Today, on my final day as Director of National Intelligence, I’m releasing never-before-seen communications and documents exposing how Dr. Fauci provided millions in US taxpayer dollars to fund dangerous gain-of-function research at the Wuhan lab, worked with politicized elements within the Intelligence Community to suppress the truth about his actions and hide the virus’ lab-leak origins, and lied to Congress while under oath in 2024. It’s time you know the truth.
https://t.co/3YJSstB7d4
Babamın köyünde 40 yıllık muhasebe
(TOKAT - AKBELEN/2026)
1980’li yılların köylerini hatırlayanlar bilir: Elektrik kesikti, yollar çamurdu, su çeşmeden yeni yeni akar olmuştu.. Kışın köye ulaşmak meseleydi; yazın tarlayı sulamak, harmanı kaldırmak, ekini biçmek, bostanı korumak başlı başına kolektif bir emek işiydi.
Fakirlik vardı. Hem de bugünün romantik köy anlatılarının üstünü örtemeyeceği kadar gerçek bir fakirlik. Çocukların kara lastikleri, evlerin kerpiç duvarları. Caminin zor yakılan , komşunun traktörü.... Yani o yılları özlenen yıllar diye anlatmak doğru olmaz. Köy, ciddi altyapı eksiklikleriyle, yoksullukla, devlet hizmetlerine erişim sorunlarıyla boğuşuyordu.
Fakat bütün bu yokluğun içinde güçlü bir toplumsal bağ vardı. İnsanların birbirine ihtiyacı vardı ve bu ihtiyaç yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir düzen de kuruluyordu. Fırında pişen ekmek ve kete paylaşılırdı. Tarlalar birlikte sulanırdı. Harman beraber kaldırılırdı. Birinin düğünü herkesin düğünü, birinin cenazesi herkesin cenazesiydi. Köyün yolu, köyün çeşmesi, köyün merası, köyün okulu, köyün camisi yalnızca fizikî mekânlar değildi; ortak hayatın dayanaklarıydı.
Bugün ise tablo bambaşka bir yere evrilmiş görünüyor. Altyapı nispeten iyileşti; elektrik geldi, yollar yapıldı, su şebekeleri genişledi, araç sayısı arttı, iletişim imkânları çoğaldı. Fakat bu defa başka bir şey kayboldu değil mi? Köyün müştereklik ruhu!
İnsanlar kendi bahçelerini yüksek çitlerle çevirmeye başladı. Köy içindeki açık alanlar, geçiş yolları, eski ortak kullanım alışkanlıkları bireysel sınırlarla bölündü. Herkes kendi küçük mülkünü korumaya, kendi alanını kapatmaya, kendi düzenini kurmaya yöneldi. Beton döktü üstüne mobil ev getirdi. Böylece sadece toprağın üstüne değil hem insanlar arasındaki ilişkilere hem de doğayı koruma bilincinin de üzerine beton döküldü. Köydeki yeni yapılar çoğu zaman ortak estetikten, yerel mimariden, tarımsal hayatın mantığından kopuk biçimde yükseldi. Bahçeler, avlular, harman yerleri, meralar ve eski geçiş alanları giderek parçalandı.
Bu değişimin merkezinde yalnızca mimari bozulma yoktur. Asıl mesele, köyün toplumsal bir cemaat olmaktan çıkıp dağınık bireysel mülkler toplamına dönüşmesidir.
1980’lerin köyünde yoksulluk vardı ama ortak kader duygusu da vardı. 2020’lerin köyünde imkânlar arttı ama ortak kader fikri zayıfladı. Eskiden köyün yolu yapılmadığında herkes şikâyet ederdi; bugün herkes kendi kapısının önüne parke dökmenin peşinde. Eskiden su sorunu köyün meselesiydi; bugün herkes kendi deposunu, kendi sondajını, kendi bahçe hortumunu düşünüyor. Eskiden okul köyün geleceğiydi; bugün köy okulları boş, atıl, sessiz ve mahzun.
Bu durum Türkiye kırsalındaki büyük demografik dönüşümle de ilgilidir. Köy artık üretken nüfusun yaşadığı bir yer olmaktan büyük ölçüde çıkmıştır. Gençler şehre gitmiş, çocuk sesleri azalmış, okul kapanmış, tarım ya yaşlıların omzuna kalmış ya da hobi bahçeciliğine dönüşmüştür. Köyde kalanlar çoğunlukla yaşlılar; dışarıdan gelenler ise çoğu zaman köyü üretim ve dayanışma alanı olarak değil, kişisel kaçış, yazlık, mülk veya yatırım alanı olarak görmektedir.
