Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’yi ziyaret ederek, Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu’nda geride bıraktığımız dört yıllık çalışma dönemini ve önümüzdeki seçim sürecine ilişkin değerlendirmelerimi arz ettim.
Sayın Genel Başkanımızın görüş ve tavsiyelerinden istifade etme imkânı bulduğum ziyaret vesilesiyle, kendilerine kabulleri için şükranlarımı arz ediyorum.
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’yi makamında ziyaret ederek yürüttüğümüz çalışmalar hakkında kendilerini bilgilendirdik. Nazik kabulleri ve bizlere gösterdikleri teveccüh için Sayın Genel Başkanımıza şükranlarımı arz ediyorum.
Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Gürsel Baran, başkan yardımcılarımız ve yönetim kurulu üyelerimizle birlikte, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’ı makamında ziyaret ettik.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Turgay Deniz’in de katılımıyla gerçekleşen görüşmede, Sayın Cumhurbaşkanı’na görevinde başarı dileklerimizi ilettik.
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki bağ, yalnızca diplomatik ve ticari bir ilişki değil; tarih, kader, kültür ve kardeşlik hukukuyla yoğrulmuş müstesna bir birlikteliktir.
Bu anlayışla gerçekleştirdiğimiz görüşmede; Ankara ile KKTC arasındaki ticari ve ekonomik iş birliği imkânlarını, karşılıklı yatırımların artırılmasını, iş dünyalarımız arasında yeni ortaklıkların geliştirilmesini ve iki ülke ekonomisine katkı sunacak somut projeleri değerlendirdik.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınmasının, Türk dünyasının ve Türkiye-KKTC kardeşliğinin güçlenmesi bakımından taşıdığı önemin bilinciyle; Ankara iş dünyası olarak üzerimize düşen katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu ifade ettik.
Nazik kabulleri ve verimli istişareleri için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’a teşekkür ediyor; görevinde üstün başarılar diliyorum.
Kurumların kültürel takvime duyarlılığı bir tercih değil, olgunluk göstergesidir.
Ramazan ayında kahvaltı daveti göndermek mümkündür.
Fakat mümkün olmak, her zaman zarif olmak değildir.
İnanç takvimine denk düşen bir dönemde, bazı üyelerin fiilen katılamayacağı bir organizasyon planlamak belki prosedürel bir eksiklik değildir;
ama incelik eksikliğidir.
Nezaket, çoğunluğa göre değil; hassas olana göre ölçülür.
@ankaratabipoda@ttborgtr
Saç örgüsü gündem olmuşken, Kabac Hatun’u hatırlatmadan ve Kızıl Kaftan’dan alıntı yapmadan geçmek olmazdı.
***
Biraz ötede Börü Ana vardı.
Omzunda geyik kemiği işlemeli tılsım, sırtında örgülü saçlar…
Kimine göre kam, kimine göre şaman;
ama hepsinden önce hafızayı taşıyan kadındı.
Kabac’ın önünde çömeldi.
Parmağını dizindeki kana batırdı, yere bir halka çizdi ve dedi ki:
“Bu toprak adını unutmaz.
Bugün dizinden akan kan, yarın Buhara’nın surlarında akar.
O gün çocuklar çember kurmayı bırakır.
Şunu iyi bil:
Bugün kanın aktı.
Yenildin.
Ama geri çekilmedin.”
***
"KIZIL KAFTAN:TÜRKLERİN KILIÇLA TANIŞTIĞI İSLAM ve KERBELA'DAN BUGÜNE"
Şahin Aybek'in(@sahin_aybek) "Türkiye Hepimizin Eğitim Hepimizin" programının konuğu Yazar Doç. Dr. Ömer Çağlar Yılmaz(@DocDrOcyilmaz) oldu.
https://t.co/bysuptQ2e8
"KIZIL KAFTAN:TÜRKLERİN KILIÇLA TANIŞTIĞI İSLAM ve KERBELA'DAN BUGÜNE"
Şahin Aybek'in(@sahin_aybek) "Türkiye Hepimizin Eğitim Hepimizin" programının konuğu Yazar Doç. Dr. Ömer Çağlar Yılmaz(@DocDrOcyilmaz) oldu.
https://t.co/bysuptQA3G
Arap ordularının “teslim olun” çağrısına Kabaç Hatun kılıcıyla karşılık verdi.
Kızıl Kaftan bu ilk karşılaşmayı kışkırtıcı bir dille anlatıyor. Okudum; bence herkes okumalı. Biz de üzerinde uzun uzun sohbet ettik. @DocDrOcyilmaz
Kızıl Kaftan romanının yazarı Ömer Çağlar Yılmaz ile son derece verimli bir söyleşi yaptık.
Kızıl Kaftan'ı okuduğunuzda Arap İslam ordularının Türk ellerindeki katliamlarına gözyaşı dökeceksiniz.
Kuteybe'nin zulmü...
@DocDrOcyilmaz@otukennesriyat
Her tuşunda emek, her sesi sabır olan bir çağdan…
Bu kıymetli hediye için Laf Ajans’taki dostlara teşekkür ederim.
Kelimelerin geri dönüşsüz yazıldığı zamanlara doğru bir yolculuk gibi.
@EmreSarak68296
Berkan kaya
Hasan Lütfü Örsdemir
Güç, Hukuk ve Hatırlama Üzerine
Dünya, hukuku adaletle değil; güçle tanıdı.
