👉🏾 PKK,nın 40 yıllık geçmişinin son 25 yılı AKP devrinde geçti?
👉🏾 Neden AKP/ PKK ile gerektiği gibi mücadele etmedi de durduk yere apoyu bütün Kürtlerin sahibi, önderi ilan edip Af yasası çıkartıyor??!!
👉🏾Oysa İspanya'da ETA, İngiltere'de IRA, Yunanistan'da 17 KASIM,
İtalya'da KIZIL TUGAYLAR silah bırakırken hükümetleri nasıl mücadele etti, ilgili olan herkes biliyor.
Örneğin;
İspanya'da ETA İspanyol hükümetinden özür diledi, İspanyollar özürlerini bile kabul etmeyip tüm üst kadroya müebbet ve 50 yıl üstü hapis verdi. Tek bir anayasa maddesini ETA lideri istedi diye değiştirmedi?
Tek bir ETA lideri kafasına kese kağıdı geçirilmeden TV lerde konuşturulmadı, röportajına izin verilmedi. Toplumsal izalasyon uyguladılar ve bunda başarılı oldular.
👉🏾 Bizde ise tam tersi yapıldı;
kravatlı teröristlere kırmızı plaka tahsis edip, Atatürk'ün koltuğunda oturttuk, TBMM'de baş köşeye çıkarttık!
👉🏾Peki, İngiltere de İrlanda Kurtuluş Ordusu (İRA) silah bırakırken karşılığında ne aldı?
İrlandalılar da, Polis olabilsin, Vali olabilsin, Öğretmen olabilsin.
👉🏾Oysa Türkiye'de öyle mi?
Türkiye'de Kürt etnografik unsuru Cumhurbaşkanı bile oldu. Herşey oldu. Eşit vatandaşlık hakkı var çünkü.
👉🏾Ama iktidar ne yapıyor?
Bütün Kürtleri PKK ile eşdeğer tutuyor, bütün Kürtleri apoya bağlıyor?
Buna da, sözü ona "DEVLET AKLl" diyorlar?
Sizce bu hangi devletin aklıdır?
Bahtiyar Aydın,
Eski Çağ Tarihi Uzmanı
6 Ağustos 2026, İstanbul
Dileyen kopyalayıp duvarına yapıştırıp paylaşabilir. Retweet yapabilir.
Erkan Baş’ın yazısını okudum. Açık konuşayım: Bu metin, sol adına bir UTANÇ BELGESİDİR!
“Saray’a güvenimiz yok” diyorsun. “Koltuk derdindeler” diyorsun. “Barışı kendi hesaplarına alet ediyorlar” diyorsun. Sonra dönüp “ama yine de evet diyeceğiz” diyorsun. Bu, net bir çelişki! Güvenmiyorsan neden destekliyorsun? Eleştiriyorsan neden onaylıyorsun? “Bir can kurtulursa yeter” bahanesi, kendi ilkesizliğini örtmek için uydurulmuş zayıf bir kılıf. Sosyalizm bu değil. Bu, iktidarın masasına oturup “biz de varız” demektir.Bu yasa senin teklifin değil. Maddelerine itirazın var. Komisyon raporuna hayır demişsiniz. Ama şimdi genel kurulda “evet” basacaksınız. O zaman o hayırın ne değeri kaldı? Hiç. Siz de aynı oyuna girdiniz. Barışı, devletin güvenlik kurumlarının “tespit etti” demesine bağlayan bir düzenlemeye destek vermek, barışı savunmak değil; barışı Saray’ın kontrolüne teslim etmektir. Bunu “onurlu eleştiri” diye süslemek, kendini kandırmaktır.Ben sosyalistim. Barış istiyorum. Ama iktidarın izin verdiği, koşulladığı, kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği bir “barış”a “evet” demem. Sen diyorsun. O yüzden bu tutumu net olarak reddediyorum. Bu, sınıf bağımsızlığından vazgeçmektir. Bu, halkın acısını kendi siyasi hesabına alet etmektir. Bu, solun bir kez daha gerilemesidir.“Saray rejimine karşı mücadele edeceğiz” demen yetmez. O mücadeleyi, onların getirdiği yasaya “evet” diyerek zaten baştan kaybetmiş oluyorsun.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Bir, çerçeve yasanın çıkış gerekçesi ülkenin iç dinamiklerinden çok dış dinamikleriyle ilgili. İki yıl içinde Suriye’de rejim değişti, İran vuruldu, Filistin’de Hamas tasfiye edildi, Lübnan ve Irak büyük oranda dönüştürüldü. ABD’hin yeni bölgesel planlamaları ile iktidarın yeni Osmanlı heveslerinin kesiştiği yerde süreç tasarlandı. PKK da Suriye, İran ve Türkiye’de ABD garantörlüğünde bir al-ver muhasebesi yaptı. Sonuç olarak sürecin “yerli ve milli”liği tartışmalı. Nitekim ABD elçisinden süreç boyunca duyduğumuz Osmanlı övgüsü, ulus devlet eleştirisi, monarşi önerisi yasanın az konuşulan büyük fotoğrafı.