Böylece köylülük bir yaşam biçimi olmaktan çıkarak parçalı bir mülkiyet biçimine dönüşmektedir. Köy, artık “bizim köy” olmaktan ziyade “benim arsam, benim bahçem, benim evim” düzeyine sıkışmaktadır. Bu çok kritik bir kırılmadır. Çünkü köyü köy yapan yalnızca evler, tarlalar ve yollar değildir. Köyü köy yapan şey; ortak hafıza, ortak emek, ortak sorun çözme kapasitesi ve birbirine karşı sorumluluk duygusudur.
(Devam edecek)
Devam eden süreçler nedeniyle kişi ve kurumlar hakkında yorum yapmayacağım. Tek beklentim, mahkeme kararlarının uygulanması ve sürecin hukuk içinde şeffaf biçimde ilerlemesidir.
#SONDAKİKA
Hak Birliği Hareketi’nden Seçim ve Cumhurbaşkanlığı Adaylığı Açıklaması: "100 Bin İmza ile Aday Olacağım"
Hak Birliği Hareketi Partisi Genel Başkanı Erkan Trükten, önümüzdeki seçimlere ve Cumhurbaşkanlığı adaylık sürecine ilişkin stratejilerini paylaştı.
Erkan Trükten'in, partisinin il yapılanmalarının seçim takvimine yetişmeyeceğini belirterek, Cumhurbaşkanlığı seçimi için alternatif bir yol haritası izleyeceklerini duyurdu.
Teşkilatlanma çalışmalarının mevcut seçim takvimi içerisinde tamamlanamayacağını ifade eden Genel Başkan Erkan Trükten, bu durumun kendilerini durdurmayacağını vurguladı.
Seçimlere parti amblemi altında girmek yerine, doğrudan Cumhurbaşkanlığı yarışına odaklanacağını belirten Trükten, şu ifadeleri kullandı:
"İl yapılanmalarını seçime yetiştiremeyeceğiz ama Cumhurbaşkanlığı 100 bin imza sürecine girip aday adayı olacağım."
Bu kararla birlikte Hak Birliği Hareketi, seçim stratejisini tamamen bağımsız Cumhurbaşkanı adaylığı için gerekli olan 100 bin imza seferberliği üzerine kuracak.
Önümüzdeki günlerde imza toplama sürecine dair saha çalışmalarının ve dijital kampanyaların detaylarının kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.
Cahiller ve eblehler kalabalığıyla hepten sıkıcı bir hal almıştı sosyal medya denen gayya kuyusu. Ben de biraz uzak olayım istemiştim. Butlan mutlan ortalık şenlenmiştir diye geldim. Bir arkadaşa bakıp çıkabilirim de, kalıp eğlenceye dalabilirim de... Bakcez gari ;)
Çeyrek asırdan fazlası var, memleketin "muhalif" sularda çimen sakinlerine senelerce siyasetsizleş(tir)meyi anlattım durdum... Yerler gökler şahit.
Hiç kulak asan olmadı. Hatta iki dakka düşünüp üstüne kafa yoran oldu mu, o bile şüpheli.
Darıyı attıkları yerde eğleştirip durdular muhalefet mahallesi sakinlerini. Gandi dediler coşturdular, Piro dediler uçurdular, Sakin Güç diye gazladılar.
En son 6'lı Masa dümeninin halka çekilen kumpas olduğu anlaşılmadı ama tat kaçmıştı muhalif tayfada, e tabiatıyla mevzu biraz sarpa sarınca bir #TavşanAtlet sürdüler piyasaya, bu sefer onun peşine taktılar. Atom Karınca dediler yine gaza geldi tayfa malum, değişim meğişim martavalı yediler lüleden çıtır çıtır afiyetle. Türkiye İttifakı diye bir masalla bile eğlediler, sanki fiiliyatı en ufak karşılığı varmış gibi inandırdılar bir de.
Cumhuriyetçi-Halkçı denen CHP'de haller böyle de Milliyetçi denenlerde çok başka zannedilmesin.
