Gücün bütün yollarından geçtim.
Kalabalıkta bir yüz olmayı seçtim.
Anladım ki benim için yaşamak budur.
Bir işe yaradığını bilmek ve fotoğrafta görünmemek
Nutuk'u üçüncü kez bitirmişti içeride, hücresinde kocaman bir Atatürk portresi vardı. Ama buna rağmen tek düşünebildiği çözüm süreci, demirtaş, dem parti'nin talepleri, kürtçe falan. Çok ilginç bir durum.
Adem Sözüer nereye gitse orası kuruyor. İmamoğlu'na yanladı, İmamoğlu içeride. CHP kurultayı için mütalaa yazdı, bugün karar geldi. İstanbul Üniversitesinden Bilgi'ye geçti, sonuç:
KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM, GÜL GİBİ SARARIP SOLDUM EYVAH EYVAH…
Evet…
Ekrem İmamoğlu ve ekibinin yargılandığı davanın siyasi bir yönü olduğu tartışmasızdır.
Ama bu gerçek, ortada duran iddialara cevap vermeme hakkı vermez.
Mahkeme salonu siyaset kürsüsü değildir.
İddialara hukuki cevap vermek yerine
“Bu dava siyasi” diyerek meseleyi mağduriyet söylemiyle geçiştirmek gerçekten kabul edilebilir mi?
İnsan bazen susmak ister…
Ama Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok.”
Ekrem Bey artık tam da o noktaya geliyor.
Çünkü herkes gerçeği biliyor:
• Seçimden bir gün sonra parti liderine “değişim” çağrısı yaptı.
• Siyaseti para ve güç üzerinden dizayn etti.
• Sosyal medyada troll ağları kuruldu, eleştiren herkes linç edildi.
• Medya dizayn edildi, konuşulması istenen konular konuşturuldu.
• Kurultay süreçleri güç ve para dengesiyle şekillendirildi.
• Parti içinde yılların emeği olan insanlar itibarsızlaştırıldı.
Ama asıl mesele sadece Ekrem İmamoğlu’nun yaptıkları da değil.
Bu süreçte CHP mahallesindeki seçmenler ve muhalif çevreler de
sırf Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden bu yanlışları görmezden geldi.
“Sadece Erdoğan gitsin” mantığıyla
birçok hatayı kanıksadılar, sorgulamadılar.
Ekrem İmamoğlu da bu iklimi kullanarak bir algı siyaseti kurdu.
Kemal Kılıçdaroğlu için sürekli
“seçim kaybeden lider” algısı üretildi.
Ama aynı dönemde:
• 2019’da İstanbul, Ankara, Adana, Mersin gibi büyükşehirler kazanıldı.
• CHP’nin oylarında genişleme ve büyüme yaşandı.
• Yerel seçimlerde önemli başarılar elde edildi.
Bunlar ise kurulan medya düzeni içinde ya hiç konuşturulmadı
ya da özellikle görünmez kılındı.
Bunun yerine tek bir hikâye anlatıldı:
“Kemal Bey kaybeden lider.”
Ve bu algı üzerinden insanlar linç edildi.
Bugün geldiğimiz noktada tablo açık:
Herkes geminin su aldığını biliyor.
Herkes kaptanın doğruyu söylemediğini görüyor.
Ama korku, algı ve nefret siyaseti yüzünden kimse konuşamıyor.
Ve acı olan şu:
Ekrem İmamoğlu bir kumpasın değil,
kendi kurduğu siyasetin kurbanı oldu.
Not:Hadi troller aldığınız maaşın hakkını verin,küfüre devam.:)))
Avukatlık stresle başa çıkmayı beceremeyenlerin yapabileceği bir iş değil. Romantize etmenin hiçbir anlamı yok. Bu meslek çok zor. İç dünyalarınızdaki savaşları, onlarla başa çıkmak için harcadığınız zamanları biliyorum. Özel hayatınızdan gelen zorluklarla, ekonomik ve mesleki zorlukların dağ gibi olduğunu biliyorum. Dışarıdan güllük gülistanlık gözüken o avukat görüntüsünün altında yıkık bir ruh ve o ruhu kontrol etmesini bilen bir terbiyeci olduğunuzu biliyorum.
Zayıf ruhların, güçsüz mentallerin bu işin içinden çıkması mümkün değil. Siz bu zor yolları çözmüş güçlü karakterlersiniz.
Evet hepimizin çok zor zamanlardan geçtiğini biliyorum, ben de bu ara bir çok konuda sınanıyorum kıymetli meslektaşlarım. Ama bu zor zamanlar bizim bir rutinimiz. Daha önce de krizleri yönettik, başardık. Şimdi de başaracağız.
