Babam. Yıllarca okul müdürlüğü yaptı. Okulundan bir öğretmeninin iki kız öğrenciyi taciz ettiğini öğrendiği an sınıfa dalıp adamı merdivenlerden tekmeyle yuvarlamak suretiyle okuldan atıp üstüne meslekten de attırdı. Kendisine her öğretim yılı rüşvet vermek isteyen yayınevlerine,
Annem. Öğretmenken kendisine gelen tüm pahalı 'hediyeleri' reddetti, defalarca şahit oldum. Tek bir çocuğun bile notuyla oynamadı. Bu yüzden de hep çok sevildi ve çok saygı gördü.
Ben şerefli insan nedir annemden öğrendim.
okula tiyatro salonu, sinema perdesi, ağaç dikmeleri, okulun tadilatı vs. gibi işleri şart koştu yıllarca. MEB tarafından defalarca takdir belgesiyle onurlandırıldı ve emekliliğinde özel okullardan gelen yöneticilik tekliflerini özel okullara duyduğu nefret yüzünden kabul etmedi.
TKP, şarkıları sevilen ve sıkça da coverlanan(!) iyi bir rock grubu gibi. Rockseverler de hem konserlerine bilet almayıp hem de stadyum doldursun istiyorlar. :)
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
Siyasi olarak mahkum olmuş- hepimizin de üstüne çökmüş- yaklaşımları entelektüelizmle diriltme diyorum buna. Revizyonizmi de o kadar uzağa düşmüyor. Ölüyü gömmeyi bilmiyoruz. Cesareti olan genç çok çok az. Büyük çoğunluğu aynı gölgeye düşüyor. Laf kalabalığı, modası gelen Batı kuramları ve Türkiye'ye dair özcülük. Bunlara duyulan bağımlılık zihin egzersizi, derinlik falan zannediliyor.
Zaten öyle olmasa 1990'lar, 2000'ler külliyatımız bu kadar sefil olmazdı. Ne ağaç katledildi, yazık. Herkes de ucuna yapıştı.
Şimdi de tarih başka yere akıyor, yer gök birbirine girmiş, 500 kişi aynı malzemeyle bir şeyler geveliyor. İfademi mazur görün ama çok "bayık". İzlemedim bile.
Alerji teşhisi ise konuyu ifade etmekten o kadar uzak ki, duyan da tipi beğenilmiyor zanneder. Ama kolayı da öyle nitelemek.
Al karşına konuş, daha çocuk o vs. Kendine muhalif diyen sanatçı, yazar (küçük burjuva entelijansiya) bile siyasal mücadele ufkundan tamamen uzaklaştı. Yapılan haksızlığa verdikleri tepki, bırakın haksızlığa karşı siyasallaşabilecek bir tepki olmayı, tam aksine egemenin mutlak gücünü ve otoritesini yeniden üreten bir retoriğe sıkıştı. Ülkeyi yöneten adamı ülkenin babası olarak görüyor, ona karşı yapılan her şeyi feodal ahlakın sınırları içinden zaten saygısızlık olarak görüyor, yapılanın suç olup olmadığıyla değil, zaten suç olana verilecek cezanın nevi ile ilgileniyorlar. Küçük burjuva entelijansiya artık Türkiye’de (ve dünyada da) gericiliğin kaleleri haline gelmiştir.
Vatandaşın parkı Macron için kapandı
NATO Liderler Zirvesi için Ankara'da bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sabah koşusunu kendisi için 'kapatılan' Seğmenler Parkı'nda gerçekleştirdi.
More than 100 people were detained in Ankara after the Communist Party of Turkey organized an anti-NATO protest march ahead of an alliance summit in the city next week https://t.co/xu4xxM5kdz
deniz, oyununun adıyla, içeriğiyle, toplumla buluşma biçimiyle, yaptığının sonuçlarını göze almasıyla, cüret ettiği şeyle, tarihe geçecek bir politik sanat hadisesine imza attı. sadece bunun gururu bile ömrü boyunca ona yeter.
Sosyal medya aforizmacısını iktidarla arası iyi diye Boğaziçi'ne felsefe hocası yaparsan, öğrenci de haklı olarak onu şeyine takmaz. Öğrenci dostumuzu kutluyorum. Böyle böyle çaldıkları ülkeyi burunlarından getireceğiz.
özgür özel herhangi bir şey dedi mi deniz'in gözaltına alınmasına ve 10 milyon izlenen gösterisine dair? yoksa o da abisi gibi "dört kitabı aynı anda mı okuyor?."
bu tür cümleler her ne kadar deniz'i düşünerek, onun adına üzülerek sarf edilmiş olsa da, hakikati bozuk cümleler. neresini düzelteceğini bilemiyor insan.
ülkücüsü, dincisi 33 yıl önce de eleleydi, şimdi de... birlikte yaktılar 35 canı. kışkırtanlar ile tahrik olanlar; vatan, din, ırk, millet, bayrak adına salyalar akıtarak emir bekleyenler ile emri verenler, hâlâ aramızdalar... ve onlar bugün, deniz göktaş'ı gözaltına aldılar.