Kendine İYİ diyenler, Türk Devriminin eseri Türk Laisizmini kendine hedef bellemiş "Seküler Milliyetçi" operatörlerle, toplumda ayrışmayı körükleyen futbol tayfa trollerini vitrine sürmüş, hamasi laklaklarda...
Amalarını kadı kızında da kusur olur kıvamında araziye uydurup NATO'yu bugünkü küresel şartlarda en rasyonel seçenek olarak gören lideri olan, sorarsan milliyetçi Zaferciler, Atsızcılık falan allah ne verdiyse bitmeyen PR hallerinde...
Tamam bizim üç kuruşluk kıymeti harbiyemiz olmasın... Lazım da değil... Dİnlemeyin, eyvallah.
Mühürsüz oylarla düzen değiştirirlerken de inanamadınız olana, şapşala bağladınız. Hadi ona da eyvallah...
Çankaya'dan en çıngıraklısı olmak üzere siyasal dincileri sizin oylarınızla Meclise doldururlarken de gözünüz belermişti, ayıkmadınız katakulliye. Ona bile eyvallah olsun hadi de...
CHP'nin önünde "HAİN KEMAL" diye bağırttılar, o bile mi aklınızı başınıza getirmedi.
Şimdi hepsi toplaşıp 6 OK, Türk Devrimi, Halkçı Cumhuriyet falan büyük büyük laflar edeceklerdir. Gördüm bazılarını, başlamışlar bile...
Bunları bari yemezsiniz umarım. Siyasetsizleşme nedir, Siyasetsizleştirme ne menem bir şeydir düşünmeye başlarsınız dilerim. Düşünün ki var olun. Kusura bakmayın ama gördüğünüz üzere yoksunuz.
Hepiniz mutlak butlansınız.
Hakikatiniz budur.
Kısa süre önce hekimlik bilgi ve becerisine hayran olacak şekilde şahitlik ettiğim, uzmanlığına ve akademisyenliğine zaten tıp camiasının önde gelen isimlerinin de kefil olduğu Doç. Dr. Ferhat Arslan’la ilgili olarak İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin yürüttüğü sözde “disiplin” süreci artık “mobbing”i de geçmiş, adeta bir “insan avı”na (manhunt) dönmüş vaziyette.
Memleketin iyi doktorlara ne kadar ihtiyacı olduğu ortadayken, neden bir hocayla bu kadar uğraşılır ki?
Ben mesela, bizzat kendim, kayınvalidem bu üniversitenin hastanesinde yattığı dönemde, görüşü istenen enfeksiyon bölümünde Ferhat Arslan ile ya da onun yetiştirdiği bir öğrencisi ile karşılaşabilseydim, anneme yapılan kan kültürünün sonucunun doğru okunup doğru anlaşılacağını, bunun sonucunda anneme doğru müdahalenin yapılabileceğini ve en nihayette kadıncağızın doğru teşhis sayesinde hayatta kalabileceğini gayet iyi biliyorum!
Şaka gibi gerçekten. Buralarda sözüm ona mesleki dayanışma adına tanımadığı hekimleri bile savunan hekimlerin birbirlerine yaptığı kötülükler inanılmaz boyutta. İdareci bir doktorla aynı network’ü paylaşmayan doktorun vay haline. Ve ne yazık, çok yazık bu millete…
Not: Ekran görüntülerini paylaştığım haberin linkini aşağıya bırakıyorum.
@Ferhatarslandr@istmedeniyet
Küreselciler Erdoğan'dan YENİ ANAYASA istiyor.
ÖCALAN anayasal güvence talep ediyor.
DEM yeni anayasa ile TÜRK+KÜRT Federasyonunun altyapısını atmak için PKK ile ittifak halinde.
BAHÇELİ, CB yardımcısından biri ALEVİ öbürü KÜRT olmalı diyor.
K.K CHP'yi ALEVİ partisi yapmak için geri gelme derdinde.
ERDOĞAN K.K'yi destekliyor.
ÖZGÜR ÖZEL, KÜRESELCİ The Economist'e makale yazıp, "PKK AÇILIMINI ben daha iyi yaparım, ben iktidar olayım, beni ne olur destekleyin" diye mesaj yolluyor.
HER HALÜKARDA HEPSİ AYNI TAS AYNI HAMAM.
