemine ilişkin dikkat çeken değerlendirmeler GRT TV’de.
#Gaziantep#GRTTV#MustafaSoykök #Ahilik #AhilikKültürü #Esnaf #İşDünyası #HelalKazanç #Ticaret #GaziantepİlMüftülüğü
@gantepmuftulugu@iBRAHiMAY_@MERAL_AY_@ismailsahin_27
ADLİYELERDE DİJİTAL ORTAM GÜVENLİĞİ VE DEZENFORMASYONLA MÜCADELE BÜROLARI KURUYORUZ!
Siber vatanda suçla mücadeleyi daha hızlı, daha etkin ve daha koordineli hâle getiriyoruz.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi suça, şiddete ve istismara yönlendiren; vatandaşlarımızın özel hayatını, kişilik haklarını, can ve mal güvenliğini hedef alan dijital içeriklere karşı adli kapasitemizi güçlendiriyoruz.
Bu amaçla Adalet Bakanlığı olarak 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığımıza gönderdiğimiz yazıyla, adliyelerimizde “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları”nı kuruyoruz.
Yeni yapılanma ile dijital mecralardaki suç içerikleri ve suça teşvik eden faaliyetler uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılarınca yakından izlenecek; şüphelilerin tespiti, gerekli adli işlemlerin başlatılması ve hukuka aykırı içeriklere müdahale süreçleri daha hızlı yürütülecek.
Aynı zamanda kamuoyunu kasıtlı şekilde yanıltan, toplum huzurunu ve kamu düzenini bozmaya yönelik suç niteliğindeki dezenformasyon faaliyetleriyle mücadelede kurumlar arası koordinasyon güçlendirilecek.
Çocuklarımızı koruyan, vatandaşlarımızın haklarını güvence altına alan; kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü dijital alanda da hâkim kılan etkin bir adalet anlayışıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.