Kalbi daralan, bunalan meslektaşıma sesleniyorum; yalnız değilsiniz ve her şeyi halledeceğiz.
Rıza Pehlevi çıkmış İran’a demokrasi nutku atıyor…
Ama tarihine bakınca insanın aklına şu geliyor: Dedelerin mezardan kalksa, seni bu halinle görünce önce şaşırır, sonra da kovalar.
Kendi ülkesinde bir karşılığı yok, halkın içinde bir ağırlığı yok; ama Amerika’dan iktidar hayali kuruyor.
Washington’dan devrim, sürgünden liderlik çıkmaz.
İktidar hevesi başka, meşruiyet başka.
Allah kimseyi kendi toprağında karşılığı olmayan, başka başkentlerin gölgesinde siyaset yapmaya mecbur bırakmasın.
Saray mirasıyla siyaset yapılmaz;
Halkın kalbinde yerin yoksa, kürsüde sözünün de ağırlığı olmaz.
Bugün biriyle tanıştım. Nereli olduğumu sorunca Türkiye dediğimde “insan hakları açısından dünyadaki en korkunç birkaç yerden biri olsa gerek” dediğinde bir anda gözüm döndü ve “bu nasıl bir etiketleyici ve yargılayıcı cümle, istersen dünyada Epstein olaylarına ve kendi ülkenin tutumuna da bir bak” dedim. Az daha kavga çıkıyordu ki karşımdaki kişi geri adım attı. Kendi içimizde birçok şeyi yanlış buluruz ama kimsenin bunu tek taraflı, etiketleyici ve gizli bir ırk üstünlükçülüğü hissine kapılarak yapmasına izin vermeyiz. Keşke insanlar birebir iletişimlerde düzgün ve eşitlikçi iletişim kurmayı öğrense.
Mahmut Tanal ve yenidoğan çetesinin bağlantısı araştırılsın; bir ünlüyü eleştirdi diye bir savcının görevden alınmasını talep etmek normal değil çünkü.
Herhangi bir tecrübeli hukukçuya çevirip sorsanız size bu anlattıklarınızdan fazlasını anlatırdı. Bu camiada kimin ne olduğunu, ne yaptığını herkes bilir. Çıkıp anlatmıyorsak kimseye güvenmediğimiz içindir.
Ezberlenmiş cümleler dışında hiçkimse yardımcı olmuyor, videolar, fotoğraflar o kadar açık ki. Mail de attım defalarca beni markaya yönlendirdiniz, marka bizim yapabileceğimiz bir şey yok diyor @mediamarkt_tr
261123307 numaralı siparişimi açarken video kayıtları ve ürünün hasarlı olduğu apaçık olmasına rağmen iade kodu oluşturmuyorsunuz, durum tespit raporu diye tutturuyorsunuz. Hiçbir ürününüzün arkasında durmuyorsunuz, sizden alışveriş yapmak en büyük hatam @mediamarkt_tr
10. Yargı Paketiyle birlikte Geçici Madde 10'nun suç tarihi gözetilerek yeniden düzenlenmesi ve ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin koşullu salıverilme oranının 3/4 olarak değiştirilmesiyle oluşabilecek ilginç bir infaz paradoksu;
Covid Yasası olarak bilinen 5275 sayılı İnfaz Kanunu Geçici Madde 10'un suç tarihi 31.07.2023 esas alınmak suretiyle yeniden düzenlenmesi ve ikinci kez mükerrirlerin koşullu salıverilmesi oranının 3/4 şeklinde değiştirilmesi durumunda kişinin ikinci kez mükerrir olduğu cezanın 31.07.2023 tarihi sonrasında işlenmiş olması hâlinde bu cezanın 3/4 koşullu salıverilme oranıyla müddetnameye dahil edilmesi ile birlikte hükümlünün 3 sene fazla olacak şekilde denetim hakkından faydalanması mümkün olmaz.
Halbuki ikinci kez mükerrir olduğu ceza mevcut infaz düzenlemeleri uyarınca 4/4 olarak infaz edilseydi ayrı bir müddetnameye konu olacak, ilk olarak ikinci kez mükerrir olan bu cezanın infazı çektirileceğinden diğer cezaların infazı başladığında bu cezanın infazı bitmiş olacak ve hükümlünün ikinci kez mükerrir cezasının suç tarihi 31.07.2023 tarihi sonrasında olsa bile ikinci müddetnameye dahil olmayacağından hükümlünün 3 sene erken denetimden faydalanması mümkün olacaktı.
Dolayısıyla bu örnekte lehe olarak görülen şey aleyhe olacak, hükümlünün ikinci kez mükerrir cezasının 4/4 yerine 3/4 şeklinde infaz edilmesi ve diğer cezalarla birlikte müddetnameye alınmasıyla birlikte cezaevinde geçireceği süre önemli süreyle artacaktır.