TÜRK MİLLET YALNIZ.
ÇIKIŞ BUNLARLA OLMAZ!
OLMAZ!
@HakBirPartisi
İran, uranyumun İran'dan ayrılmayacağını ve Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağını ilan etti.
Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) aynı anda Yüce Lider'in "tarihi emri" altında yeni Basra Körfezi yönetim kurallarını duyurdu.
İran devlet medyasına göre Basra Körfezi'ndeki İran kıyı şeridinin yaklaşık 2.000 km'sinde kontrol ilan etti.
Bak RT ediyorum. Prof. Çarpıtma yapıyor. Biz Solar geoengineering diyoruz o inatla bulut tohumlama diyor. Biz yürürlükte olan Paris İklim antlasması diyoruz o ısrarla geçmişten bahsediyor.
Bilmeniz gereken Stronsiyum, Aluminyum, Baryum ve ekosisteme olası etkileri.
🌐🎙️ANALİZ | “İmparatorluktan korsan bir devlete doğru evriliyorlar”
Araştırmacı gazeteci R. Medhurst (@richimedhurst), Batı’nın ifade özgürlüğü paradigmasını ve ABD’nin yeni dönem küresel stratejilerini kapsamlı bir projeksiyonla değerlendirdi.
⚖️ Bağımsız gazeteciliğin kriminalizasyonu
Medhurst'ün Birleşik Krallık ve Avusturya ekseninde maruz kaldığı "Terör Yasası" tabanlı tutuklama süreci; bağımsız medyanın sistem dışına itilmesi ve Julian Assange davasının yapısal etkileri.
🌍 Abluka doktrini
Arktik bölgesinden (Grönland-İzlanda hattı) başlayıp Venezuela ve İran’a uzanan ve türlü haydutluklarla şekillenen, Çin’in enerji koridorlarını hedef alan çok katmanlı kuşatma stratejisi.
⛽ Piyasa manipülasyonu
Nord Stream sabotajı sonrası Akdeniz merkezli kurulan yeni şebeke; Chevron’un bölgedeki hakimiyeti ve Katar’ın küresel gaz arzından tasfiyesiyle ABD’nin "tek tedarikçi" olma hedefi.
📍 Bölgesel ekspansiyon
"Büyük İsrail" İsrail’in devlet politikasında Ben-Gurion’dan bu yana süregelen genişleme stratejisi; Lübnan, Suriye ve Filistin topraklarının bir "sıçrama tahtası" olarak kullanımının tarihsel ve güncel belgeleri.
💧 Suriye'de gasp ve yıkım
Suriye’nin su kaynaklarının %30’unun gasp edilmesi, enerji altyapısının uluslararası kartellere devri ve ülkenin "kendi kendine yeterlilik" kapasitesinin sistematik olarak imhası.
⚓ Yeni bir tanım: 'Korsan devlet'
Uluslararası hukukun askıya alınarak açık denizlerde Rus tankerlerine yapılan müdahaleler; ABD’nin bir imparatorluktan, doğrudan hammadde el koyma odaklı bir yapıya evrilme süreci.
📌Medhurst’ün saha tecrübesine dayanan kapsamlı analizinin tamamı için:
https://t.co/i4ndncaHEq🔗
Nafaka meselesi;
İki kişinin birlikte yaşayarak yine ortak kararla sonlandırdığı ve her iki tarafın da eşit kusurlu olduğu bir boşanmada, bir tarafı diğerine ömür boyu para ödemek zorunda bırakmak bana pek adil gelmiyor.
Süresiz nafakanın yanı sıra her ay açılan nafaka artırım davaları, icra masrafları, avukatlık ücretleri ve nafaka ödenmediğinde uygulanan tazyik hapsi de mağduriyetin diğer boyutudur.
Erkek, nafakayı bir ay ödeyemediğinde eski eşin şikâyetiyle 3 aylık hapis cezasına çarptırılabiliyor. Milyonları bulan bir borç halinde bile hapis cezası söz konusu değilken, sadece nafaka borçlularına yönelik böyle bir uygulama biraz insafsızca değil mi?
Yoksulluk Nafakası Kanunu İsviçre Kanunu’ndan alınmıştır. İsviçre daha sonra bu kanunda “süresiz” ibaresinin yanlış olduğunun farkına varıp süreli hale getirmiştir. Ne yazık ki Türkiye’ de ise hala eski İsviçre Kanunu uygulanmaktadır.