https://t.co/WeJWnOjDon
Yeni Partili ve CHP’li siyaset bilimci, uzman, danışman vs. hepsi başladı evet oyunu aklamaya. Hepsini takibi bırakıyorum ve hatta önüme düşmemeleri için sessize alıyorum.
6 Şubat depremini yaşayan bir Subay, yaşadıklarını Ekşi Sözlük'te anlatmış ve sözlük bu nedenle kapatılmıştı.
Çünkü; yazıyı okuduğunuzda, askerin bölgeye gönderilmemesinin ve derhal olağanüstü hal ilan edilmemesinin, binlerce cana mal olduğunu anlıyorsunuz. Siz de okuyun...
#6Şubat
#Deprem
#DepremiUnutmaUnutturma
1-
Çok ender de olsa, güzel şeyler de oluyor.
Depremde Antakya’nın Halini Anlattığı için TSK’dan Atılan Bir Üsteğmen Vardı!.. - Müyesser Yıldız https://t.co/3VtL5psTsU
Bütün yaralarımızın cerahatini süzeyim desem, bu tweet'ten daha iyi bir yol bulamazmışım.
Ne çok vicdansız, ne çok kötü var bu ülkede.
Hiç mi sevmediniz, sevilmediniz siz?..
Yazıyı okuduğunuzda görmüşsünüzdür. Az sayıda asker,10'larca can kurtarmış.
TSK 2. Ordu Komutanlığı Malatya'da.Tam olarak 120.000 personeli var.
Eğer bu askerleri kışladan çıkartsalardı,binlerce insan yaşıyor olabilirdi.Bunun yanı sıra,çocuk kaçırma,organ mafyası gibi şüphelerimiz,minimum düzeyde olurdu...
Olay tam olarak eski MİT mensubu Mahir Kaynak'ın bahsettiği yere gidiyor:
"Devlet bir gün Türkiye'de dini kaldırmak isterse bunu İslamcı bir parti eliyle; şeriatı getirmek isterse bunu CHP eliyle; Kürdistan kurmaya karar verirse de bunu MHP'nin eliyle yapar!" demişti.
Yani 40 yılın "Türk milliyetçisi" Bahçeli'nin dün "terörist" dediği kişilere bugün kucak açması, terörist başı Öcalan'a umut hakkı çağrıları, sadece o büyük senaryonun bir parçası...
FBI eski çevirmeni ve uzmanı Sibel Edmonds'un dün akşam yaptığı açıklamalar sonrasında YouTube hesabına yayın yasağı getirildi!
"Siz hâlâ seçim mi bekliyorsunuz?" sözleriyle dikkat çeken ve canlı yayında adeta çıldıran Edmonds'un değerlendirmelerini yorumsuz bırakıyorum 👇👇👇
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Yıkıp, Yeni Bir Devlet Kuralım mı?"
diye, Referanduma mı gidelim?
Neyi tartışmaya açtığınızın farkında mısınız?
➡️Hangi Millet, ULUSAL EGEMENLİK HAKLARINI oylamaya götürür⁉️
➡️Hangi Millet, KURDUĞU DEVLETİN TEMEL ESASLARINI oylamaya götürür⁉️
Bunu teklif edenler salak değilse, KORKAKTIR.
Evinizi isteseler, verecek misiniz⁉️
#VatanNamustur
@m_cemilkilic@TayipTemel asıl kürtler ırkçı ve ayrımcı.3 yıl doğuda çalıştım,alevi arkadaşlarla aleviliğimizi saklamak zorunda kaldık.hele şafi kürtler tam bir alevi düşmanı.oruç tutmuyoruz diye bize alevi misiniz diye sordu komşular. Değiliz,Alevilik ne ki dedik.o kadar çok kötülediler ki