Her yeni değişiklik infaz hukukunda daha absürt uygulamalara sebebiyet veriyor.
Anadolu'nun Büyük Evladı
Neşet Ertaş öldü ve biz biraz daha yoksullaştık, biraz daha kuru, sıradan, ruhsuz bir ülke olmaya yaklaştık.
Fazıl Hüsnü Dağlarca "Milletler büyük evlatlarıya nefes alır!" demişti. Neşet Ertaş büyük evlattı.
Çünkü bize Orta Asya'dan Anadolu'ya göçenlerin, dağlara tepelere akarsulara isim verenlerin, gönül teli titreyenlerin, yürekten yüreğe gizli bir yol bulanların bozlaklarını, türkülerini taşıyordu.
Geçmişimizle aramızda duran ışıltılı bir köprü gibiydi Neşet.
Son nefesine kadar dilinden düşürmediği büyük usta Muharrem Ertaş'ların, Çekiç Ali'lerin soluğunu aktarıyordu.
O Muharrem usta ki "Ferman padişahın dağlar bizimdir!" diye haykırdığı zaman kâinat durup dinlerdi.
O Çekiç Ali ki "Sarı yazma yakışmaz mı güzele" diye ünlediği zaman, kuşlar, böcekler, kelebekler susardı.
Genç Neşet Ertaş da radyo döneminde bir tek türküsüyle halkın ruhunu esir almıştı. O sıralarda yaygın olan ve çok kişinin okuduğu Ali İzzet'e ait "Mühür Gözlüm" türküsünü çığlık çığlığa söylemiş, o anda da Türkiye'ye damgasını vurmuştu.
Bu genç adamın sesinde, sazında sanki çırpınan bir kuşun çığlığı duyuluyordu. Dinleyenlerin tüyleri diken diken oluyordu.
O günden sonra herkes birbirine sormaya başladı: Kim bu adam, kim bu adam?
Halk onu tek bir kişi sanıyordu; elindeki sazın bin yıldır çalındığını, avazının bin yıldır Anadolu gökyüzüne salındığını bilmiyordu.
Âşık Veysel'in sesi toprağa benzerdi, Neşet'inki ise gökyüzüne, bulutlara, rüzgârlara, en yüksekten uçan turna kuşlarına.
Neşet Ertaş bizi geçmişimize bağlayan bir köprüydü dedim... Orta Asya'dan gelen Türkmen boylarının pentatonik müziğini duyuruyordu bizlere. İnsanlar bilinçle kavramasalar bile, kromozomlarına kazınmış olan bu tarihsel hafızayı hissediyorlar ve "İşte bu bizden!" diyorlardı.
Eğer Neşet ve babaları, amcaları İspanya'da yaşasa flamenko ustaları gibi onurlandırılırlar, incelemelere, tezlere konu olurlardı.
Yunan olsalar, rebetika ustaları gibi isimleri yüceltilirdi.
Amerikalı olsalar blues efsaneleri olarak dünya tarihine geçerlerdi.
Ama onlar ne yazık ki kıymet bilmeyen bir ülkenin, kabuk değiştirmeye çalıştığı bir devrine rastlamışlardı.
Kabuk değiştirmek kültür değiştirmek demektir. Kendi ülkesiyle bağlarını koparmaya çalışan gençliğin (ve genç sanatçıların) New York’lu olmaya özendiği bir dönemde Neşet’in dünya çapındaki ustalığını kim anlayacaktı ki.
Bugün pek çok radyo televizyon kanalı sorular yöneltti. Neşet Ertaş konuşulacağı için çoğuna olumlu cevap verdim. Arayanlardan ve Neşet programı yapanlardan birisi hangi kurumdu biliyor musunuz: Çin Uluslararası Radyosu.
Bizde bazıları Neşet Ertaş adını duymamıştır ama dünya böyle bir ustanın önemini bilir.
Nasıl Âşık Veysel’le, Âşık Mahzuni’yle birer devir kapandıysa, Neşet Ertaş’la da Kırşehir bozlakları perde indiriyor.
Bu gelenek elbette bitmeyecek, bozlak söyleyen genç sanatçılar yüreğimizi titretmeye devam edecek ama Neşet’in sadası duyulmayacak artık.
Mekânın cennet olsun sevgili dost.
Evvelimiz sen oldun, ahirimiz de sensin.
Zülfü Livaneli, Vatan, 26.9.2012
Jin jiyan azadi tescilli bir pkk sloganıdır, pkk destekcisi kadınların örgütlenmesi için ortaya atılmıştır. Öcalan ve pkk sempatizanı değilseniz kullanmayın.