Bu yeni bir keşif değil, uzun süre bastırılmış bir hakikat.
Bugün “uluslararası hukuk ihlali” diye konuşulan her olay, aslında eski bir cümlenin yeniden kurulmuş hâlidir:
Gücü olan yapar, gücü olmayan yaşar.
İlk ateşi bulan el, kuralı da koydu.
İlk duvarı diken, kimin içeride kimin dışarıda kalacağını belirledi.
Hukuk çoğu zaman sonradan geldi;
olan biteni açıklamak, meşrulaştırmak için.
Bir yerlerde bir başkan kaçırılıyorsa,
başka bir yerde bir çocuk kimliğini unutmaya zorlanıyorsa,
bir şehir seyirlik bir trajediye dönüştürülüyorsa
bunun adı yalnızca ihlal değildir.
Bu, dünyanın alışıldık düzenidir.
İki kardeş arasında da böyledir bu.
Evde, sokakta, masada…
Birinin sesi daha gür çıktığında,
ötekinin haklılığı sessizleşir.
Güç, çoğu zaman hakikatin önüne geçer;
sonra hakikat, “uygunsuz” ilan edilir.
İsrail’de olanlar,
Bosna-Hersek’te yaşananlar,
Doğu Türkistan’da sürenler…
Hukuka uygun muydu? Hayır.
Engellendi mi? O da hayır.
Çünkü hukuk, kendi başına yürüyen bir ilke değildir.
Onu ayakta tutan şey dengedir.
Denge bozulduğunda hukuk, iyi niyetli bir metne dönüşür:
Okunur, alkışlanır, ama uygulanmaz.
Devletler ahlâklı değildir.
Devletler çıkar sahibidir.
Bu yüzden güçlü olanın yaptığı “strateji”,
zayıf olanın yaptığı “suç”tur.
Aynı eylem, farklı ellerde farklı isimler alır.
Bu tabloyu görmek karamsarlık değildir.
Saflıkla körlüğü ayırmanın adıdır bu.
Ama şunu da unutmamak gerekir:
Gerçekliği görmek, ona teslim olmak değildir.
Zulüm, tarih boyunca hep vardı.
Ama insanlık, onu fark ettiği an ilerledi.
Bazen geç kaldı, bazen sustu;
ama her seferinde birileri hatırlamayı seçti.
Ve bazı utançlar, kuşaktan kuşağa taşındı.
Bu yüzden yazmak hâlâ anlamlı.
Çünkü yazı gücü durduramaz belki;
ama meşruiyet masalını bozar.
Hukuk güçlüye hizmet ettiğinde
geriye bir şey kalır: Hafıza.
Ve hafıza, gün gelir
en az güç kadar tehlikeli olur.
#Caracas #Maduro #UluslararasıHukuk
Türkiye’de Türk olmak ya da Türk kimliğine saygı duymak, giderek “ırkçılık” etiketiyle zorbalanıyor.
Bir kimliği savunmayı ırkçılık sayıp, başka aidiyetleri dokunulmaz ilan etmek sağlıklı bir dil üretmiyor.
Bu tür bastırma ihtiyaçları savunulan fikrin zayıflığının işaretidir.
Mutluluğu zengin–fakir diye ikiye ayırmak, insan deneyimini yoksullaştırır.
Fakir insan sadece eksiklerini giderince mutlu olmaz;
zengin insan da otomatik olarak anlam arayışında yaşamaz.
Özetle para bir araçtır; duyguları tanımlamaz.
Mutluluk, ne kadar şeye sahip olduğumuzda değil; hayatta nereye baktığımızda, kime bağlandığımızda ve neye anlam verdiğimizdedir.
Ayaz Ata der ki:
Zor zamanlar geçer, insan kalır.
Geçmeyen şey; hatırladıklarımız ve unutmamayı seçtiklerimizdir.
Yeni yıl; daha az savrulma,
daha çok anlam,
daha sahici bir hayat getirsin hepimize.
Kızıl Kaftan!
Arap İslam ordularının katliamları...
Türklerin direnişi!
Törenin ve Tengri'nin ölmesi.
Okurken bir seçime zorlanıyorsunuz:
Töre mi, din mi?
Tengri mi, Allah mı?
Okuyun ve seçiminizi yapın.
Ömer Yılmaz Çağlar yazdı.
@DocDrOcyilmaz@otukennesriyat
Değerli Büyüğüm Doç. Dr. Ömer Çağlar Yılmaz (@DocDrOcyilmaz) hocamı ziyaret ettim. Hoş sohbeti, samimiyeti ve ayırdığı kıymetli vakit için kendisine teşekkür ederim.
Kızıl Kaftan: Son Direniş adlı kitabını da bu vesileyle imzalattık. Tarihsel hafızayı diri tutan yaklaşımıyla gerçekten üzerinde durulması gereken bir çalışma. Hocamızın kalemine sağlık.
Kızıl Kaftan!
Arap İslam ordularının katliamları...
Türklerin direnişi!
Törenin ve Tengri'nin ölmesi.
Okurken bir seçime zorlanıyorsunuz:
Töre mi, din mi?
Tengri mi, Allah mı?
Okuyun ve seçiminizi yapın.
Ömer Yılmaz Çağlar yazdı.