KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
Mobbing denen şeyin ne olduğunu yaşayan bilir arkadaşlar. O yüzden mobbing yapan yönetici, amire karşı uğrayanın, yaşayanın en büyük kozu buna şahit olanlardır. Çevrenizde bunu yaşayan insanların arkasında durun. Destek verin. Şahit olun. Korkak olmayın, mazlumun yanında olun.
Irmak Öğretmenin yaşadıkları tüm yönleriyle aydınlatılır ve adalet bi an önce yerini bulur inşallah. Sorumlular bedelini ödemeli.
@Enparacom 16 Şubat 2026 Bursa setbaşı ATM noktasındaki bankamatikten para yatırdım. Parayı aldı,işlemi onayladım,kartı verdi. Para hesapta gözükmüyor. Çözüm merkezinizle iletişime geçtim fakat hala bir dönüş olmadı. Enparayla çalışmak için gerçekten bir nedenim kalmadı
Size o korkunun nasıl işlediğini kendimden de değil eski komşumdan anlatayım belki kılıf bulmazsınız katliamlara. Karşı kapı komşumuzdu ve kedi, köpek ne varsa delicesine korkardı. Oğlunda olmasın aynı korku diye arada bize bırakırdı ki kedi sevsin çocuk ama kapıyı açtığımızda bile bayılacak gibi olurdu. Neyse bir gün bu balkondayken caddede bir pezevenk bir yavru köpeğe çarpıp gidiyor. Kimse bakmıyor caddede, bizler işteyiz, bekliyor yardıma giden yok, yeğenini alıp iniyor aşağı ağlaya ağlaya çığlık ata ata o hayvanı yeğenine tutturup aracına atıp veterinere götürüyor. Sonra yine ağlaya ağlaya sitenin bahçesine kulübe alıp koyuyor, hayvana yer yapıyor. Haftalarca bizim sitedeydi ponçik, komşum hiç değemedi ama hep baktı o hayvana, evde mama hazırlayıp apartmandakilere verdirdi, ilaçlarıyla yeğeni ilgilendi, sonra sahiplendirdi. Nerdedir bilmiyorum şimdi hayatı çok güzel olsun, oğlu sağlıklı olsun.
Babasını çocuk yaşta kaybetmiş, kardeşlerini kaybetmiş, tüm hayatını yetim ve fakir olarak geçirmiş, arkasında ne baba ne amca ne dayı kimse yok, sülalesi zengin değil, Kurtuluş için yapılan kongrelere emanet takım elbise ile gitmiş, her savaştan bir yarayı üzerinde taşımış, böbreği içeride çürümüş, sarılıktan karaciğeri iflas etme noktasına gelmiş, gözüne parça isabet etmiş ama içindeki Türklük sevdası öyle büyük ki hiç bir engel onu durduramamış.
Bir şeyler için mücadele varsa bu yalnız senin için. Senin mücadelene saygı için.
Bugün Beşiktaş'tan Saraçhane'ye gidenlerin birinin elinde şuna benzer bir pankart okudum, bu çıplak gerçeklik yerine 1000 tane roman kitabı okusam beni bu kadar etkilemezdi: "Karanlık ve kirli bir kömürlük içinde kaybettiğimizi, başka yerlere gidip Monet'in cennet bahçeleri misali aydınlık ve renkli mekanlarında aramayacağız çünkü kaybettiğimiz şeyi ancak o kömürlükte bulup çıkarabiliriz. Ülkemizdeyiz ve mücadele edeceğiz."
Tek kelimeyle; "muhteşem..."
En kuvvetli adaylar öğretmen olamıyor eleniyordu, ses çıkmadı.
En kuvvetli adaylar memur olamıyor eleniyordu, ses çıkmadı.
Seçilen rektörlerin yerine kayyumlar atandı, ses çıkmadı.
Seçilen belediye başkanlarının yerine kayyumlar atandı ses çıkmadı.
E madem ses çıkmıyor, artık seçim yapmanın kendisi anlam kaybettiği için o seçeceği de elinizden alıyorlar.
Gökhan Günaydın diyo ki Ekrem İmamoğlu’nun sağlık kontrolü için saglik ekipleri emniyete cagirilmiş bu acik hukuksuzluktur diyo. Ya olm siz hasta misiniz? Psikopat falan misiniz siz ya ne hukuku ne hukuksuzluğu dangalak adam ne anlatiyosun sen hala hukuk konuşuyosun?
istemediğim birine evrildim. bütün neşem emildi. gözümün feri silindi, hayat enerjim yok oldu, içimde ki son ışık zerresi söndü. kendime olan saygımı yitirdim. neredeyse her gece üzgün ve kalbim kırık uyur oldum. herhangi bir güzellik için hevesim kalmadı. tükendim!