Türkiye artık bu mağduriyetlerin önüne geçmelidir. Kısa ve uzun süren evlilik durumlarına göre nafaka miktarları ve süreleri yeniden belirlenmelidir. Yoksulluk nafakasının süresi belirlenirken, nafaka alacaklısının yaşı, eğitim ve sosyoekonomik durumu, iş gücü ve evli kalma süresi gibi kriterlerin dikkate alınması gerekmektedir.
Nafaka yükümlülüğünü yerine getiremeyen kişiler için uygulanan hapis cezasının kaldırılması gerekiyor.
Kocasının eski eşine süresiz ödediği nafaka yüzünden mağdur edilen ikinci eşleri, oğlunun nafaka borcundan cezaevine girmesini önlemek için kredi çeken anne-babaları, babasının eski eşine her ay ödediği nafaka yüzünden ihtiyaçları karşılanamayan çocukları ve çocuklarını icra yoluyla görmek zorunda bırakılan tüm anne ve babaları da lütfen düşünelim.
Bir bahane çıksa da yeni silah denesek 🫧
ABD sesten 5 kat hızlı hipersonik Dark Eagle füzesini İrana karşı kullanmak üzere bölgeye getiriyor - BBerg
🌎atom yok mu ‼️❓
Milas Selimiye sağlık ocağı satılığa çıkarılmış. Millet tedirgin ve endişeli.Doktorlara da muayene açın falan denilmiş. Neler oluyor? Bazı sağlık ocakları kapatılıyor mu? Ya da bilmediğimiz bir özelleştirme mi söz konusu?
Gerçek doğal beslenme, sadece "ilaçsız" olması değil; gıdanın ait olduğu toprakta, olması gereken zamanda ve ihtiyacın olan iklimde yenmesidir.
Biyolojik İhtiyaç: Vücudun kışın domatese değil, o mevsimin sert şartlarına dayanacak kök sebzelere ihtiyacı vardır.
Mevsim dışı ve coğrafya dışı gıda, besin değeri düşük bir "illüzyondur".
Genetik Sadakat: Atalarımızın binlerce yıl tükettiği yerel türler (zeytin, ceviz, elma) hücrelerimize ve bağırsak floramıza en uygun olanlardır.
Yerli ürün dururken "yabancı" bir türe ihtiyaç duymak, doğanın bilgeliğini reddetmektir.
Doğa, bir coğrafyanın su miktarına ve güneşine göre ne yetişmesi gerektiğini binlerce yılda belirlemiştir.
Tropikal meyveler veya sera ürünleri, bu dengeyi zorlayarak su kaynaklarını sömürür ve toprağı yorar.
Avokado ve muz yemezsek bir yerimiz eksilmez
Anadolu insanın bu meyvelere ihtiyacı yoktur
Zeytinleri Bursa’dan bir fabrikandan alıp ( ismi bende saklı ) kendi zeytininiz gibi satarak tüketicileri aldatmayın
Limon bahçesiniz yok, varmış gibi fotoğraf çekip paylaşmayın . İthal cevizleri yerli ceviz gibi satışa sunmayın. İthalse ithal deyin.
Erciyes kuruyemişten aldığınız Amerikan bademlerini yerli diye pazarlamayın.
En önemlisi doğal olmayan piyasadan topladığınız ürünleri doğal etkileriyle satmayın bu suç
Marketten tüketiciler daha ucuzunu bulurken insanların güvenini istismar ederek doğal etiketiyle satmak ahlaki değildir
Açık ve şeffaf olun
bir başkasının Ürününü satabilirsiniz fakat bunu belirtin, nerde nasıl üretildiği pestisit kullanılıp kullanılmadığı bilinmeyen ürünlere doğal damgası vurmayın.
Tabiblik iyi bir meslek bunu ticarete alet etmeyin
Sistem sizin ekip biçmenizi istemiyor
Tüketici kalmanızı istşyor
Kendine yeten bahçeniz olursa bayerin zehrini, Monsanto’nun tohumunu kullanmayacaksınız
Ata tohumunun satışını neden yasakladılar sanıyorsunuz
Hobi bahçeleri bu nedenle hedefte
Ne kadar ahmak varsa tetikçilik yapıyor